Ümmetin ezici çoğunluğu; Türk, Arap, Kürt, Acem, Berber... demeden ümmete mensubiyeti üst değerlendirme kriteri olarak kabul etmekte ve ırkı, kavmi ne olursa olsun insanları din farkına göre tasnif etmekte, İslam'a dahil olanları 'din kardeşi' İslam'a henüz dahil olmayanları ise bir gün hidayete ermesi umulan ve davet edilen insan kardeşi ve davet ümmeti olarak görmektedir.
Özellikle Kürtleri bahis konusu edersek, Sünni Müslümanların tarikat pirleri ile uleması arasında sayılamayacak kadar Kürt alim ve sûfî-mürşid vardır. Sünnîler tarih boyunca ayrım gözetmeden bu alimlere bağlanmış, güvenmiş, onları sevmiş ve saymış, ilim ve feyizlerinden istifade etmeye bakmışlardır. Alimleri baş üstünde olan bir etnik grubun sıradan insanları yabancı ve öteki olamazlar.
Son zamanlarda ümmet birliğini bozan amiller arasına, kavmiyetçiliğe ek olarak ideolojiler ve siyaset de girdi. Bu yüzden bugün mesela Suriye'de Kürtlerin bir kısmı yine Kürtlerin bir kısmı ile savaşıyor. Türkiye'de, karanlık çevrelerden emir ve talimat alarak sokağa dökülen, öldüren, yakıp yıkan anarşistlerin önemli bir kısmı Kürt ve en çok da Kürtlere zarar veriyorlar.
Bunca acıdan, sancıdan, zarardan, kayıptan sonra hala uyanmayacak mıyız, hala ibret almayacak mıyız, hala din, ümmet ve insanlık düşmanlarının oyununa gelmeye devam edecek miyiz!?
Her grubun (aidiyetin) içinde ümmet kardeşliğini benimsemiş insaflı, âkıllı, basiretli, iyi niyetli insanlar vardır, bugün onlara büyük bir vazife düşüyor: 'Kendi adamlarına' uygun dil ile hitap ederek barış ve kardeşliğe davet etmeleri, buna ısrarla ve her şeye rağmen devam etmeleri zaruret halini almış bulunuyor.
Kaynak:Prof. Dr. Hayreddin KARAMAN