Emin Pazarcı, "Geliyorum" diyen sele rağmen, İstanbul'da olmak yerine tatile çıkmayı tercih eden Ekrem İmamoğlu'nu çok sert sözlerle eleştirdi.
Emin Pazarcı, "Geliyorum" diyen sele rağmen, İstanbul'da olmak yerine tatile çıkmayı tercih eden Ekrem İmamoğlu'nu çok sert sözlerle eleştirdi. Pazarcı, Akşam gazetesindeki yazısında şunları kaydetti:
" "Başkanım ben" diyor. "Hayır, değilsin" diyen yok zaten. Biz de yazıp çizerken, İBB Başkanı diye bahsediyoruz kendisinden. Sadece "Madem öyle göster başkanlığını" deniliyor. İşte o zaman sıkıntı başlıyor...
Ekrem Bey'in başkanlık anlayışı farklı çünkü...
Daha fazla önemsediği işler var!
Başkan, ama uzaktan kumandayı seviyor. İşin başında olmak yerine, iş başında olanlara talimat vermeyi daha uygun buluyor. Bunu da ne kadar başarıyor, ne kadar etkili oluyor, o da bir başka değerlendirme konusu tabi!
Tartışmalar sürüyor, hatta yer yerinden oynuyor, ama İmamoğlu bu tavrından vaz geçmiyor. Bu bayramda da yaptı yapacağını. Meteoroloji, günlerce "geldi, geliyor" dedi. Uyarı üzerine uyarıda bulundu. Mutlaka İmamoğlu da duydu bunu. Duydu, ama İstanbul'da olmak yerine yine tatile gitmeyi tercih etti.
Üstelik "neredesin" diye soranlara da hayli celallendi...
"Bayramda bile huzursuzluk çıkarmak isteyenler yok değil" diye tweet bile attı:
"Onları sağduyuya davet ediyorum. Ülkemizin ve İstanbul'un kavga ve kötülüğe değil, hizmet ve dayanışmaya ihtiyacı var. İBB hizmet ve dayanışmaya devam ediyor."
Şaka gibi değil mi?..
Millet zaten hizmet istiyor. Onun için feryat ediyor, "İstanbul'u sel götürüyor, neredesin" diyor. Niçin görevinin ve işinin başında olmadığını sorguluyor. Ekrem Bey de bu açıklamayı yapıyor. Pişkinliğin en üst seviyesi bu! Nasıl olsa destekçileri "Bu nasıl dayanışma? Niçin İstanbul'a gelip dayanışmaya sen de katılmıyorsun?" diye sormuyor.
***
Hadi diyelim bir hata yaptı, ya da gafil yakalandı. Beklemediği bir sıkıntı ile karşılaştı. Hemen tatilini kesip dönmesi ve bahsettiği dayanışmanın içinde yer alması lazım, değil mi?
Yok, bunu da yapmıyor. Belli ki tavrının ve tarzının doğru olduğunu düşünüyor. Hatta bunu ilan ediyor. "İl dışında olduğunu" söylüyor. Bunu eleştirenlere de "sağduyulu olun" diye tepki gösteriyor.
Biraz daha ileri gitse, Hakkâri'den İstanbul'a koşup gelen ve çizmelerini giyen İçişleri Bakanı ile Konya'dan apar topar geri dönen İstanbul Valisini "sağduyu yoksunu" ilan edecek sanırım!
Alt tarafı bir sel baskını! Bu kadar da duyarlı olunmaz ki canım!
***
Alıştık biz Ekrem Bey'in bu tür tavırlarına, yadırgamıyoruz. Kızıp, bir valiye hakaret edebiliyor. İstanbullu karla mücadele ederken, balıkçıda bir büyükelçi ile yakalanmaktan rahatsız olmuyor. Hatta büyükelçilerle sürekli halvet olmasını savunup, merkezi idareye bilgi verilmesinin istenmesini "çürümüşlük" olarak bile görebiliyor.
O ne yaparsa doğru, hep haklı çünkü!
Yetmiyor, bir de kendisini Türk Siyasetine yön verecek birkaç kişiden biri olarak görüyor.
İşten çok reklamı seviyor. "İş yap" diyerek eleştirildiğinde ise çok üzülüyor, çok kırılıyor.
Olabilir, Allah çeşit çeşit insan yaratmış. Ekrem İmamoğlu'nu da böyle kabul ediyoruz zaten. Ama yapraklarla birlikte kendisini alkışlayanları kabul etmek de hazmetmek de çok zor.
Gecesini gündüzüne katıp koşturan Erdoğan'ı, ya da çizmeleri ayağına yapışan Soylu'yu eleştireceksin, tatilci İmamoğlu'nu alkışlayacaksın...
Kabul edilebilir bir durum mu, milletin ağırına ve gücüne gitmez mi bu?"