• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

17 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
17 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Sözünü istifadelerinize sunuyoruz... (17 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٢٩) يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَاْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحٖيمًا

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(29) Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

(Nisâ Suresi, 4/29)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 


TEFSİRİ:

Önceki âyetlerde servetin ve menfaatin intikalinde rol oynayan miras, hibe, mehir gibi meşrû yollardan söz edilmişti. Bu âyette de en geniş mânasında yani “karşılıklı rızaya dayanan ve konusu maddî değerler olan hukukî işlem” anlamında ticaretten söz edilmekte; bu yollar dışında kalan, bunlara ters düşen ve bundan dolayı haksız (bâtıl) diye nitelenen yol ve şekillerle insanların mallarını ellerinden almak ve bunlardan yararlanmak yasaklanmaktadır. Hırsızlık, gasp, rüşvet, faizcilik ve tefecilik, fâhiş fiyat, aldatma bu bâtıl yolların ve şekillerin önde gelenleri ve yaygın olanlarıdır. Ticaret genellikle alınan malı, üzerine kâr koyarak satmak suretiyle yapılır. Mal alınırken bir bedel takdir edilmiştir; satılırken aynı bedelle devredilmediğine göre –fazlalıktan ibaret olan– kâr karşılıksız gibi gözükmekte, bu bakımdan da “haksız kazanç yolları”na yakın bulunmakta, bir bakıma onları andırmaktadır. Muhtemelen bu sebepledir ki, haksız kazanç yasaklanırken hemen yanında –istisna şekliyle– ticaret serbest bırakılmıştır. Alımla satım bedelleri arasındaki artı fiyat farkından ibaret olan kâr da meşrûdur. Çünkü malı alıp satan tâcir hem kamuya yararlı bir hizmet görmekte hem sermayesini riske atmakta hem de emek çekip meşgul olmaktadır. Hz. Ömer ihtikârı (karaborsa) yasakladıktan sonra “... fakat kim yazda ve kışta, zahmet çekip yüklenerek pazara mal getirirse o kişi, Ömer’in misafiridir; istediği gibi satsın, istediği gibi tutsun” diyerek bu gerekçeye işaret etmiştir (el-Muvatta’, “Büyû‘”, 56). Bâtıl yollarda bu unsurlar ve nitelikler yoktur; güçlü olan karşı tarafı ezmekte, onun zaaf ve ihtiyaç içinde olmasından yararlanmakta, gerçek rızâ söz konusu olmadan malını alıp yemektedir.


“Kendinizi öldürmeyin” cümlesinde hem hayatın hem de kamu düzeninin korunmasını hedefleyen önemli ve ince işaretler mevcuttur. Malların haksız yollardan elde edilip yenilmesi ve faydalanılması yasaklandıktan hemen sonra “Kendinizi öldürmeyin” buyurulması özellikle dikkat çekicidir. Şöyle ki; haksızlık, hukukî ve sosyal adaletsizlik anarşiyi doğurur veya körükler; bir kere toplum düzeni bozulup asayiş ortadan kalkınca can güvenliği de tehlikeye düşer; yalnız haksızlığa uğrayanlar değil, başkasının malını haksız olarak alıp yiyen veya başkasının canına haksız olarak kıyan da bu güvensizlikten nasibini alır, kendisi canından olduğu gibi yakınlarının da mal ve canları zarar görür. Âyetin asıl hedefi haksız olarak başkasını öldürmeyi yasaklamak olduğu halde bu başkalarını kastederek “Kendinizi öldürmeyin” buyurulması, hayat hakkının korunması bakımından çok güçlü bir vurgu taşımaktadır. Zira kişinin kendi hayatıyla başkasının hayatı arasında fark yoktur, bütün hayatlar eşit derecede korunmaya lâyıktır, korunma hakkına sahiptir. Birinin canına kıyan kendi canına kıydığını düşünmeli, bu şuur içinde olmalıdır.

Âyet, İslâm’ın bütün muâmelât hükümlerinin hedefi olan “beş zaruri/önemli değerin ve amacın (makasıdü’ş-şerîa) korunması” ilkesinden ikisini ihtiva etmektedir: Canın korunması ve malın korunması. Bundan önceki âyetler evliliği teşvik edip zinayı yasaklayarak neslin korunması ilkesini, ileride gelecek 43. âyet sarhoş olmayı yasaklayarak aklın korunması ilkesini, aralarda sık sık tekrarlanan Allah’a itaat ve kulluk, resulüne itaat ve ittibâ, bütün peygamberlerin getirip tebliğ ettikleri dine inanma ve bağlanma emirleri de dinin korunması maksadını ihtiva etmektedir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 50-51 


 
HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

"Karaborsacılığı ancak günahkâr kimse yapar." (Müslim, Müsâkât, 129; Ebû Davud, Büyû', 47)

"Mal getiren rızıklandırılır, stoklayıp karaborsaya düşüren lânetlenir." (İbn Mâce, Ticâret, 6)

"Piyasaya fiyat artırmak için müdahale eden kıyamette büyük ateşe oturtulur." (İbn Hanbel, V, 28)


GÜNÜN SÖZÜ:

"Karaborsacılık, milletin cebindeki parayı değil, geleceğine olan güvenini çalmaktır."

"Zor zamanlarda fiyat artıran, ticaret değil, fırsatçılık ve vicdan kıtlığı yapıyor demektir."

