• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Çağın en büyük tıbbi dolandırıcılığı! Cinsiyet endüstrisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Çağın en büyük tıbbi dolandırıcılığı! Cinsiyet endüstrisi

Ersin Çelik, kaleme aldığı yazısında “Ailem Güvende” operasyonlarının yalnızca LGBT derneklerini kapsamayacağını, soruşturmanın yurt dışı kaynaklı fonlarla desteklendiğini öne sürdüğü milyonlarca dolarlık cinsiyet ameliyatı sektörüne de uzanacağını savundu. Çelik, özellikle gençleri hedef aldığını iddia ettiği bu yapıyı “çağın en büyük tıbbi dolandırıcılığı” olarak nitelendirdi.

Ersin Çelik, kaleme aldığı yazısında “Ailem Güvende” operasyonlarının yalnızca LGBT derneklerini kapsamayacağını, soruşturmanın yurt dışı kaynaklı fonlarla desteklendiğini öne sürdüğü milyonlarca dolarlık cinsiyet ameliyatı sektörüne de uzanacağını savundu. Çelik, özellikle gençleri hedef aldığını iddia ettiği bu yapıyı “çağın en büyük tıbbi dolandırıcılığı” olarak nitelendirdi.

Yazar, savcıların finansal hareketleri takip ederek söz konusu yapının arkasındaki para trafiğini ortaya çıkaracağını ve küresel ölçekte işleyen bu rant sisteminin çözülebileceğini ifade etti.

Amerikalı yazar ve aktivist Walter James Heyer, sene başında Tabii’de yayımlanan

“Gökkuşağı Faşizmi” belgesinde cinsiyet ameliyatları için şunları söylüyordu:


 

“Bu işin içinde para var. Bu, bugün 4,4 milyar dolarlık bir sektör. Hayatım boyunca gördüğüm en büyük tıbbi dolandırıcılıktır.”

Walter, dünyaya erkek olarak gelmiş ve sonrasında cinsiyetini terk etmiş biri. 12 yıl hormon kullanmış, ameliyat olmuş ve 8 yıl kadın gibi yaşamaya çalışmış.

Ancak hiç de umduğu gibi olmamış. Şöyle diyor:

“Sizi temin ederim ki cinsiyetin değişmiyor, sadece görünüşün değişiyor.”

Peki bu sektörden kimler nasıl paralar kazanıyor?

Önce, yıllardır devam eden propaganda ve siyasi baskılarla cinsel yönelim furyası oluşturuldu. Filmler, diziler, reklam filmleri, markalar, psikologlar,

Dünya Sağlık Örgütü, politikacılar, sivil toplum kuruluşları ve hatta devletlerin eliyle, 90’lar itibari ile “dokunulmaz” bir özgürlük alanı oluşturuldu.



“İnsan pazarı” cezbedici hale getirilince de ilaç firmaları, doktorlar ve ameliyatların yapıldığı kliniklerin sürekli gelir kazanabilecekleri bir sektör inşa edilmiş oldu.

Bu, bugünün meselesi değil. Ancak yarınlarımızın en büyük sorunu. Cinsiyetini terk etme savrulması yaşayan kafası karışık gençleri hormon ilaçlarına başlatarak, ömür boyu tıbbi müdahaleye bağımlı hale getiren devasa bir endüstriden söz ediyoruz.

Kısmen konuşulan ancak üzerinde pek durulmayan bu bilgileri aktarmamdaki sebep, ülkemizde geçtiğimiz gün yapılan “Ailem Güvende” operasyonlarının sadece LGBT lobileri, dernekleri ve eğlence mekanlarıyla sınır kalmayacağı, cinsiyet ameliyatları endüstrisini de kapsayacağına dair öngörüm. Evet ülkemizde, merdiven altında hali hazırda işleyen böyle bir sektör var.

“Sağlık turizmi” görüntüsü ile bazı hastanelerde yapılan gayri resmi ameliyatları daha önce bu köşede anlatmıştım.

Çapa’da ortaya çıkan, 18 yaşından küçük çocukların cinsiyetlerinin katledilmesi skandalı da bu merdiven altı ameliyat sektörünü işaret etmişti.

“Ailem Güvende” operasyonları ile LGBT derneklerinin yurt dışından milyonlarca dolarlık fonlarla desteklendiği ortaya çıktı. Ancak, asıl gürültünün mevzubahis dernekler ve mekanların kapatılmasının bir sonraki aşamasında kopacağını düşünüyorum.

Bunu nereden mi çıkardım?

