• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Zekeriya Say
Zekeriya Say
TÜM YAZILARI
21 Mart 2019

Soyadlarımız, soyumuzun ismi olmalı!...

“Herkesin ailece anılmasına yarayan öz adından sonraki adı, aile adı, aile ismi, soy ismi.”

TDK,  “soyadı”nı böyle tarif ediyor.

Birçok şeyde olduğu gibi, soyadı kullanımının da öncüsü Çinlilermiş. Adamlar bundan beş bin yıl önce soyadı kullanmışlar. Üstelik o çağlarda soyadı kullanmayan Çinli neredeyse yok gibiymiş.

Ayrıca, aynı soyadını taşıyanlar kesinlikle evlenemezlermiş. O dönem Çin’de “anaerkil” düzen hüküm sürdüğü için "soyadı" anlamına gelen karakter de, “kadın” ve “doğum” kelimelerinden türetilmiş. Soyadı sayısının bir ara 4000 ila 6000'e kadar ulaştığı Çin’de, bugün yalnızca 100 adet soyadı kullanılıyormuş. İlk sırada ise, yaklaşık 100 milyon kişinin kullandığı “Erik” anlamına gelen “Li” soyadı varmış.

İşin trajik yanı ise;

Bundan 5000 yıl önce annelerinden tevarüs eden “soyadı”nı kullanan Çinliler, maalesef geride bıraktığımız yüzyılın başlarında, bırakın soyadını, kızlara isim bile koymayı bırakmışlar.

İlk kızlarına “en yaşlı kız” diyen Çinliler, diğer kızlarını “ikinci, üçüncü” şeklinde numaralandırıyorlarmış.

Çin hükümetinin, 2007 yılında;

Bir buçuk milyarlık nüfusunun, 100 tane soyadı paylaşmasından kaynaklanan sıkıntıları aşmak için yasal bir düzenlemeye gitmesi gündeme gelmişti.

Düzenleme hayata geçseydi,  Çin’de soyadı çeşidinin 1.28 milyonu bulabileceği varsayılıyordu.

2009 yılına gelindiğinde ise, bırakın “soyadı” düzenlemesini;

“el yazısıyla yazılmış kimlik kartlarını” bilgisayar destekli ve fotoğraflı hale dahi getirmekte aciz kaldılar.

Hatta bürokrasi kilitlenmişti ve 60 milyon Çinli isimsiz kalmamak için yeni isimler seçmek zorunda kalmıştı.

Çünkü kamu kurumlarındaki bilgisayarlarda bulunan veritabanı, 55 bin Çin karakterinin sadece 32 binini tanıyordu.

*

Avrupa’da soyadını ilk kullananlar ise, soyadlarını aile isimlerine göre belirleyen Romalılardı.

Bugünkü şekliyle soyadı kullanımının Avrupa’daki öncüsü ise İngilizlerdi.

*

Sırp, Hırvat, Leh, Çek gibi Slav topluluklarının ve Yunan, Romen, Boşnak gibi Balkan halklarının soyadları “oğlu” veya “çocuğu” manasına gelen veya “meslek” bildiren ekler alırken…

Araplar, soyadı kullanmamayı;

“oğlu, babası, mesleği, kabilesi ve memleketiyle anılmayı” tercih ediyorlardı..

*

“Yiğit lâkabı ile anılır” deyiminden de anlaşılacağı üzere, Türkler;

“babalarının verdiği isim, kazandıkları lakap, mevki ve memleketleriyle anılırlardı.”

Mesela!..

Fatih Sultan Mehmed’in unvanı “Sultanü’l-barrayn ve hakamül’l-bahrayn” idi, yani;

Anadolu, Rumeli ile Karadeniz-Akdeniz’in sultanı.

*

Dünyada ilk soyadı kanunu ise, 1787 yılında Yahudileri asimile etmek için Avusturya’da çıkarıldı. Kanun, Yahudilerin Almanca isimler ve soy isimleri almasını zorunlu kılıyordu.

Hali vakti yerinde olanlar “çiçek” ve “kıymetli taş” anlamına gelen güzel soyadları rüşvet vererek alırken…

Fakir Yahudilere ise “eşek kafası, yankesici” gibi soyadları layık görülüyordu.

*

Bu uygulamayı saymazsak, dünyada soyadı kullanmanın kanunla dayatıldığı tek ülke Türkiye’dir.

Çünkü..

CHP’liler, imparatorluktan ulus devlete geçmekle “yeni bir millet yarattıkları” vehmine kapılmışlardı ve “on yılda on beş milyon genç yarattık” marşıyla da bu hastalıklı düşüncelerini notalara dahi dökmüşlerdi.

