Demokratlar Platformu Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer, güncel gelişmelere ve kamuoyunu yakından ilgilendiren konulara dair değerlendirmelerini paylaşmak üzere gazetemizin okur postası köşesi için bir yazı kaleme aldı.
Demokratlar Platformu Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer, güncel gelişmelere ve kamuoyunu yakından ilgilendiren konulara dair değerlendirmelerini paylaşmak üzere gazetemizin okur postası köşesi için bir yazı kaleme aldı.
Av. Yurdal Kılıçer
Demokratlar Platformu Genel Sekreteri
Bugün İran’da meydana gelen olaylar ve İran’ın uluslararası yalnızlığı yalnızca ekonomik sıkıntılar, sokak gösterileri veya rejim karşıtı tepkilerle açıklanamaz. Yaklaşık yirmi yıldır “Şii Hilali” olarak adlandırılan İran dış politikasını belirleyen mezhep ve etnik temelli ayrıştırıcı jeopolitik dış politika yaklaşımının dağılma sürecine girdiği söylemek yanlış olmayacaktır.
“İran kendi kendini ‘acem oyununda’ kandırmıştır.”
İran’daki krizi yalnızca ekonomik göstergelerle açıklamak eksik kalır. Ekonomik çöküş, bir neden değil, daha derin bir kırılmanın sonucudur. İran’da devletin yönetme kapasitesi ile toplumsal meşruiyetin zayıflamıştır. İran’da enflasyon, işsizlik ve para biriminin değer kaybı gibi yaşam maliyetinin artmasıyla birlikte, halk ile devlet arasındaki psikolojik bağın zayıf olduğu gerçeği daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Daha da önemlisi, dış politika stratejisinin çökmesiyle İran devleti artık toplumdan fedakârlık talep edebilecek meşruiyet üretebilme konusunda güçlük yaşamaya başlamıştır.
İran epeydir bölgeyi taşeron yapılar, ideolojik söylem ve askerî denge üzerinden kurduğu dış politika stratejisiyle okumaktaydı. Sahada kendi kontrolündeki silahlı unsurların varlığı süresince masada güçlü konumda olacağını sanıyordu.
Irak’ta Haşdi Şabi, Suriye’de Esad rejimi ve milis ağları, Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Husiler, birbirinden kopuk yapılar değildir; hepsi İran’ın tek merkezli “Şii Hilali” kurma stratejisinin uzantılarıydı.
Bugün Irak’taki İran etkisi açık biçimde tartışılmaktadır. Suriye’de Esad Rejiminin son bulmasıyla İran’dan bağımsız bir denge kurulması söz konusu olmuştur. Lübnan’da Hizbullah ise iç siyasi baskılarla karşı karşıyadır. Yemen hattı ise daha izole ve kırılgan bir konuma sürüklenmektedir. Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız gelişmeler değildir; hepsi zayıflamanın doğal yansımalarıdır.
Bu stratejinin ayakta kalabilmesi için vazgeçilmez koşulları vardı. Bunlardan ilki, İran’ın içeride güçlü, yönetilebilir ve meşruiyet üretebilen bir devlet olarak kalması; ikincisi ise taşeron yapıların bulundukları coğrafyada yalnızca silahlı güç olarak değil, toplumsal meşrutiyetlerini de sağlam kılmaları gerektiğiydi. Taşeron yapılar sahada zayıflayınca merkezin etkinliği de zayıfladı.
Merkez zayıflayınca taşeron yapılar, merkezin sırtında bir yüke dönüşmeye başladı
İran askeri varlığını sürdürüyor olsa bile içerde ve dışarıda yaşadığı bu olumsuz süreç, modern gücün yalnızca silah gücüyle ölçülemeyeceğini açık biçimde göstermektedir. Yıllardır tekrarlanan “direniş”, “dış düşman” ve “emperyalizm” söylemleri, gündelik yaşamı giderek zorlaşan İran Halkı için artık ikna edici olmaktan çıkmaya başlamıştır.
