İran-Çin yakınlaşmasını değerlendiren uzmanlar: Çin, Rusya ve Türkiye yakınlaşması Beyaz Saray’ı tedirgin ediyor
ABD’nin, 112 milyar dolarlık Çin ürününe 1 Eylül'den itibaren ek gümrük vergisi uygulamaya başlamasıyla iki ülke arasında ticaret savaşında büyük bir kızışma yaşanırken öte yandan İran-Çin yakınlaşması dikkat çekiyor. İran ve Çin arasındaki siyasi ve ekonomik yakınlaşmayı değerlendiren uzmanlar, “Tahran-Pekin yakınlığı diplomatik arenalarda pekişti. İran’ın ABD’ye karşı Çin’e ihtiyacı var. Çin’in İran’dan isteyip de alamayacağı bir şey yok. Çin, Rusya ve Türkiye yakınlaşması Beyaz Saray’ı tedirgin ediyor” yorumunda bulundu.
Murathan Seyitoğlu Ankara Uzmanlar, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’ne (ANKASAM) İran ve Çin ilişkilerindeki görülen yakınlaşmayı değerlendirdi.
“Tahran-Pekin yakınlığı diplomatik arenalarda pekişti”
ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşında tansiyon giderek artarken İran-Çin arasında dikkat çeken gelişmeleri değerlendiren Prof. Dr. Hacı Duran, “İki ülke arasındaki ilişki kültürel ve sınai ilişkiler kapsamında çok uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Türkiye’nin sanayisi, eğitim politikaları nasıl ki Batı Dünyası ve oradaki sosyal ve ticari ağlarla bağlantılıysa; İran’ın sanayisi, ticareti ve politik aktörlerin sosyal ağları, coğrafi yakınlık sebebiyle uzun zamandan beri Çin’le bağlantılıdır. Dolayısıyla Tahran-Pekin arasındaki mesafe her açıdan yakındır. Son günlerde ABD-Çin arasındaki ticaret savaşlarında İran’ın açıkça Çin’den yana tavır alması, zaten var olan ittifakı diplomatik olarak deklare etmek anlamına gelmektedir. İran Dışişleri Bakanı’nın 24-26 Ağustos 2019 tarihinde Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi’ne katılması, burada ABD’yle yeniden bir tartışma içine girmesi ve Çin’den yana tavır aldığını göstermesi, Tahran-Pekin yakınlığını diplomatik arenalarda pekiştirmiştir. Bu açıdan İran-Çin yakınlaşması yeni bir durum olarak değerlendirilmemelidir.” yorumunda bulundu.
“İran, Çin’in Afrika’daki ticari yayılımını da destekliyor”
Rus ve Çinli teknisyenlerin İran’ın silah sanayisinde ilerlemesinde etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hacı Duran, şöyle konuştu:
“Böyle bir geçmişin de var olmasından yola çıkarak, İran ve Çin’in uluslararası arenada kendilerini bir müttefik olarak ortaya çıkarmaları, var olan gücün diplomatik alana taşınması demektir. Çin’in Afrika’da da ciddi ticari yatırımları olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda İran’ın bölgedeki dini aktörleri de Çin’in ticari yatırımlarının altyapısında çok etkili olmuştur. Afrika’da, Yemen ve Sudan üzerinden etkinliklerini sürdüren İran’a bağlı dini aktörler bulunmaktadır. Bu açıdan İran, Çin’in Afrika’daki ticari yayılımını da desteklemektedir.”
“Çin nüfusu avantaj sağlıyor”
Çin’in Kuşak-Yol projesi bağlamında İran-Çin ilişkilerini değerlendiren Prof. Dr. Hacı Duran, sözlerini şöyle tamamladı:
“Pekin’in son 50-60 yıl içerisindeki bilim, eğitim ve teknoloji atılımları değerlendirildiğinde bu projeye bir nevi ihtiyaç duymuştur. Çin’e bu noktada avantaj sağlayan şey nüfusudur. Batı ülkelerinin başka coğrafyalara aktarabileceği bir nüfusu bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler, sadece mali yönden ve elitler aracılığıyla sömürüyü sürdürebilmektedir. Ancak Çin, gittiği yerlere nüfusunu da götürebilen bir ülkedir. Ürettiği ürünleri de tarihinde yaptığı gibi başka ülkeler üzerinden değil, eski tarihi yolunu, yani İpek Yolu’nu kullanarak satacaktır. İran ve çevre coğrafyasının buradaki görevi, yeni yol üzerinde yer alarak ticarete yön veren ülkeler olmalarıdır. İran, doğal olarak Çin’in söz konusu beklentisine hazır bir vaziyettedir. ABD’nin Afganistan’da bulunmasının bir nedeni de söz konusu yeni yolu kapatmak ve Çin’in ekonomik gücünü Atlantik dışına taşınmasını engellemektir. Dolayısıyla İran, Çin için bölgedeki en güçlü alternatif olarak öne çıkmaktadır.” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.”