Çiçeği burnundaki bu “ulus devletin” geçmişle bağını koparmak için “Harf Devrimi(!) ve “Şapka Kanunu”nun yetmeyeceğini düşünmüş olmalılar ki, CHP’liler 1934’te “soyadı kanunu” yürürlüğe soktular.

Kanuna göre; her Türk vatandaşı bir soyadı almaya mecbur tutuluyordu fakat soyadı olarak,

“aile ve memleket isimleri, hoca, hafız gibi unvanlar ve Osmanlıca kelimelerin kullanılması yasaktı.

Böylece, geçmişe dair bütün kültürel, dinî, ideolojik bağlar koparılmış oluyordu.

*

Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle aristokrat geçinenler kendi aile isimlerini tescil ettirirken, ayak takımına;

“Ördek, Kör, Camuz, Ahmak, Çakal, Armut, Davul, Yosma" gibi soyadları verildi.

Köylülere ise;

 “Karakoyun, Danabaş, Malak, Rençber, Semerci, Küfeci” gibi soyadları layık görüldü…

Mesela!..

Trakya gezisine çıkan Mustafa Kemal, bir iki kez lafına karıştı diye kızdığı Salih ismindeki köylüye;

“Sus bire Şirret adam” diye hitap etmiş…

Bu nedenle “Köylü Salih”e “Salih Şirret” soyadı verilmişti.

Bu arada ne kadar hamaset meraklısı ve asimile edilmek istenen etnik köken varsa onlara da içinde “Türk” ibaresi bulunan soyadları veriliyordu.

Öztürkler, Tamtürkler, Türkyılmazlar, Türkövler” bu soyadlara birer örnek teşkil etmektedir.

*

Tabii bir de bizzat Atatürk’ten soyadı almak için kıyasıya mücadele eden seçkinci bir zümre vardı.

O sıralar elinde kamusla dolaşan Mustafa Kemal, heveslileri kırmıyor, önüne gelene Türkçe kelimelerden türettiği soyadlarını veriyordu.

İsmet Paşa’ya “İnönü..”

Türkiye'nin ilk dünya güzeli Keriman Halis’e, “Ece..”

Emekli banka müdürü Berç Keresteciyan Efendi'ye, ‘‘Türker…’’

Günümüzde kullandığımız alfabeyi hazırlayan Ermeni dil bilgini Agop Martayan'a ise “Dilaçar” soyadı yine Mustafa Kemal tarafından verilmişti…

*

Öte yandan,

Kanunda yasak olmadığı halde, "oğlu" kelimesinin soyadlarında kullanılmasına keyfi olarak izin verilmiyordu.

İşin garip yanı ise;

Türk milletinin çok sevdiği, aidiyet belirtmesi ve kolay söyleniyor olması hasebiyle günümüzde soyadlarında en çok kullanılan “oğlu” kelimesinin kullanılması yasağını yine CHP’liler çiğnedi.

CHP “tek parti dönemi”nin başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu, dedesi "Saraç" olduğu için "Saraçoğlu" soyadını alarak, keyfi olarak uygulanan yasağı deldi ve onun aldığı yeni soyadı emsal teşkil ederek isteyen herkese "oğlu" soyadını almasının yolu açılmış oldu.

*

CHP’li Şükrü Saraçoğlu’nun açtığı bu yoldan ilerleyen isimlerden biri;

“Kılıçlı eşkıya” namıyla maruf Hüseyin Cebeli’nin oğlu Kamer Bey’di. Soyadı Kanunu’ndan evvel Cebeligiller ailesi mensubu olan Kamer Bey, kanun yürürlüğe girdikten sonra mahkemeye başvurarak Karabulut olan soyadını, Kılıçdaroğlu yapmıştı…

Böylece;

Kara, kavruk bir Anadolu çocuğu olan Kemal Kılıçdaroğlu, alelade bir Tunceliliden ziyade, "Osmanlı paşası”nı andıran “asil” bir soyada kavuşmuştu…

*

Bilindiği gibi,

Geçtiğimiz günlerde Eyüp Camii’nde, Yeni Zelanda'da şehit edilen Müslümanlar için Yasin-i Şerif okuyan CHP’nin İBB adayı Ekrem İmamoğlu’nun da esasında “İmamoğlu” olmadığı, hatta ortaokuldan “Ekrem Müdafa” ismiyle mezun olduğu ortaya çıkmıştı.

Müteahhitlik yapan Ekrem Bey’in babası ve amcasının, “Müdafa” olan soyadlarını “İmamoğlu” olarak değiştirerek “muhafazakâr” bir görünüm kazanmalarının siyasete etkisi olmuş mudur bilinmez ama muhtemelen bu yeni soyadlarının daire satışlarına çok büyük katkıları olmuştur.