Adalet Bakanı Akın Gürlek açıklamasında, soruşturma kapsamında, bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimlerini henüz tamamlamamış çocuklar ile reşit olmayan gençlerin yaş ve gelişim düzeyleri gözetilmeksizin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında yönlendirildiğine ilişkin deliller elde edildiğine dikkat çekti.

Dahası Bakan Gürlek’in 81 ildeki 175 ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği kapsamlı yazıda, çok önemli detaylar var. Genelgenin 4’üncü maddesinde savcılara verilen talimat şöyle:

“Özellikle çocukları ve gençleri, cinsiyetsizleştirmeye teşvik eden faaliyetlerin çeşitli araç suçlar ile işlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, bu nedenle söz konusu faaliyetlerin arkasındaki amaç ile kullanılan yöntemlerin araştırılması, suç şüphesinin bulunması halinde derhal gereğine tevessül edilmesi…”

Gökkuşağı renkleri çalınarak gençlerin başına örülen bu çoraptan aslında üç ayrı iplik birden çekiliyor.


 

BİR:

Paranın izi. MASAK’ın incelemesine göre, operasyona konu derneklerden bazılarına yurt dışındaki resmi kurumlar ve örgütlerden ciddi miktarda fon aktarılmış. Milyonlarca doların nereye gittiği hâlâ soruşturuluyor ama şu an bile ortada duran gerçek şu: “Özgürlük hareketi” denilen yapıların arkasında, Heyer’in belgeselde dikkat çektiği ameliyat sektörü gibi sınır ötesi finansman ağı var.

İKİ:

Dijital ayak izleri. Erişimi engellenen hesaplar, bloke edilen web siteleri… Savcılıkların peşine düştüğü, çocuklara ve gençlere ulaşan içerik üreten hesaplar aslında bu zincirin pazarlama kolu. Hiçbir sektör reklamı yapılmadan büyümez. Daha geçen yıla kadar hormon ilaçları ülkemizde reçetesiz satılıyordu. Tanıtım ve kullanıcı deneyimlerinin ergenler tarafından yapıldığı yüzlerce video YouTube’da duruyor hala. Bu sektör kendi reklamını sosyal medya üzerinden, algoritmanın gücüyle yapıyor.

ÜÇ:

Asıl can alıcı halka. Hormon ilaçlarını reçete eden doktorlar, “danışmanlık” adı altında yönlendirme yapan uzmanlar, gece yarısı ameliyathanelerini cinsiyet ameliyatlarına tahsis eden bazı özel hastaneler… Bunlar bugüne kadar pek konuşulmadı. Genelgenin asıl hedefinin buralar olduğunu -ya da olması gerektiğini- düşünüyorum.

Çünkü asıl büyük para, tam da burada, kafası karışık gençlerin ameliyat masalarına yatırılmasında dönüyor.

Bir asistan oluruyla cinsiyeti yok edilen evladını her haliyle kabul etmek zorunda kalan ve -güya cinsiyete uyum sağlanması için- yapılması gereken sağlık harcamaları için evini, arsasını, arabasını satan, kredi çeken aileler var.

Peki bu üç ipliği ne birbirine bağlıyor?


 

Cevap basit:

Para ve zihinsel işgal politikaları!

Yıllardır “dokunulamayan” bu sektör, bir ahtapot gibi ve kolları tahminlerden çok öteye uzanıyor.

Tıpkı Siyonizme ve İsrail’e karşı duranların sindirildiği gibi Batı’da LGBT dayatmasına karşı çıkan ünlüler sahnelerden silinip atıldı. Akademisyenler işsiz bırakıldı.

Ülkemizde de bir çok şarkıcı işlerini kaybetmemek için paçavralarını açarak LGBT lobilerine teslim oldu.

Şimdi ilk kez bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu kirli sektörün finansmanına, içerik ekosistemine, tıbbi bağlantılarına ve küresel ağına aynı anda operasyon yapıyor.

Walter Heyer’in dediği gibi, bu belki de çağımızın en büyük tıbbi dolandırıcılığı. Ama bu uluslararası örgütlü hayat gaspçıları ancak paranın nereden geldiği ve nereye gittiği takip edildiğinde ortaya çıkarılır. Adalet Bakanlığı’nın attığı ilk adım da bunu gösteriyor: En azından ülkemizdeki çorap sökülmeye başladı.

Bekleyip göreceğiz. İpin ucu artık savcıların elinde.

Ersin Çelik, Yeni Şafak

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23