• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Su Güvenliği, Enerji Diplomasisinin Gizli Cephesidir

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Yeni Akit'i Google'da takip et, hiçbir gelişmeyi kaçırma.
Su Güvenliği, Enerji Diplomasisinin Gizli Cephesidir

İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Türkiye aynı anda iki gerçekle karşı karşıya. Bir yandan resmi veriler, 2024 yılındaki yağış miktarının uzun vadeli ortalamaların altına düştüğünü gösteriyor. Öte yandan, son yedi ayda (1 Ekim 2025-30 Nisan 2026) yağışlar hem mevsimsel normların hem de geçen yılın rakamlarının oldukça üzerine çıkarak dikkate değer bir toparlanma yaşandı.

İlk bakışta bu iyi bir haber gibi görünebilir. Ve aslında, tamamen meteorolojik açıdan bakıldığında öyle de. 1 Ekim 2025 ile 30 Nisan 2026 arasında Türkiye›de ortalama 555,3 milimetre yağış kaydedildi; bu rakam 1991-2020 ortalamasının %29, geçen yılın aynı döneminin ise %72 üzerinde. Tüm bölgelerde hem uzun vadeli ortalamanın hem de geçen yılın seviyelerinin üzerinde yağış kaydedildi. En güçlü artış Güneydoğu Anadolu›da görülürken, Orta Anadolu, Marmara, Ege ve Karadeniz bölgeleri son on yıl veya daha uzun süredir en yüksek kümülatif yağış seviyelerine ulaştı.

Ancak asıl sorun tam da burada başlıyor. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu soru artık sadece yağışın artıp artmadığı değil. Asıl soru, suyun doğru zamanda, doğru yere ve ekonomi tarafından depolanabilecek, yönetilebilecek ve kullanılabilecek bir biçimde gelip gelmediğidir. Başka bir deyişle, kriz artık sadece kıtlıkla ilgili değildir. Kriz, değişkenlikle ilgilidir.

Günümüzde kuraklık, sadece yağmurun olmaması değildir. Su döngüsündeki öngörülebilirliğin kaybolmasıdır.

Bu nedenle, kuraklığı dar kapsamlı bir çevre sorunu olarak ele almak artık yeterli değildir. Türkiye için su güvenliği, gıda güvenliği, enerji güvenliği, endüstriyel rekabet gücü ve ulusal dayanıklılık meselesi haline gelmiştir. Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz Havzası, iklim kaynaklı kuraklık risklerine en fazla maruz kalan bölgelerden biridir. Bu durum, Türkiye’yi iklim krizinin uzak bir gözlemcisi değil, stratejik ön cephesinde yer alan ülkelerden biri haline getirmektedir.

Ekonomik maliyet artık soyut bir kavram değildir. Su stresi ilk olarak tarlalarda ortaya çıkar, ancak orada kalmaz. Gıda fiyatlarına, enerji faturalarına, endüstriyel maliyetlere ve sosyal istikrara yansır. Su temini belirsiz hale geldiğinde, tarımsal üretim zayıflar. Tarımsal üretim zayıfladığında, gıda enflasyonu artar. Hidroelektrik üretim azaldığında, enerji sistemi ithal yakıtlara daha fazla yönelir. Kuru bir mevsim olarak başlayan süreç, hızla ulusal bir ekonomik yük haline gelebilir.

Bu nedenle su ve enerji arasındaki bağlantı, Türkiye’nin stratejik planlamasının merkezine yerleştirilmelidir.

2025 yılında hidroelektrik, Türkiye’nin elektrik üretiminin yalnızca %15,8’ini oluştururken, doğal gaz ve kömür çok daha büyük bir paya sahipti. Ancak 2026 yılının Nisan ayında yağışların yeniden başlamasıyla hidroelektriğin aylık payı %41,4’e kadar keskin bir artış gösterdi. Bu ani dalgalanma bize çok önemli bir şey söylüyor: Türkiye’nin enerji dengesi, suyun davranışından doğrudan etkileniyor.

Barajlar dolduğunda ülke daha rahat nefes alır. Elektrik maliyetleri düşer, ithal yakıt baskısı azalır ve sistem esneklik kazanır. Ancak kuraklık derinleştiğinde tam tersi olur. Bu boşluk genellikle ithal doğal gaz veya kömürle doldurulur. Bu da daha yüksek maliyetler, daha fazla dış bağımlılık ve cari hesap üzerinde daha fazla baskı anlamına gelir.

Bu nedenle kuraklık enerji politikasının dışında değildir. Tam tersine, onun içindedir. Türkiye’nin doğal gaz ithalat hacmi de bu sorunun boyutunu ortaya koyuyor. 2025 yılında ülke, yaklaşık 58,9 milyar metreküp doğal gaz ithal etti. Silivri ve Tuz Gölü gibi depolama tesisleri önemli bir güvenlik yastığı sağlıyor, ancak depolama tek başına ithalat bağımlılığını ortadan kaldırmıyor. Sadece daha yönetilebilir hale getiriyor. Daha köklü çözüm, çeşitlendirme, verimlilik, yenilenebilir enerji kaynakları, şebeke esnekliği, bölgesel enterkoneksiyon ve daha akıllı bir su-enerji stratejisinde yatıyor.