"Depolarda saklanan her ihtiyaç maddesi, dışarıda çaresiz kalan bir insanın hakkıdır."



GÜNÜN FOTOĞRAFI:

Pandemi döneminde tonlarca soğan boş arazilere bırakılmış, tonlarca patates depolarda saklanmıştı


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Toplumsal ve Dini Açıdan Aile Mahremiyeti ve Erkeğin Sorumluluğu Toplumsal değerler, aile yapısı ve bireysel ahlak çizgileri, tarih boyunca toplumların bir arada kalmasını sağlayan en güçlü çimentolardan biri olmuştur. Ancak son dönemde modernleşme, özgürlük veya sınırları zorlama adı altında sergilenen bazı davranışlar, bu değerlerin sadece yıpranmakla kalmayıp, tamamen ayaklar altına alındığını açıkça göstermektedir. Bir erkeğin, kendi eşini ve kız çocuklarını toplum içinde çıplaklığa, teşhirciliğe teşvik etmesi ya da buna göz yumması, modern bir yaşam tarzı değil; en başta kendi saygınlığını, ardından da aile kurumunun kutsallığını yok eden ağır bir yozlaşma örneğidir. Erkeklik ve babalık kavramı, tarihsel ve sosyolojik olarak koruyuculuk, sahiplenme ve ailesine bir onur kalkanı olma sorumluluğuyla özdeşleşmiştir. Bir babanın veya eşin en temel görevi, ailesini sadece fiziksel tehlikelerden değil, toplumun yozlaşmış bakışlarından ve nesneleştirilmekten korumaktır. Eşini ve çocuklarını birer modernlik simgesi ya da dikkat çekme aracı gibi görerek onların çıplaklığını normalleştiren, hatta bundan gizli veya açık bir gurur duyan bireyler, sorumluluk bilincini tamamen yitirmiş demektir. Bu durum, özgür düşüncenin bir yansıması değil, erkeğin kendi sorumluluklarından kaçarak ailesini açık birer meta haline getirmesine yol açan derin bir irade eksikliğidir. Toplum içinde sınırların bu denli esnetilmesi, bireylerin birbirine olan saygısını ve güvenini de temelinden sarsmaktadır. Aile içindeki mahremiyet duvarları yıkıldığında, o yuvayı ayakta tutan saygı ve bağlılık bağları da kopmaya mahkumdur. Kendi en yakınlarını, toplumun en çiğ ve karanlık dürtülerinin önüne birer sergi malzemesi gibi sunan bu anlayış, çağdaşlaşma maskesi arkasına sığınamaz. Bu tavır, ilerici bir zihniyetin değil; aksine ahlaki bir çöküşün, kimliksizleşmenin ve toplumsal normlara karşı duyulan kontrolsüz bir duyarsızlaşmanın en sert ve acı verici tezahürüdür. İslam dini de aile kurumunun kutsallığına, mahremiyete ve hem erkeğin hem de kadının toplum içindeki onurunu korumasına olağanüstü bir önem verir. Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünneti, aileyi bir arada tutan en temel bağların hayâ, iffet ve karşılıklı sorumluluk olduğunu açıkça ortaya koyar. İslam hukuku ve ahlakına göre bir erkek, ailesinin sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamakla değil, onların iffetini, şerefini ve manevi dünyasını korumakla da görevlendirilmiştir. Tahrim Suresi 6. ayette yer alan "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun" emri, erkeğe ailesinin ahlaki çizgisinden doğrudan bir sorumluluk yüklemektedir. Bu bağlamda İslamiyet, sınırları aşan çıplaklığı ve teşhirciliği kesin bir dille yasaklarken, erkeğin ailesindeki bu tür durumlara karşı duyarsız kalmasını da çok sert bir şekilde eleştirir. Hz. Peygamber’in hadislerinde, ailesinin namus ve iffetini kıskanmayan, onların ahlaki çöküşüne ve mahremiyet sınırlarını çiğnemesine göz yuman erkekler için "deyyus" tabiri kullanılmış ve bu kimselerin manevi bir hüsrana uğrayacağı açıkça ifade edilmiştir. Mümin bir erkek, ailesini sadece maddi tehlikelerden değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki aşınmalardan korumakla da mükelleftir. İslam’ın emrettiği "gayret" ve "kıskanma" (namusunu koruma duygusu), cahiliye zihniyetinin aksine, kadını esaret altına alan bir baskı değil; onu toplumsal bir meta veya nesne haline gelmekten koruyan ilahi bir zırhtır. Çağdaşlık maskesi altında meşrulaştırılmaya çalışılan popüler kültür ve ifrat derecesindeki sergileme eğilimi, aile kurumunun iffetini zedelemekte ve mahremiyet duvarlarını yıkmaktadır. Oysa yüce dinimiz, kadının saygınlığını ve zarafetini nefislerin esiri olmaktan korumayı hedefler. Dolayısıyla, ailesinin iffet ve vakarını koruma hususunda lakayıt kalmak, hem dünyada aile bağlarının çürümesine yol açan hem de ahirette hesabı ağır olan büyük bir vebaldir. İslam’a göre eşini ve kızlarını toplumun nefsi bakışlarına malzeme eden bir anlayış, çağdaşlık değil; fıtrata, inanca ve mümin bir erkeğe yakışan vakar ve gayret bilincine tamamen aykırı, ağır bir manevi sorumluluktur.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23