“İran’ın ABD’ye karşı Çin’e ihtiyacı var”
ABD-Çin ticaret savaşlarının ve Washington’un Tahran’a uyguladığı baskının İran-Çin işbirliğini zorunlu hale getirdiğini belirten ANKASAM Avrasya Masası Başkanı Dr. Dinmuhammed Ametbek, “Ancak söz konusu işbirliğinde her iki taraf da kendi çıkarlarını ön planda tutmaktadır. Örneğin ABD, Çin’e ‘İran’ı desteklemeyi bırakması’ karşılığında önemli bir taviz verirse; Pekin, Tahran’la işbirliğinden vazgeçebilir. Zira, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Nisan 2019 tarihli Kuşak-Yol Zirvesi’ne gitmemesi, Tahran-Pekin ilişkilerindeki güvensizliğin belirtisi olarak yorumlanmıştı. Fakat ABD-Çin arasındaki ticaret savaşlarının devam etmesi ve Çin’in İran’dan petrol alımını durdurmaması, Tahran-Pekin işbirliğini güçlendirmiş olabilir. Dolayısıyla ABD-Çin ticaret savaşında Tahran’ın Pekin’i desteklemesi, İran’ın Washington’u dengeleme girişimi olarak değerlendirilmelidir. Diğer bir ifadeyle, İran’ın Çin’e ihtiyacı vardır.” şeklinde konuştu.
“Çin, KOEP sonrası İran’ı destekledi”
Çin açısından bakıldığında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşmasından sonra Pekin-Tahran hattında açık bir hayal kırıklığı yaşandığına vurgu yapan Dr. Dinmuhammed Ametbek, şunları söyledi:
“Çin, KOEP sonrası İran’ı desteklemiş, hatta Şi Cinping yaptırımların kalkmasından sonra İran’ı ziyaret eden ilk devlet başkanı olmuştur. Buna rağmen İran, ülkedeki yatırımlar konusunda önceliğini Çin’e değil, Avrupalı şirketlere vermiştir. Bu durum iki ülke arasında güven sorununa yol açmaktadır. Diğer bir ifadeyle, her iki taraf da önceliğini değiştirme ve karşı tarafla kurulan işbirliğini pazarlık konusu yapma olanağına sahiptir. Bu bakımdan Zarif’in yapmış olduğu Çin’e destek açıklaması, iki ülke arasındaki güveni tazeleme girişimidir.”
“‘Tek Çin’ projesini desteklemesi İran’a Çin nezdinde itibar kazandırdı”
İran’ın “Tek Çin” politikasını desteklediğini belirten ANKASAM Avrasya Masası Başkanı Dr. Dinmuhammed Ametbek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu politika esasen Pekin’in Tayvan’a yönelik uyguladığı bir politikadır. Ancak, gelinen noktada bu konu Hong Kong’daki olaylar sebebiyle daha da önem kazanmıştır. Çin, Tayvan bir yana Hong Kong konusunda dahi sorunlar yaşamaktadır. Sonuçta Hong Kongluların demokrasi anlayışı Çin’den tamamen farklıdır. ABD’nin bu farklılıklar üzerinden Çin’e karşı oyun oynamak istediği bir dönemde İran’ın, Çin’in ‘Tek Çin’ politikasını desteklemesi, kuşkusuz İran’a Çin nezdinde itibar kazandırmıştır.”
“İran, Çin’in Uygur politikasına destek veriyor”
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Ümit Alperen, İran’ın “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla hareket ettiğini belirterek “ABD’nin ağır baskıları karşısında İran, doğal olarak bir çıkış yolu aramaktadır. Bu çıkışı da Batı’da değil, Doğu’da arama yoluna gitmektedir. İran, ABD’nin Çin’e yönelik devam eden baskılarından istifade etmektedir. Bundan dolayı İran, Washington’un ekonomik baskılarına karşı ‘kaderdaşlık’ üzerinden Çin’den bir destek arayışı içerisindedir. Yani Zarif’in ifade etmeye çalıştığı şey, ‘düşmanımız ortaktır ve bu ortak düşmana karşı dayanışma içerisinde olmalıyız.’ düşüncesidir. Bu bağlamda İran, Çin’in hassas olduğu ve yumuşak karnı olarak ifade edebileceğimiz ‘Tek Çin’ politikasını desteklemektedir Ayrıca ABD-Çin ticaret savaşında Pekin’in yanında yer almaktadır. Diğer taraftan geçtiğimiz temmuz ayında, ağırlıklı olarak demokratik 22 ülke Birleşmiş Milletler’e (BM) mektup yazarak Çin’in Uygur politikasını eleştirmişti. Buna karşılık, son rakamlarla 50 kadar ülke de Çin’e destek vermişti. Çin’in Uygur politikasına destek veren ülkeler arasında İran da yer almaktadır. İran’ın ‘tek taraflı’ Çin’e destek açıklamaları, Trump yönetiminin İran’a yönelik yaptırımları arttırmasıyla hız kazanmıştır.” şeklinde konuştu.