İran yönetimi bu gerçeği geç fark etmiş, hatta hâlâ kabullenmekte zorlanmaktadır. Bölgesel ve küresel dengelerin değiştiğini göremeyen İran, reflekslerini de değiştirememiştir.
“İran, oyunu kaybettiği için değil; oyunun değiştiğini fark edemediği için krizin içindedir.”
Mezhep ve etnik temelli, vekil aktörlere dayanan bir bölgesel mimarinin sürdürülebilir olmadığı artık açıktır. Bu nedenle İran’ın tüm stratejisinin merkezine oturttuğu “Şii Hilali” çökmekte; kurduğu düzen kendi aleyhine işlemeye başlamıştır.
Tüm bunlara rağmen İran hem içeride hem de dışarıda ciddi sorunlar yaşarken, Venezuela’da korsanlık yapan, masum bir kadını yargısız infaz eden ABD’nin ve Gazze’de çocuk, kadın ve yaşlı demeden katliam yapan İsrail’in bu süreci istismar eden kışkırtıcı eylem ve söylemleri asla kabul edilemez, meşru görülemez.
İran’daki her iç gerilim, ABD ve İsrail tarafından açık ya da örtülü biçimde rejim değişikliği senaryolarına bağlanmakta; böylece doğal toplumsal itirazlar dahi İran üzerinde siyasal mühendislik için bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.
ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Tehditleri ve Uluslararası Hukuk
Uluslararası hukuk, ABD ve İsrail gibi emperyalist ve saldırgan aktörler için fiilen anlamını yitirmiş olsa da, dünya düzeninin “orman kanunları” ile yönetilemeyeceğini hatırlatmak hâlâ zorunludur. İran’daki sorunlar, rejimin yıllar içinde biriken yapısal hatalarının sonucu olsa bile, uluslararası hukukta devlet davranışlarını sınırlayan temel ilke olan egemen eşitlik ve iç işlerine karışmama prensibi geçerliliğini korur. Birleşmiş Milletler Şartı, devletlerin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarına dış müdahaleyi açıkça yasaklar. Bu yasak yalnızca askerî müdahaleleri değil, rejim değişikliğini hedefleyen kışkırtıcı faaliyetleri, psikolojik harp yöntemlerini ve organize yönlendirmeleri de kapsar.
Nicaragua / ABD kararında ortaya konulan yaklaşım, bu noktada hâlâ yol göstericidir.
Bir devletin başka bir devletteki muhalefet unsurlarını desteklemesi, teşvik etmesi veya yönlendirmesi, silahlı saldırı boyutuna ulaşmasa dahi hukuka aykırı müdahale niteliği taşır. Doğrudan askerî güç kullanılmasa dahi devlet sorumluluğu doğabilir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik söylem ve eylemleri, uluslararası hukukta “tek taraflı zorlayıcı önlemler” kapsamında değerlendirilmelidir. Bu tür uygulamalar, iç işlerine karışmama ilkesinin sistematik ihlali niteliğindedir. “Demokrasi” veya “ifade özgürlüğü” söylemleriyle gerekçelendirilmeleri, bunların hukuki ve meşru oldukları anlamına gelmez.
Ayrıca sıkça dile getirilen askerî müdahale tehditleri, Birleşmiş Milletler Şartı’nın açıkça yasakladığı “kuvvet kullanma tehdidi” yasağını ihlal etmektedir. İran’daki iç politik hatalar, baskıcı uygulamalar veya yönetsel zaaflar, dış müdahaleyi meşrulaştırmaz. Uluslararası hukuk, “kötü yönetilen devletlere müdahale” diye bir kategori tanımaz.
Bir devlet, dış müdahalelerle değil, kendi toplumu içinde ve meşru yollarla dönüşür. Dış müdahaleler, İran halkının haklı taleplerine zarar vermekte; toplum hareketlerini güçlendirmek yerine güvenlikçi reflekslerin içine hapsetmektedir. “Dış düşman” söyleminin hâlâ karşılık bulmasının nedeni de tam olarak budur.
{relation id:1977204 slug:'trumptan-pehlevi-aciklamasi-iran-icinde-destek-gorecegi'}