• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

9 Şubat 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
2024-02-09 07:51:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
9 Şubat 2024: Günün Âyet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün Sözü'nü istifadelerinize (9 Şubat 2024) sunuyoruz...

VAHYİN DİLİNDEN



مَٓا اَصَابَ مِنْ مُصٖيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُؕ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla

"Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez.
 Kim Allah’a iman ederse Allah onun gönlünü doğruya yöneltir.
 Allah her şeyi bilmektedir."

(TeğâbünSuresi, 11)                (Meâl kaynak: Diyanet İşleri başkanlığı)

TEFSİRİ:

Kullarına çok merhametli olduğuna inanılan Allah'ın kötülüklere niçin izin verdiği hususu, din felsefesinde genellikle kötülük problemi veya teodise (Tanrı’nın âdilliği problemi) başlığı altında geniş biçimde tahlil edilmiş ve tartışılmış bir konudur. Genel olarak hayrın ve şerrin var edilmesinin hikmetleri konusu bir yana, başa gelen her musibetin Allah’ın izniyle olması ifadesini Kur’an ve Sünnet’teki ilke ve bilgilere göre şöyle açıklamak uygun olur: Cenâb-ı Hak kullarına zulmetmez; dolayısıyla “kulların kendi fiilleri sebebiyle hak ettikleri bir karşılık” anlamındaki musibetin bu açıdan izahında zorluk bulunmamaktadır. Kusuru ve günahı olmadığı halde bazı kullara verilen sıkıntı ve felâketler ise kişinin ebedî mutluluğuna zarar veren yani gerçek mânada kötü ve insanın kendi fiili yüzünden başına gelen musibet olarak değerlendirilmez (bk. Şûrâ 42/30). Öyle görünüyor ki 11. âyette, insanların sorumluluğu bakımından musibetlerin değerlendirilmesi değil, Tanrı inancına ilişkin yaygın bir yanlışlığın düzeltilmesi amaçlanmaktadır.

Önceki âyetlerin iman esaslarıyla ilgili olması, bu âyetin devamındaki ve müteakip iki âyetteki ifadeler de bunu destekler niteliktedir. Birçok bâtıl dinin yanı sıra ilâhî dinin mensupları arasında türemiş bazı sapkın mezheplerde, “iyi” ve “kötü” iki ayrı tanrı arasında bölüştürülerek şirk (Allah’a ortak koşma) telakkisine güya meşruiyet kazandırılmaya, masum bir çehre verilmeye çalışılmıştır. Bazı ilâhî dinlerin mensupları da zaman zaman, Allah’a kötülük yakıştırmama gibi ileri derecede bir duyarlılıkla, şerrin O’nun tarafından yaratılmış olamayacağı tarzında bir inanca kaymışlardır. Oysa Allah’ın fiilleri ve sıfatları insanların kendi isteklerine ve münasip görmelerine göre biçimlendirilebilecek bir konu değildir; kulun görevi O’nu kendisinin bildirdiğine göre tanıyıp O’nun istediği şekilde kulluk etmektir (ayrıca bk. Hac 22/11; Furkān 25/43; Câsiye 45/23).

Doğru ve sağlam İslâm inancına göre bütün varlık ve olayların yegâne yaratıcısı Allah Teâlâ’dır; Allah, irade gücü verdiği, hem iyilik hem kötülük işlemeye müsait yarattığı şuurlu varlıklara kötüyü tercih etmemelerini buyurmuş ama –dünya hayatının imtihan alanı olması sebebiyle– kötülüğü istediklerinde ve işlemeye koyulduklarında bu eylemlerin yine kendisinin yaratma düzeni içinde varlık kazanacağını, sorumluluğunun da onlara ait olacağını bildirmiştir. Bu düzen içinde şeytanın kötülüğü teşvik görevini üstlendiği ama asla ona fiillerin yaratıcısı olarak bakılmaması gerektiği de hatırlatılmıştır. Bu sebeple İslâm akaidinde, “hayrın da şerrin de Allah’tan olduğuna yani O’nun mutlak irade ve kudretinden bağımsız olmadığına, onun bilgisi dışında kalamayacağına, ancak Allah’ın kulları için yalnız hayra razı olduğuna, kulun başına gerçek mânada (ebedî mutluluğuna zarar veren) bir kötülük gelmişse bunun kendi yanlış davranışından kaynaklandığına” inanmak esastır.

