• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Batı’nın zihni kirli

Yeniakit Publisher
2014-07-07 08:11:00 - 2014-07-07 01:05:44
Batı’nın zihni kirli

15 Yıldır Avusturya’da çeşitli araştırmalarda bulunan gazeteci-yazar Sinan Ertuğrul, Avusturya’nın siyaset ve medyasına kolonial bir dilin hakim olduğunu, “Türkler ve Müslümanların geri kalmış, şiddete meyilli ve bunların sebeplerini de dini inançlarından kaynaklandığı” yönündeki islamofobik bir zihin dünyasına sahip olduklarını vurguladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Avusturya ziyaretinde 20 bin kişiye hitap etmesinin büyük bir olay olduğunu ifade eden Ertuğrul, “AK Parti Hükümeti’ne gelene kadar, bundan bir önceki büyükelçiye kadar gurbetteki Türkler, kendilerinden utanan, monşer denilen büyükelçilerle yaşamak zorunda kaldılar. Çünkü o monşerler, Avusturya’nın elitleriyle buradaki barlarda, restaurantlarda şarap içerek, Türklerin ne kadar geri kaldıklarını konuşuyorlardı ama, artık yeni gelen elçilerle bunu yapamıyorlar ve anlayamıyorlar” sözleriyle yaşanan değişimi dile getirdi.

Avusturya’nın online gazetesi Haber Journal yazarı ve “Avusturya’da Din Devlet İlişkileri ve İslamofobia” kitabının yazarı Sinan Ertuğrul, 15 yıldır Avusturya’da yaşıyor. İslam düşmanlığı konusunda araştırmalarda bulunan Ertuğrul ile Viyana’da İslamofobia’yı, Müslümanların Avusturya’daki sıkıntılarını ve çözüm önerilerini konuştuk…

Öncelikle Avusturya’daki İslamofobia’dan yani ayrımcılık ve ırkçılıktan bahsedebilir misiniz?

Şimdi modernizmi bir proje olarak düşünürsek, modernizm Avrupa’da/Ortaçağ’da, “Çok kimlikli, çok kültürlü bir arada nasıl yaşayacağız?” sorusuna 30 yıl savaşı ile cevap aradı. Bu savaştan sonra çok dinli ve çok kültürlü bir arada yaşamanın imkânının olmadığı, tek şanslarının herkesin kendi toplumunda homojen olarak yaşaması; yani ulus devlet olması kararlaştırıldı.

Avusturya da, bu süreci yaşadığı için çok kültürlülüğe alışma sıkıntısı çekmektedir. Çok kültürlülüğü sadece sekülerizm bağlamında algılayabiliyor. Avusturyalılar dini terk ederek, seküler olduğunu söylüyor ve Müslümanlardan da dinini terk ederek, seküler olmasını istiyor. Avusturyalılar, “Biz birlikte beraber yaşayacaksak, buradaki Müslümanlar, Müslüman olmaktan vazgeçecekler. Türkler, Türk olmaktan vazgeçecekler, biz yine homojen, tek bir Avusturya olacağız, ulus olacağız” diyor. Bu şekilde seküler, liberal bir ulus devletinde huzur içinde yaşayacağını hayal ediyor. İşte sıkıntı burada başlıyor. Burada bu kavga veriliyor.

Şu anda Avusturya’da yabancılara yönelik ayrımcılık ve ırkçılık var mı?

Elbette. Burada Türkler, Müslümanlar yani Avusturyalı olmayanlar ev ararken bir yerliye göre 8 kat daha fazla ev aramak zorundadır. İş hayatında da aynı şekilde daha fazla iş başvurusu yapması gerekiyor.

Avusturya’da “yabancı” denilince Türk ve Müslüman mı algılanıyor?

Ortalama Avusturyalının zekâ seviyesi Türkü, Kürdü, Ermeni’yi, Rumu ayırt edemez. Zaten ırkçı olmanın birinci şartı aptal olmaktır. Avusturyalıların politikasına ve medyasına baktığımız zaman burada kastedilen daha çok Müslüman kimliğidir ve Türkler de burada Müslüman kimliğinin 3’te 2’sini oluşturuyor. Bu yüzden yabancı denildiğinde Türk ve Müslüman algılanıyor.

Peki, 11 Eylül olaylarının ayrımcılık ve ırkçılığa etkileri nasıl oldu?

