30 Ağustos Resepsiyonunda “zorunlu tesettür” yalanı
Dersin altın günü…
Değil ama herkes “beş çayı” dedikoduları yazmış…
Aslında altın günü demek daha doğru…
Sağ olacaklar ayyynen menopoz kafası yapmış gün teyzeleri gibi “Aaaa Külliye mönüsünde suşi de vaaar…”
“Ama alkolsüz kutlama da olmaz ki cınım…”
“E şimdi artık açılışta sarıklı Kur’an da okunduysa, laiklerin anası ağlar, teheeeeyyy…”
“Aman Tanrım! Hulusi Akar’ın eşi Şule Hanım, Kur’an okunurken başına eşarp aldı…”
Bir kere mönüde “kelle paça, mumbar dolması” gibi iddialı yemekler olmasa da içliköfteler, su börekleri gibi geleneksel tatlar da vardı.
İçecekler de keyfe kafiydi ayrıca... Sadece alkol yoktu.
Ne var yani, fena mı? Konuklar, bir kere de ayık kafayla iştirak etmiş oldu.
Tabii yazılarında kurdeşen döktükleri asıl mevzu, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın eşi Şule Hanım’ın, Kur’an okununca başına eşarp alması oldu!
Lahavlee… Ne yapsaydı kardeşim? Kur’an okunurken istavroz mu çıkarsaydı?
He Can Ataklı de hele! “Devlet protokolünde zorunlu tesettür” olduğunu da nereden çıkardın? Resepsiyonda Kur’an okunurken başına şal alan da oldu, başı açık dinleyen de…
Zorunlu bir tesettür olayı tamamen yalan yani… Hem de kuyruklu yalan!
Bir kere Şule Hanım’ın ne zaman ne yapacağına karışamazsın!
Sen kimsin ki? Eşi misin, yakını mı, üst aklı mı?
Hem Şule Hanım, köleniz mi yahu? Başına şal alırken Can Ataklı’nın ne düşüneceğini hesaba katsın?
Kadın böyle mi olmalı gözünüzde?
Aç deyince açsın, kapat deyince kapatsın…
Sözde bir de kadın hak ve özgürlüklerini haykıran bir ideolojinin savunucularındansın…
Ama bilirim… Sizdeki kadına özgürlük algısı kendi kafa yapılarınızın sınırlarına kadar tanınmış bir özgürlük anlayışıdır.
Aksi halde… Yani Kur’an okunurken başına eşarp aldığı anda üzerine gün doğmamış feodal bir kadın algısına evrilip vahşileşebilen…
Başörtülüleri eşiğinden sokmaması gerekirken, misafir eden Cumhurbaşkanı’na bu yüzden gıcıksınız zaten!
Emine Hanım salona başörtüsüyle girerken alerji olmanız bu yüzden…
Öyle yeniyetme de değilsin, Parisli de Can Ataklı! 1956 Diyarbakır doğumlusun…
Diyarbakır’da, üstelik ellili yıllarda, Kur’an okunurken baş örtüldüğüne hiç mi şahit olmadın?
Hem burası Türkiye değil mi hemşerim?
Şule Hanım da bu milletin bir ferdi olarak, Kur’an okunurken yapılması münasip olan bir şeyi yaptı! Özetle… Sözcü’nün vahşi ideolojisini değil, milletin değer yargılarını gözetti.
Millet bu… E millet bu ise Şule Hanım’a da bu yakışır…
Anlayamadığım şu… Sol orijinli de olsan, bu memlekete uzaydan gelmedin! Diyarbakırlısın… Yaşına bakılırsa az çok cenaze, mevlid de görmüşlüğün vardır. Hani bu Kur’an tilavetini neden bir uzaylı gibi yorumladığını anlayamadım.
Kendi yetiştiği topluma tu-kaka demek entellik mi oluyor şimdi? Bunları yazarken şehrinden, akrabalarından, ailenden de mi utanmadın?