Ayrıca samimi bir mümin, kendi kusuru sebebiyle olmadan başına gelen felâket ve sıkıntıların da imtihanla ilgili olduğuna ve sabırla karşıladığında ecir alacağına inanır. Dolayısıyla bu inancın dayanaklarından biri olan 11. âyet, ayrıca müminler için önemli bir teselli kaynağı oluşturmaktadır. Nitekim bu inancın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri modern psikolojide kanıtlanmış olup, bu husus Hz. Peygamber’in şu hadisinde de veciz bir şekilde özetlenmiştir: “Müminin durumu ilginçtir: Allah’ın her hükmü onun iyiliğinedir; çünkü başına bir sıkıntı gelip sabretse bu onun hayrınadır, sevindirici bir şey meydana gelip şükretse bu da onun hayrınadır. Bu, yalnız mümine has bir özelliktir” (Müslim, “Zühd”, 64; Dârimî, “Rikāk”, 61; ayrıca bk. Nisâ 4/79; Hadîd 57/22).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 374-376


 

ALLAH RESULÜ'NDEN (Sallelahu Aleyhi ve Sellem)

“Nerede olursan ol, Allah'tan kork!
 Kötülüğün peşinden iyilik yap ki, onu silsin.   
 İnsanlarla iyi geçin.”

Kaynak: Câmiü's-Sağîr, 1/65
         

 GÜNÜN SÖZÜ:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bunu bilmenin ayırt etmenin en güzel yolu kendi dinini bilmekten geçer

İlk önce şu "Birçok bâtıl dinin yanı sıra ilâhî dinin mensupları arasında türemiş bazı sapkın mezhepler " konusuna açıklık getirelim...batıl din adı üstünde gerçekliği olmayan ZANN ' lardan oluşturulan hayat tarzı... devamında ilâhî dinin mensupları arasında türemiş mezhepler tanımı kendi içinde celuski barındırır... çünkü o soru işaretli mezhepler ilâhî dînin emirlerine tammı tamına uymuş olsaydı zaten çeşitli yollarla açığa çıkmazdı...bu sebeple ilâhî dînin mensupları arasına girdiğini ZANNederek...ilahî emirler yerine kendi ZANN' larına uymaya devam edenler zaten olağan seyrinde tuhaflıklar sergiler...

Hulâsâ

Allah kullarına o kadar merhametli...o kadar merhametlidir ki...kötülüğü düşündüğünde değil yaptığında günah yazar... iyiliği düşündüğünde bile sevap yazar..." sizin başınıza gelen iyilikle Allah'ın lutfuyladır... kötülükler kendi ellerinizle kazandiklarınız sebebiyledir..." ayeti gayet açıktır... öyle ki seküler bakış açısı buna "bedel" der ...her şeyin bir bedeli vardır...isteklerimiz Allah'ın emrine uygun olan dûa yâda davranışlardan olduğu zaman bedeli hafif ve kolay olur...aykırı olduğu zaman bedeli de ağır olur...herkes kendi hayatında dikkat ederse ; bir başkasının işine karıştığı zaman bile bir bedeli vardır... Allah'ın işine karıştığı zaman da bir bedeli olacaktır...bunu nasıl ayırt edebiliriz?...haddimizi bilerek... sınırımız bilerek...bizi ilgilendiren yada ilgilendirmeyen konuları daha dikkatli belirleyerek...sizin sayenizde Emrullah Hatipoğlu hacaefendiyi tanıdım ve regaib programını dinleyemediğim için ertesi günü araştırıp vav tv den geçen yılın programını buldum...orada rahmetli Gönenli Mehmet Efendi den bahsederken çok güzel cümlesini paylaştı sağolsun... işte konunun özeti o cümle..."gelene git demem...gidene dur demem"... herşey Allah'ın hükmünce deverân olur...bize sadece o olayları anlamak ve anlamlandırmak düşer... saygılarımla
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23