Yoksa durduk yere babası imam olmayan bir insan ne diye İmamoğlu soyadını alır ki…

*

CHP’de bir isim daha var ki, o da kayınpederinin yaptığı isim ve soyadı değişikliğiyle, buram buram Anadolu kokacak olan kimliğinden sıyrılıp, burjuva hüviyetine bürünmüştür…

Kim mi?

CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu…

“Ben Atatürk’ün kurtardığı toprakları çiğneyerek büyüdüm. Beni, yaşadığım inlerden, mağaralardan o kurtardı. Ona borcumu ödemeliyim" diyen Canan Hanım’ın kayınpederi Ümit İlhan Kaftancıoğlu’nun asıl adı “Garip Tatar”dı.

Ezilen, sömürülen, ötekileştirilen emekçileri temsil ettiğini iddia eden Garip Tatar, çobanlıktan sonra öğretmenliğe terfi etmiş…

Ardından;

“gazeteci, yazar, derlemeci, radyo programcısı, prodüktör, öykücü ve romancı” vasfıyla birlikte gelen şöhret sayesinde, bir “Anadolu evladı”na çok yakışan “Garip Tatar” ismini beğenmeyerek, kendine bir "burjuva ismi" olan Ümit İlhan Kaftancıoğlu adını uygun görmüştü.

“Kuzinede pişmiş patatesi elleri yanarak yemeyi seven” Garip Tatar, bir isim ve soyadı değişikliğiyle “Ümit İlhan Kaftancıoğlu”na evrilince, biricik oğlu Dr. Ali Naki’nin, değişimi daha da ileriye taşıması gerekiyordu.

Oğul Ali Naki Kaftancıoğlu’nun edebiyat ve medya alanında istidadı yetersiz olduğundan, o da çareyi,

“kuzinede pişmiş patates” yiyen babasının aksine, “1/4”ünü yediği “domuz”dan arta kalan kemikleri sosyal medya hesabından paylaşmakta buldu.

Domuzla beslenen işbu devrimci(!) Dr. Ali Naki Kaftancıoğlu;

Ordu ili, Mesudiye ilçesi, Çiftlik Sarıca Köyü doğumlu, alelade bir tıp doktoru ile evlenince de, “Canan Tatar” olması gereken Canan Şahin, oldu mu size Canan Kaftancıoğlu…

*

Ha!

Bu arada, Ümit İlhan Kaftancıoğlu kaleme aldığı “Tüfekliler romanı”nda;

Mardin’in Derik ilçesinde, çölün ortasında bir şato görünümünde olan ve rivayete göre doğrudan Atatürk’ten gelen bir talimatla, topçu birliklerinin ateşiyle teslim alınan “Kanco Kasrı”nın sahibi Oduncu Hacı Sinan’a, bu fethin şerefine bizzat Mustafa Kemal tarafından “Türk” soyadı verildiğinden bahseder…

Şato düştükten sonra, ailesine zorla “Türk” soyadı verilen Oduncu Hacı Sinan kim mi?

CHP’nin müttefiki HDP’nin Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk…

*

Nasıl ilişki ama?!..

Atatürk’ün topçu ateşine tuttuğu “Kanco Kasrı”nın sahibi Ahmet Türk, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun kayınpederini sarayında misafir ediyor…

Aynı Ahmet Türk, 1980 yılına kadar CHP’de milletvekilliği yapıyor.

1987’de ise, bu kez CHP’nin yavrusu SHP’den milletvekili seçilerek meclise giriyor.

Öte yandan,

Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombaladığı Dersim’den çıkan “Kılıçlı eşkıya”nın torunu Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün partisine genel başkan yapılıyor…

Sen, bu isimlerin birbirine husumet beslediğini düşünürken…

Aynı adamlar yıllar sonra bir araya gelerek bu kez, 31 Mart seçimleri için “ittifak” yapıyorlar…

*

Demek ki neymiş?

“Soyları” belirtmesi gereken soyadlarını rastgele dağıtırsanız, düşman sandıklarınızın esasında kardeş olduklarını öğrenemezsiniz.

Ya da,

“Moiz Kohen” adlı Yahudi, sırf “Munis Tekinalp” soyadını aldı diye, birileri onu “Türk Milliyetçisi” sanıp, hayırla yâd eder.

*

“Acaba!” diyorum…

Kimlik numarasının kullanıldığı günümüzde, soyadları gerçek manada kullanılıp, soy aidiyetlerini ifade etse çok mu fena olurdu?!..

Var mısınız?

Tartışalım mı “Soyadı Kanunu”nu!..

 

****

Not:

Bu yazıda, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin, 08 Ekim 2008 tarihinde Türkiye gazetesinde yayımlanan, “İYİ PARAYA İYİ SOYADI” başlıklı çalışmasından faydalanılmıştır.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23