11 Eylül burada Müslümanlara karşı olan tutumun yönünü değiştirdi ve ivmesini artırdı.

50 YILDIR GÖZÜMÜZ YOLLARDA KALDI

Başbakan Erdoğan’ın Viyana’ya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başbakan Erdoğan’ın buraya gelmesi ve salonda 20 bin kişiyi toplaması büyük bir olaydır. 50 yıl bizim gözümüz yollarda kaldı. Zaten Avusturyalıların anlamadığı noktada budur. AK Parti Hükümeti’ne gelene kadar, bundan bir önceki Büyükelçiye kadar gurbetteki Türkler, kendilerinden utanan, monşer denilen büyükelçilerle yaşamak zorunda kaldılar. Çünkü o monşerler, Avusturya’nın elitleriyle buradaki barlarda, restaurantlarda şarap içerek, Türklerin ne kadar geri kaldıklarını konuşuyorlardı ama, artık yeni gelen elçilerle bunu yapamıyorlar ve anlayamıyorlar.

Başbakan Erdoğan’ın gelişinden sonra Avusturya’daki Türklerin duygu ve düşüncelerinde nasıl bir değişim oldu?

Buradaki Türklerin çoğunluğu Başbakanı seviyor. Başbakanın Türkiye’deki seçmende karşılığı yüzde 50 ise, bu durum Avrupa’da yüzde 80’dir ve ilk defa bu hükümet gurbette yaşayan vatandaşlarına insan muamelesi yapmaya başladı. Sözlerini, çığlıklarını, sorunlarını dinledi. Avusturya’daki sıkıntı, Avusturya siyasetinin bizi dinlememesidir. Kendi kafasına göre hareket etmesidir. Biz de sesimizi duyurmak için 20 bin kişi toplanıp, Başbakan’ın olduğu yere gittiğimizde ancak sesimizi duyurabildik.

Avusturya’daki siyasetçiler, 20 bin kişiyi gördükten sonra nasıl bir duyguya kapıldı?

Çok kötü bir duyguya kapıldılar. Çünkü Avusturya’nın şu andaki Başbakanı, yaklaşık 10 ay önceki en son seçimde, seçim kampanyasının kapanış konuşmasını Viyana’da 500 tane emeklinin karşısında yaptı. Burada Avusturya Başbakanı ancak 500 kişi toplayabilirken, Türkiye Başbakanı 20 bin kişiyi topladı. Bu tabii varolan siyaset için psikolojik bir yıkımdır. Olay bu kadar trajik ve dramatiktir. Geri döndürülecek bir durumda da değildir. Bunun anlaşılıp, kabullenilmesi gerekiyor. Türkiye’de nasıl şu anda Kürtler, Aleviler ve Ermeniler olsun bütün yapısıyla yeniden birlikte yaşama projesi düşünebiliyorsa bunun aynısının da Avusturya’da yapılması gerekiyor.

Avusturya’da genelde Türkler veya Müslümanlar ne iş yapıyorlar?

Avusturya’da Türklere ve Müslümanlara layık görülen yardımcı işçilik denen bir iş katmanı var. Taksici, temizlikçi ve manav gibi işlerde çalışacaksan bunlarda bir sorun yok. Alt tabakada çalışabilirsin ama üst tabakada olan müdürlük, proje yönetmenliği gibi işlere başvurduğun zaman burada sıkıntı çıkıyor.

Zaten bunun sosyolojik sebebi de şuradan kaynaklanıyor. Avusturya’da, Almanya’da 1960 yılından sonra göçmen işçi alımı başladığında, Avusturya’nın en alt kesimi, yani 1960 yılının proletaryası göçmenler Avusturya’ya geldiğinde onların sırtına basarak, orta sınıf oldular. Bu orta sınıf dediğimiz kesim sosyolojik olarak şu an proletaryaya tekâmül ediyor.

Zenginlerle, fakirler zaten kaybedecek bir şeyleri olmadıkları için psikolojik olarak rahattırlar. Sıkıntı kendini orta sınıf olarak zanneden insanlardadır. Burada orta sınıf her topluma ve zamana göre değişir. Şu anda en büyük sıkıntı Avusturya’daki orta sınıf… Göçmenler, kendilerinden aynı hakları talep ediyorlar ve bu orta sınıf kendi varoluşunu o gelen göçmenlerin sırtından bindiği için asla bu eşitliği istemiyorlar. İster Müslüman olsun, ister Türk olsun bütün yürütülen bu “terör kampanyası”nın sosyolojik olarak, ekonomik olarak izahı budur.

“Terör dili” yüzünden insanlar Müslümanlardan korkuyorlar

Avusturya’daki ayrımcılık ve ırkçılık nasıl çözülür?

