• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Demokrasi İllüzyonu: Taçlı Kölelerin Çağı

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Demokrasi İllüzyonu: Taçlı Kölelerin Çağı

Şili’de insan beyninin nöroteknolojiler karşısında korunmasına yönelik anayasal düzenleme, “özgür irade” tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Yazar Turan Demir, gelişmeyi yalnızca bireyin zihinsel bütünlüğünün korunması olarak görmeyerek, modern devletin ve iktidarın insan iradesi üzerindeki konumunu sorguladı. Demir’in eleştirisi, teknolojinin insan davranışlarını yönlendirme kapasitesi arttıkça mevcut hukuk düzeninin “özgür birey” anlayışının da ciddi biçimde tartışmaya açılacağına işaret ediyor.

Şili’de insan beyninin nöroteknolojiler karşısında korunmasına yönelik anayasal düzenleme, “özgür irade” tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Yazar Turan Demir, gelişmeyi yalnızca bireyin zihinsel bütünlüğünün korunması olarak görmeyerek, modern devletin ve iktidarın insan iradesi üzerindeki konumunu sorguladı. Demir’in eleştirisi, teknolojinin insan davranışlarını yönlendirme kapasitesi arttıkça mevcut hukuk düzeninin “özgür birey” anlayışının da ciddi biçimde tartışmaya açılacağına işaret ediyor.

İnsan bedeninin organlarına ilişkin pek çok temel konu tıp, hukuk ve etik çerçevesinde düzenlenirken, insan beyninin doğrudan teknolojik müdahalelere açık hale gelmesi yepyeni bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Bu tartışmanın dikkat çekici örneklerinden biri Şili’de yaşandı. 2021 yılında anayasal düzeyde yapılan düzenlemeyle bilimsel ve teknolojik gelişmelerin insanın hizmetinde olması, yaşamın yanı sıra fiziksel ve psikolojik bütünlüğün korunması ve özellikle beyin faaliyetleri ile bu faaliyetlerden elde edilen bilgilerin güvence altına alınması öngörüldü.

Bu yaklaşımın devamında nöroteknolojilerin oluşturabileceği risklere karşı hukuki çerçeve oluşturulması gündeme geldi. Düzenlemelerde, beyin faaliyetlerinden elde edilen nöronal verilerin özel mülkiyete veya ticari kullanıma konu edilmemesi ve kişinin özgür, önceden verilmiş ve bilgilendirilmiş rızası olmadan beyin faaliyetlerine müdahale edilmemesi gibi ilkeler öne çıktı.

Ancak bu noktada asıl soru, insanın beynini korumaya yönelik bir yasanın gerçekten insanın özgür iradesini koruyup koruyamayacağı.


 

“Özgür irade” gerçekten korunabilir mi?

Turan Demir’in yazısındaki temel itiraz da burada ortaya çıkıyor.

Demir'e göre mesele artık yalnızca kişisel verilerin korunması veya bireyin zihinsel bütünlüğünün güvence altına alınması değil. Asıl mesele, nöroteknolojilerin insanın düşünce ve davranışlarını etkileyebilecek seviyeye gelmesiyle birlikte “özgür seçim” kavramının kendisinin tartışmalı hale gelmesi.

Bugün algoritmaların insanların tercihlerini etkilediği zaten bilinen bir gerçeklikken, nöroteknolojilerin doğrudan nöronal faaliyetleri ölçebilmesi, analiz edebilmesi ve gelecekte bunlara müdahale edebilme ihtimali tartışmanın boyutunu tamamen değiştiriyor.

Bu durumda insanın verdiği kararın ne kadarının kendisine, ne kadarının dışarıdan oluşturulan etkilere ait olduğu sorusu kaçınılmaz hale geliyor.

İşte Demir’in eleştirisi de tam olarak burada önem kazanıyor.

Bir devlet, insanın özgür iradesini kanunla koruduğunu ilan edebilir. Fakat teknolojinin insanın zihinsel süreçlerine doğrudan erişebildiği bir dünyada, yalnızca “özgür iradeye sahipsin” demek, o iradenin gerçekten özgür olmasını sağlamaya yetmeyebilir.

Hukuk, teknolojinin gerisinde mi kalıyor?

Burada ortaya çıkan tablo, modern hukuk sisteminin karşı karşıya bulunduğu daha büyük bir problemi de gösteriyor.