“İran toplam dış ticaretinin yüzde 70’ini Asya ülkeleriyle yapıyor”
İran, jeoekonomik, jeopolitik ve hatta ulusal kimlik bağlamında Asya’nın bir parçası olduğuna hatırlatan Dr. Ümit Alperen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin ekonomik açıdan Türkiye toplam dış ticaretinin yüzde 50’den fazlasını Avrupa ülkeleriyle gerçekleştirirken; İran toplam dış ticaretinin yaklaşık yüzde 70’ini Asya ülkeleriyle yapmaktadır. Dolayısıyla, ağır politik ve ekonomik yaptırımlar altındaki İran’ın önceliği mevcut siyasi sisteminin devam edebilmesidir. İran’ın Çin’e yakınlaşmaya çalışması da ekonomik ya da politik bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Bu çerçevede İran sadece Çin’in değil, aynı zamanda Hindistan’ın da desteğini almak istemektedir. İran’ın açıklamaları her ne kadar Çin’in hoşuna gitse de, bunun politik bir sonuç doğurmasını beklemek çok iyimser bir bakış olacaktır. Çin-İran ilişkileri, Çin’in lehine asimetrik olarak gelişmektedir. Özellikle ikili ilişkiler bağlamında Çin, İran’la birlikte görünmemeye dikkat etmektedir. Çin dış politikasında İran öncelikli olarak yer almamaktadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden günümüze kadar geçen süreye bakıldığında Çin dış politikasında İran daha çok ABD’nin bazı politikalarına (örneğin Tayvan) karşı bir denge unsuru olarak yer almaktadır. Her ne kadar Çin küresel bir güç görüntüsüne kısmen ulaşmış olsa da dış politika öncelikleri daha çok bölgeseldir. Fakat Çin, İran için ABD’yle ilişkilerini riske atmaktan da özellikle kaçınmaktadır.”
“Çin’in İran’dan isteyip de alamayacağı bir şey yoktur”
Çin-İran ilişkilerinin en yakın olduğu dönemlerde bile Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) hiçbir zaman İran lehine oy kullanmamış ya çekimser kalmış ya da aleyhine oy kullanmadığını hatırlatan.Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Ümit Alperen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Zaten Çin’in, ABD’yle ilişkileri kötü olan ve yaptırım altında olan İran’dan isteyip de alamayacağı bir şey yoktur. Bu çerçevede de İran, ABD’nin baskılarına ve uluslararası yaptırımlara daha fazla maruz kaldıkça Çin’e daha çok ilgi gösterecektir. Ama Çin’den aynı ölçüde destek alıp alamayacağı muğlaktır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.”
“Rakamlar İran ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin zayıflamaya yöneldiğini ortaya koyuyor”
Çin-İran arasında yaşanan gelişmeleri değerlendiren CNN Türk Haber Koordinatörü İrfan Sapmaz ise, “Çin Genel Gümrük İdaresi’nin verilerine göre, iki ülke arasında 2018 Ocak ayında 3,83 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2019 Ocak ayında yüzde 54 azalarak 1,73 milyar dolara gerilemiştir. 2018 yılının aynı döneminde Çin, İran’a 1,73 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştirirken; günümüzde bu rakam yüzde 58 düşüşle 722 milyon dolara gerilemiş durumdadır. Çin’in İran’dan ithalatı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 azalarak 2,1 milyar dolardan 1,01 milyar dolar seviyesine düşmüştür. Bu rakamlar İran ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin zayıflamaya yöneldiğini ortaya koymaktadır.” yorumunda bulundu.
“İran’ın yönünü sadece Batı’ya dönmesinin büyük bir stratejik hata olduğu görüldü”
Gazeteci İrfan Sapmaz, “2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayla İran’ın Çin’e olan ilgisi azalmıştı. Bu dönemde tek çıkış yolu olarak Batı görüldü. Ancak zamanla bunun ne kadar yanlış olduğu ve bütün yumurtaları bir sepete koymanın yanlış bir politika olduğu anlaşıldı. Özellikle Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle İran’ın yönünü sadece Batı’ya dönmesinin büyük bir stratejik hata olduğu görüldü. Bu arada Rusya’yla da siyasi ve ekonomik ilişkiler geriledi.” şeklinde konuştu.
“Çin, Rusya ve Türkiye yakınlaşması Beyaz Saray’ı tedirgin ediyor”
İran’ın Çin, Rusya ve komşusu Türkiye’yle olan ilişkilerinin bir denge unsuru olması gerektiğini söyleyen CNN Türk Haber Koordinatörü İrfan Sapmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu çerçevede son dönemlerde yapılan Tahran-Pekin görüşmelerinde bir ivmenin kazanılmaya başlandığı görülmektedir. Çin, İran’la ilişkilerinin gerilemesinden duyduğu rahatsızlık sebebiyle Türkiye politikalarına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Ankara da bu çerçevede gerek Rusya gerekse Çin’le özellikle savunma alanında daha güçlü ve tetikleyici politikalar üretme eğilimi göstermektedir. İran’ın Çin, Rusya ve Türkiye’yle yakınlaşmaya başlamasının ve bu ilişkilerde görülen yükseliş ve kenetlenmenin Beyaz Saray’ı tedirgin ediyor.