Avusturya’da öncelikle politik dilin değişmesi lazım. Siyasetteki dil değişmezse siyaset yapma imkânı olmaz. Şu anda Avusturya siyasetinde ve medyasında konuşulan dil, daha çok kolonial bir terminoloji ile yapılmaktadır. “Türkler ve Müslümanlar, geri kalmış, şiddete meyilli ve bunların sebepleri de dinlerinden kaynaklanıyor” diye bir bakış var. İşte bu bakışın, bu dilin değişmesi lazım ki, buradaki Türklerin ve Müslümanların tekrar bir konuşma ortamı olsun, siyaset yapılabilsin. Siyaset ve medyada, özelde Türklere, genelde Müslümanlara yönelik yürütülen “terör dili” yüzünden insanlar Müslümanlardan korkuyor. Çünkü Türkler ve Müslümanlar bu dil ile şeytanlaştırılıyorlar. Bu şeytanlaştırma olunca o insanların bilinçaltlarında, zihinlerde yerleşen korku ve nefret herhangi bir konuda karar vermelerine sebep oluyor. Bu terör propagandasına maruz kalan Avusturyalıya bir Türk, iş aramaya geldiğinde, ev aramaya geldiğinde veya kızıyla evlenmek istediğinde adam kafayı çiziyor. Bu kişinin ve bu insanların hastalığı, medya tarafından ve siyaset tarafından yürütülen siyasi dildir.

Şimdi Avusturya’da bulunan çoğu şirket Müslüman kimliği ile görünüşü ile sakallı ile başörtülü işçi çalıştırmaya başladığında sorun büyük oranda çözülmüş olacak, bu şekilde entegrasyon ya da uyum denen şey gerçekleşmiş olacak. Hem iş piyasasında, hem de toplumsal hayatta. Avusturya, Avrupa Birliği’nde olan bir ülke, Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul etmiş bir ülke. Normalde hiçbir işyeri hiçbir başvuruyu başörtüsünden dolayı reddedemez suç işler ama başvuruyu başörtüsünden veya sakaldan dolayı reddetmiyor zaten. Bizim için uygun değilsin diyor.

Avusturya’da maneviyat sıfır

Avusturya yaşlandı. Avusturyalılar, Başbakan Erdoğan’ın üç çocuk talebini eleştiriyorlar ama maalesef kendi düştükleri durum “yaşlanma” oldu. Şimdi geriden genç kesim gelmiyor. Bu durum modernitenin bir sonucudur. Burada aile kurumunun önemini anlayamadılar. Şimdi ise aile kurumu için yani evlenmek isteyenlere, çocuk sahibi olmak isteyenlere çok büyük maddi yardımlar yapılıyor. Avusturya Devleti’nin anlamadığı bir şey var burada sıkıntı maddiyatla ilgili değildir. Evlenmek, aile kurumu kurmak maneviyatla ilgilidir.

BURADA BÜTÜN PARTİLER İSLAM DÜŞMANI

Avusturya’daki siyasette en çok ırkçı parti olan Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) adı ön plana çıkıyor. Diğer partilerin görüşü ne şekilde?

Burada bütün partiler ırkçıdır, İslam düşmanıdır. Bunun içinde tek fark, derece farkıdır. Prensipte bütün partiler sekülerdir. Çünkü bütün partilerin ortak söylemi İslam düşmanlığıdır.

Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un, Başbakan Erdoğan’ı uyarması ve hatta tehdit etmesini nasıl görüyorsunuz?

Sebastian Kurz, 28 yaşında bir çocuk. Hukuk Fakültesi’ni bile bitirememiş. Sadece Avusturya reklam piyasasındaki insanlara dayatılan “yakışıklılık” formatına uyduğu için, genç olduğu için ön plandadır. Çünkü Avusturya’daki sosyolojik olarak en büyük seçmen kitlesi emeklilerdir. Birisi Emekliler Partisi kursa tek başına iktidara gelir. Buna bir karşılık olarak ÖFP, bu genç bakanı seçti. Bence yapabileceği en büyük hataydı.

MEDYA DEVLETE BAĞLI

Avusturya’da medya organları, ayrımcılık ve ırkçılık konusunda nasıl yayınlar yapıyor?

Avusturya’da bütün gazeteler, devletten yardım alır ve dolayısıyla devlete bağlıdır. İkincisi, buradaki en büyük gazetesi Kronen Zeitung, kin, nefret ve propaganda aracıdır. Duruma ve konjektöre göre şeklini değiştirir. Bazen İslam düşmanlığı, bazen mültecileri kendine düşman seçer. Başbakan Erdoğan, Türkiye ve Türkler hakkında suç sayılabilecek manşetleri atabilen tek gazetedir.

Siyasetteki ve medyadaki nefret diline karşın Müslümanların ne yapması gerekiyor?

Müslümanlara karşı medya, siyaset ve eğitimden oluşan acımasız bir çark vardır. Avusturya’da bu üçayak eğitimde okullarda başlanır. Ayrımcılık küçük beyinlere hissettirilir. Eğitimle başladıktan sonra medya ve siyaset ile operasyon devam eder.

Sizin bu üçüne de aynı anda cevap vermeniz lazım. Mücadele etmeniz lazım.

Burada yürütülen tartışma ortamı medyada konuşulan, tartışılan, atılan manşetler, uzmanların araştırmaları, üniversitedeki bilimsel sosyolojik testler, hepsi bu üçlü saçayağının içindedir.Yeni Akit

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23