Anadolu medyası Zarrab tuzağına düşmeyecek…

02 Aralık 2017 Cumartesi

Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan Reza Zarrab’ın da içinde yer aldığı kumpas davası ile ilgili son günlerde yerli ve yabancı medyada ülkemiz aleyhine bazı haberler çıkmaktadır. Bu haberler zaman ayarlı, sonuç almaya dönük sipariş haberlerdir. Yapılan bu haberlerle görünüşte Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ailesi hedef alınmaktaysa da asıl hedefin Türkiye olduğunu görmemiz gerekir.

Son dönemde Suriye’de ve Kuzey Irak’ta PKK ve YPG’ye karşı vurulan darbeler maalesef batılı dostlarımızı mutsuz etmiştir. Milli üretim, milli sanayi ve bağımsız dış politika diyen Cumhurbaşkanımız hedef tahtasına oturtulmuştur. İran, Rusya ile işbirliğinin artması ABD’yi rahatsız etmiştir. Oysa ABD 3 bin TIR silahı PKK ve YPG’ye vermekten rahatsız olmamıştır.

Bizler Anadolu yayıncıları olarak bu tuzağa düşmeyeceğiz. Varsa yapılan yanlışlar kendi aramızda çözeriz. Kaldı ki ismi geçen şahıslar siyasetten çekilmişlerdir. Bu dava ile Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmak istediği çok açıktır. Sayın Erdoğan’a kurulan tezgâh üzerinden ülkemize operasyon çekme çabalarını görüyor ve itiraz ediyoruz.

Darbelere, mandacılığa, ihanete hiçbir zaman prim vermeyen Anadolu medyası olarak üyemiz bulunan 348 yerel medya kuruluşu ile bu darbe sürecine dur diyeceğiz. ABD basını ve siyasilerinin hazırladığı tuzağa düşmeyeceğiz. Bu çerçevede ulusal medya mensuplarına da sorumluluk çağrısı yapıyor, milli ve yerli bir duruş göstermelerini bekliyoruz.

Amerika’da süren davada FETÖ lobisinin katkısını iyi biliyoruz. Orada bulunan yargı ve emniyet mensuplarına belgeleri FETÖ’cülerin verdiği açık. ABD’deki hakim, savcı ve gazetecileri etkileyen FETÖ’cüler ABD’nin ekmeğine yağ sürmektedir. Suriye ve Irak üzerinden Akdeniz’e bir enerji koridoru açmak isteyen ABD ve İsrail ekseni, ülkemizin bileğini bükmek için bu dava üzerinden şantaj yapıyorlar.

Öte yandan; ambargoyu delen asıl unsur İran olmasına rağmen neredeyse İran bahsi hiç geçmiyor. İran Cumhurbaşkanı ve bakanların da ciddi bir biçimde ismi geçiyor. Onlara tık diyen yok. Bütün fırtına ülkemiz üzerine kopuyor.

Bir başka konu ise bu davada ismi geçen bakanlar. Bu bakanlar Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Muammer Güler’dir. Bu bakanlar suçlu mu suçsuz mu ben bilemem. Kefil de değilim. Ancak ülkemizde yargılama sonucunda berat etmiştir. Mahkemelerimiz suçsuz demiştir. Öte yandan; Yüce Divan’a göndermek isteyenler olmuş ancak TBMM reddetmişti. Bu adamlar şahsi hırsları nedeniyle yanlış yapmışlarsa bile hedefin ülkemiz olduğu açıktır. Mesele yolsuzluk değil mesele ülkemize diz çöktürmektir. Konuya bu şekilde yaklaşmak gerekir.

Böylesine kritik süreçler göstermiştik milli bir medyaya ihtiyacımız vardır. Yerel televizyonların desteklenmesi gerekir. Uydu fiyatları konusunda TÜRKSAT henüz bir adım atmamıştır. Halen de atma niyeti yoktur.