İşte bu noktada enerji diplomasisi, bir dış politika sloganından öteye geçmektedir. Türkiye’nin Azerbaycan, Gürcistan ve Bulgaristan ile elektrik bağlantılarını güçlendirme çabaları ve daha geniş kapsamlı bölgesel enerji girişimleri bu bağlamda değerlendirilmelidir. İklim dalgalanmalarının yaşandığı bir çağda, enerji diplomasisi aynı zamanda iklim adaptasyonudur. Ulusal dayanıklılığın bir aracıdır. Medeniyet, kalkınma ve enerji güvenliği arasındaki ilişki burada başlıyor. Türkiye, 2025 yılında 360,92 teravat-saat elektrik tüketti ve resmi tahminler, 2035 yılına kadar talebin çok daha yüksek olacağına işaret ediyor. Sanayinin büyümesi, dijitalleşmenin yaygınlaşması, savunma kapasitesinin güçlenmesi ve yaşam standartlarının yükselmesi, hepsi daha güvenilir enerji gerektirecek. Ancak güvenilir enerji, aynı zamanda güvenilir su yönetimi de gerektiriyor.

On yıllardır büyük su altyapıları kalkınmanın sembolü olmuştur. Muazzam depolama kapasitesiyle Atatürk Barajı, suyun ulusal kalkınmanın nasıl bir dayanağı haline gelebileceğinin en net örneklerinden biri olmaya devam etmektedir. Ancak yeni dönem barajlardan daha fazlasını gerektirmektedir. Veri, verimlilik, atık su yeniden kullanımı, modern sulama, yeraltı suyu yönetimi, akıllı şebekeler ve havza bazlı planlama gerektirmektedir. Gelecek, sadece daha fazla altyapı inşa eden ülkelere ait olmayacaktır. Suyu akıllıca yöneten ülkelere ait olacaktır.

Batı iklim politikasının çelişkileri de burada ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliği, uluslararası ticarete daha sıkı karbon kuralları getiren Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması’nı uygulamaya koymaktadır. Ancak aynı Avrupa, ithal enerjiye derin bir bağımlılık içindedir. Kriz zamanlarında, kendini küresel yeşil dönüşümün ahlaki merkezi olarak sunarken, LNG, gaz altyapısı ve fosil yakıt tamponlarına güvenmeye ve kullanmaya devam etmektedir.


Türkiye bu çelişkiyi dikkatle okumalıdır. Buradan çıkarılacak ders, yeşil dönüşümü terk etmek değildir. Ders, romantik sloganlarla değil, stratejik gerçekçilikle bu dönüşümü sürdürmektir. İklim politikası, ulusal rekabet gücünü zayıflatmamalıdır. Enerji dönüşümü, yeni bağımlılıklar oluşturmamalıdır. Çevresel sorumluluk, endüstriyel güç, gıda güvenliği ve egemen karar alma ile el ele gitmelidir.

Dolayısıyla asıl soru, Türkiye kuraklığı hangi kurumsal zihniyetle yönetecek? Cevap açıktır. Türkiye’nin havza bazlı su bütçelemesine, su mevcudiyetine göre ürün planlamasına, kapalı ve basınçlı sulama sistemlerine, yeraltı suyu kullanımının sıkı kontrolüne, kentsel su kayıplarının büyük ölçekte azaltılmasına, arıtılmış atık suyun yeniden kullanımına, enerji yatırımları için su riski değerlendirmelerine, daha güçlü depolama kapasitesine ve talep tarafı yönetimine ihtiyacı var. Su, enerji, tarım, sanayi ve kentsel planlama artık ayrı dosyalar olarak yönetilemez.

Kuraklık, çevre gündeminden ulusal güvenlik gündemine taşınmalıdır. Çünkü suyu korumak artık sadece doğayı korumakla ilgili değildir. Türkiye’nin üretim gücü, enerji bağımsızlığı, gıda güvenliği ve stratejik geleceğini korumakla ilgilidir. Önümüzdeki yüzyılda, ülkeler sadece ne kadar enerji ürettikleri veya ne kadar sanayi kurdukları ile değerlendirilmeyecek. İklim baskısı altında yaşamı, üretimi ve istikrarı sürdürüp sürdüremeyecekleri ile değerlendirilecekler.

Yeni iklim çağında su artık sadece bir doğal kaynak değil; egemenliğin stratejik bir değeri haline gelmiştir. Türkiye için tasarruf edilen her damla su, daha güçlü gıda güvenliği, daha az enerji bağımlılığı ve daha fazla ulusal dayanıklılık anlamına gelmektedir. Geleceği şekillendirecek ülkeler, sadece iklimden bahsedenler değil, suyu güvence altına alan, enerjiyi akıllıca yöneten ve kırılganlığı güce dönüştürenler olacaktır. Türkiye bu vizyonla hareket etmelidir: çünkü enerji diplomasisinin gizli cephesi artık su güvenliğidir.

Prof. Dr. Erol KAM İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi

 

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23