• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Değişen Dünyada Türkiye’nin Çok Bağlantılılık Stratejisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Değişen Dünyada Türkiye’nin Çok Bağlantılılık Stratejisi

7 Ekim 2023’te Ortadoğu’da yalnızca bir savaş başlamadı. Bir fay kırıldı.

Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer

Gazze’de başlayan ve kısa sürede bütün bölgeyi etkileyen gelişmeler, yıllardır ayakta tutulmaya çalışılan soğuk savaş sonrası oluşturulan küresel güvenlik düzeninin artık işlemediği çok net olarak gözler önüne serilmiş oldu. Kızıldeniz’den Körfez’e, İran’dan Suriye’ye, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya kadar eski ittifaklar sorgulanıyor, yeni güç merkezleri, bölgesel ittifaklar ortaya çıkıyor.

Tarihin nehri taştı. Şimdi yeni yatağını arıyor.

Mekke Anlaşması’nı da bu büyük jeopolitik dönüşüm içerisinde okumak gerekir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında gelişen savunma iş birliği, yalnızca üç ülkenin askerî yakınlaşması değildir. Bu, bölgesel aktörlerin değişen güvenlik ortamında kendi güvenliklerini daha fazla kendilerinin üretme arayışıdır. Çünkü dünya değişiyor.


 

Stratejik rekabet artık yalnızca Washington, Moskova ve Pekin arasında yaşanan küresel bir mücadele değildir. Rekabet giderek bölgeselleşiyor. Büyük güçler arasındaki mücadele, vekil aktörler, ekonomik baskılar, enerji savaşları ve bölgesel ittifaklar üzerinden yürütülüyor.

Tehditler de değişti. Bugün güvenlik yalnızca tankların ve füzelerin sayısıyla ölçülmüyor. Terör örgütleri, vekil güçler, düzensiz göç, siber saldırılar, enerji hatları ve deniz ticaret yolları da doğrudan güvenlik meselesidir.

İşte Türkiye’nin çok bağlantılılık stratejisi tam bu noktada önem kazanıyor. Çok bağlantılılık savrulmak ya da eksensizlik hiç değildir. Tam tersine, devletin kendisini tek bir ittifaka ve tek bir güç merkezine mahkûm etmeden hareket alanını genişletmesidir.


 

Evet, Türkiye NATO üyesidir. Ancak bu, Rusya ile konuşmasına engel değildir. Türkiye Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin içindedir. Aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla Orta Asya’ya uzanmakta, Kafkasya’da etkin rol oynamakta, Körfez’le ilişkilerini geliştirmekte ve Afrika’da varlığını büyütmektedir.

Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkisi de bu çok bağlantılılık stratejisinin bir parçasıdır. Bu ilişkiyi NATO’ya alternatif bir ittifak arayışı veya bir eksen değişikliği olarak görmek doğru değildir. Türkiye NATO üyesi olarak Avrupa-Atlantik güvenlik sistemindeki yerini korurken, Çin, Rusya ve Orta Asya’nın ağırlığının arttığı Avrasya coğrafyasıyla siyasi, ekonomik ve stratejik ilişkilerini geliştirmelidir. Mesele bir taraftan diğerine geçmek değil, farklı güç merkezleriyle ilişkileri Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda dengeleyerek stratejik hareket alanını genişletmektir.

Türkiye’nin gücü yalnızca hangi ittifakta bulunduğundan kaynaklanmıyor. Asıl güç, kaç farklı merkezle aynı anda bağlantı kurabildiğinden doğuyor.


 

Karadeniz’i Kafkasya’dan, Kafkasya’yı Orta Asya’dan, Körfez’i Ortadoğu’dan ve Akdeniz’i Avrupa güvenliğinden kopuk okumak artık mümkün değildir.

İstanbul İşbirliği Girişimi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. NATO ile Körfez ülkeleri arasında güvenlik bağları kurmayı amaçlayan bu girişim, bugün güvenlik havzalarının ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor.

Hürmüz’deki bir kriz enerji piyasalarını, Kızıldeniz’deki bir saldırı Avrupa ticaretini, Ortadoğu’daki savaş ise Avrupa’nın güvenliğini ve göç politikalarını etkiliyor.
İstanbul İşbirliği Girişimi ile Mekke Anlaşması aynı yapı değildir. Ancak ikisi de aynı büyük dönüşümün farklı yüzlerini gösteriyor. Bir tarafta NATO ile Körfez arasında güvenlik bağları kurulurken, diğer tarafta bölgesel aktörler kendi savunma kapasitelerini ve güvenlik ağlarını oluşturuyor.
Türkiye ise her iki alanda da konuşabilen nadir aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye sadece farklı masalarda oturmuyor. Doğru stratejiyle farklı masalar arasında bağlantı kuruyor.


 

Bu, klasik “köprü ülke” tanımından daha fazlasıdır. Köprü iki yakayı birbirine bağlar. Türkiye ise farklı güvenlik ve güç havzalarının kesiştiği stratejik bir merkez olabilir.

Mekke Anlaşması’nın potansiyeli de burada yatıyor. Türkiye’nin savunma sanayii, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü ve Pakistan’ın nükleer silaha sahip askerî kapasitesi aynı stratejik denklemde buluşuyor. Böylece Ortadoğu ile Güney Asya arasında yeni bir güvenlik hattının oluşması mümkün hâle geliyor.
7 Ekim sonrasında mevcut güvenlik düzenine olan güven sarsıldı. ABD’nin bölgedeki rolü tartışılıyor. İsrail’in politikaları yeni gerilim alanları oluşturuyor. İran’ın bölgesel nüfuz mücadelesi çatışma risklerini artırıyor.

Bu şartlarda ittifakların ve güvenlik anlayışlarının değişmesi kaçınılmazdır.


 

Türkiye açısından önümüzde büyük bir fırsat var. Ancak fırsatlar kendiliğinden başarıya dönüşmez. Savunma sanayii, ekonomik güç, hukuk devleti, diplomatik kapasite ve stratejik akıl aynı anda gerekir.

Türkiye’nin NATO üyeliği, Türk dünyasıyla bağları, Körfez’le gelişen ilişkileri, Afrika’daki varlığı ve Kafkasya’daki konumu birbirinden kopuk başlıklar değildir. Bunların tamamı Türkiye’nin çok bağlantılılık kapasitesidir.

Yeni dünyada mesele, başkasının kurduğu masada kendisine ayrılan sandalyeye razı olmak değildir. Mesele, kendi masalarını ve bağlantılarını kurabilmektir. Çünkü artık yalnızca güçlü olanlar değil, güçlü bağlantılar kurabilenler de belirleyici olacak.


 

Değişen bu yeni dönemde, coğrafyanın tarihi aktörleri yeniden öne çıkmaktadır. Bu manada bölgede 1000 yıldır güçlü devlet geleneği ile Türkiye’nin temelleri güçlüdür. Ancak güçlü temeller yetmez.

Türkiye’nin hedefi, akıntının içinde sürüklenen değil, akıntının yönünü belirleyen ülke olmaktır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23