Cumhurbaşkanımız yerel medyaya destek olma talimatı vermiş ancak bu konuda bir ilerleme olmamıştır. Yerel medya güçlü olursa uluslararası komplolar başarısız olacaktır. Hükümet milli ve yerli medyaya destek olmak durumundadır. Önümüzdeki yıl zorlu bir yıl olacaktır. Anadolu halkına gerçekleri anlatmak gerekir. Bu gerçekler ancak yerel medya ile anlatılır. Halka inmek, Anadolu’yu ikna etmek yerel medya sayesinde olur.

Bizler 28 Şubat’a direndik. 17-25 Aralık darbesine direndik. 15 Temmuz darbesine direndik. ABD ve Razzab darbesine de direneceğiz. Bu topraklara bağlı yerli medyanın korunması gerekir. Anadolu medyası olarak bu tuzağın bir parçası olmayacağız. Devletimizin yanında yer alacağız.

Son söz Cemil Meriç’ten olsun:

“Bütün Kur’an’ları yaksak. Bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlı’yız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın.!” 

O nedenle kendimize gelelim. Özümüzü hatırlayalım.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca1 ay önce
    Yeni Akit Gazetesi’nin Sayın Yazarları; yardımcı doçentlerin uğradıkları yabancı dilin baraj yapılma adaletsizliğini günlerce sizlere yazdım; üstelik bıktırasıya yazdım; üstelik yazılarınıza yorum yapmadan direşken bir tavırla sadece kendi konumu işledim; siz değerli yazarlar, bıkmadan, usanmadan, yüksünmeden, erinmeden aynı temalı yorumlarımı değerli sayfalarınıza taşıdınız; Allah hepinizi var etsin, her türlü kazadan beladan korusun. Ne var ki, Sayın Cumhurbaşkanının bile, 26 Temmuz 2017’de, yardımcı doçentlerle ilgili söylediği haklı sözlerinin görmezlikten gelindiği, ademe havale edildiği bir vasatta, benim gibi sıradan bir kişinin “…BAŞTA YABANCI DİL OLMAK ÜZERE HİÇBİR ALAN KUTSANMAMALI, HİÇBİR ALAN BARAJ YAPILMAMALI, HER ALANA DEĞER VERİLMELİ, HER ALANA PUAN VERİLMELİ, TOPLAM EŞİT PUANI YAKALAYAN HERKES DOÇENT VE PROFESÖR YAPILMALI…” biçimindeki Hz. Ömer’in adaletini andıran bir talebinin dikkate alınabileceği beklentisine, hatta umsunukluğuna düşülmemeliydi. Ne yazık ki, bu beklentiye düştüm. Hile hurdayla İngilizceden 65 puan alıp, hayatı boyunca 65 kitap bile okumamış olan binlerce insanın doçent, profesör yapıldığı bir ülkede; yabancı dilden aldığımız 55 puanını 65 puana çıkaramadığımız için, 5-10 yabancı dil puanı eksikliğimizden dolayı, yazdığımız onlarca makale ve onlarca baskı yapan kitaplarımıza rağmen, 20-30 yıllık öğretim elemanı hayatımızda mezun ettiğimiz 10 binlerce öğrencimize rağmen; 5-10 yabancı dil puanı eksikliğinden dolayı geri zekalı damgası yiyerek, yardımcı doçentlikten 3600 göstergeyle emekliye mahkum edilme eşiğine gitirildik. İşin fezlekesini arz edeyim: Artık size yardımcı doçentlik mağduriyetiyle ilgili yazı yazıp, bu haklı talebimi dillendirmeyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanının haklı emrini duymazlıktan gelen bir yapı, benim gibi boydak bir insanın haklı talebini dinler mi? Dinlemez! Ama, siz, Yeni Akit Gazetesi’nin Sayın Yazarları beni dinlediniz ve günlerce aynı minval üzere olan bıktırıcı ama haklı taleplerimi değerli sayfalarınıza taşıdınız. Bin kere sağolun, varolun. Yaşamla aranıza bir engelin girmemesini diliyorum. Hoşça kalın.