Mevcut hukuk düzeni büyük ölçüde insanı kendi kararlarını verebilen, yaptığı eylemlerden sorumlu ve irade sahibi birey olarak kabul ediyor. Ceza hukuku, mülkiyet hukuku, sözleşmeler ve demokratik sistemin önemli bir bölümü bu varsayım üzerine kurulmuş durumda.

Ancak insan davranışlarının giderek daha fazla algoritmalar, biyometrik veriler, yapay zekâ sistemleri ve nöroteknolojiler aracılığıyla öngörülebilir ve yönlendirilebilir hale gelmesi, bu kabulün sınırlarını zorluyor.

Tam da bu nedenle Demir’in “özgür irade illüzyonu” eleştirisi üzerinde durulması gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca teknolojinin insanı manipüle etmesi değil. Daha büyük mesele, insanın manipüle edildiğini fark edemeyeceği bir noktaya ulaşılması ihtimali.

Bir insanın kararını reklamın, sosyal medyanın veya algoritmanın etkilediğini bilmesi başka; kararın oluşumundan önce zihinsel süreçlerine müdahale edilebilmesi ise bambaşka bir durum.


 

Devlet insanı koruyan yapı mı, kontrol mekanizması mı?

Tartışmanın daha çarpıcı tarafı ise devletin bu dönüşüm karşısındaki konumu.

Devlet, bir taraftan bireyin zihinsel bütünlüğünü koruduğunu ilan ediyor. Diğer taraftan ise modern devletin bütün kurumları, insan davranışlarını sınıflandırmak, kayıt altına almak, ölçmek ve düzenlemek üzerine giderek daha fazla veri kullanıyor.

Bu nedenle ortaya şu soru çıkıyor:

İnsan gerçekten korunuyor mu, yoksa yalnızca daha gelişmiş yöntemlerle yönetilebilir hale mi getiriliyor?

Demir’in yazısındaki en güçlü eleştiri de burada karşımıza çıkıyor. Teknolojik gelişmeler insanın iradesini tehdit ederken, hukuk sistemi “özgür birey” kavramını korumaya çalışıyor. Fakat eğer teknoloji insanın düşünce ve tercihlerini doğrudan etkileyebilecek seviyeye ulaşırsa, yalnızca kanun metnine “özgür irade korunacaktır” yazmak yeterli olmayacak.

Hatta tam tersine, bu ifade gelecekte modern hukuk sisteminin en büyük paradokslarından biri haline gelebilir.

Demokrasi de bu tartışmanın dışında değil

Çünkü özgür iradenin gerçekten ortadan kalktığı bir toplumda demokrasinin anlamı da değişir.

Oy kullanan insanın tercihleri önceden tahmin edilebiliyor, davranışları algoritmalar tarafından yönlendirilebiliyor ve hatta gelecekte zihinsel süreçlerine doğrudan müdahale edilebiliyorsa, sandıkta yapılan tercihin gerçekten bireyin özgür iradesinin sonucu olup olmadığı sorusu kaçınılmazdır.

Bu nedenle nöroteknoloji tartışması yalnızca tıp, hukuk veya kişisel verilerin korunması meselesi değildir.

Bu mesele aynı zamanda demokrasinin geleceği, bireysel sorumluluk ve insanın kendi kararlarının sahibi olup olmadığı meselesidir.

Turan Demir’in “Allah dünyamızdan çekildi mi sahiden?” sorusuyla bitirdiği tartışma da aslında teknolojinin ötesine uzanıyor.

İnsanı yalnızca ölçülebilen biyolojik verilerden, davranış modellerinden ve algoritmik tercihlerden ibaret gören bir düzen güçlendikçe, insanın manevi ve ahlaki boyutunun nerede duracağı sorusu daha da büyüyor.

Bugün insan beynini korumak için anayasa maddeleri yazılıyor. Yarın ise belki de daha temel bir soruyu cevaplamak zorunda kalacağız:

İnsan beynini dış müdahalelerden korumak yeterli mi, yoksa önce insanın gerçekten özgür bir iradeye sahip olduğunu savunabileceğimiz bir düzeni yeniden kurmak mı gerekiyor?

Çünkü özgür irade yalnızca kanun maddesine yazılabilecek bir hak değilse, onu korumak da yalnızca kanun çıkarmaktan ibaret olmayacaktır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23