Ne “enginar”mış arkadaş!..
Kosova’dan “93 Harbi”nde Türkiye’ye göç etmiş Arnavut bir dedenin torunu olarak en iyi bildiğim sebze “pırasa”dır.
Fakat ben size hiç hazzetmediğim enginardan bahsedeceğim.
Malum;
28-29-30 Nisan tarihleri arasında İzmir Urla Belediyesi’nin ev sahipliğinde
“Uluslararası Enginar Fuarı”nın bu yıl üçüncüsü düzenlendi.
Ziyaretçilerinin tamamına yakını Türklerden oluşan ve yüz binlerce kişinin katıldığı fuara “uluslararası” payesinin kim ve ne şekilde verildiğini anlamasam da…
Mönünün tamamı enginardan türetilmiş yemeklerden oluşan fuarda;
Enginar Midye’den tutun da;
Enginarlı pilav,
Deniz börülceli enginar
Enginar sıyırma
Enginar dolması
Enginar reçeli
Hatta
Enginar tatlısı bile varmış.
*
Fuarın amacına uygun olarak;
yılda 9 milyon adet enginar yetiştiren Urlalı çiftçiler, 3 gün süren fuarda ürünlerinin yüzde 22’sine denk gelen 2 milyon enginarı satmayı başarmışlar.
Üreticilerin yüzünü güldürmesi ve onlara yeni istihdam alanları oluşturması nedeniyle oldukça önemli bir fuar olduğunu belirtmekte fayda var.
*
Yüzde 85’i Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen Enginar’ın üretiminde Türkiye yaklaşık
35 bin tonla dünyada, Çin ve Fas’ın ardından 7’nci sırada bulunuyormuş.
Üretimde başı çeken ülke ise yaklaşık 500 bin ton ile İtalya’ymış.
Her ne kadar “Bayrampaşa enginarı” ünlü olsa da,
İzmir, Türkiye’de enginarın başkenti kabul ediliyormuş.
*
Tam bir “C vitamini deposu olan;
kalp hastalıklarından tutun, sindirimi kolaylaştıran, kolestrolle savaşan, hücrelerin yıpranmasını yavaşlatarak yaşlanmanın etkilerini azaltan, kanser riskini düşüren ve içerdiği ‘inülin’ adlı madde nedeniyle şeker hastaları”nın bolca tükettiği bir sebze olan enginarın faydaları saymakla bitmiyor.
*
Bunun yanında enginarı en çok tüketenlerin başında ise alkol kullananlar geliyormuş.
Zira enginar,
alkolden en çok etkilenen organ olan karaciğeri koruyor ve karaciğer hastalıklarının daha çabuk iyileşmesini sağlıyormuş.
Tabi bir de,
“ayyaşlar”a has bir durum olan;
“akşamdan kalma”ların baş ağrısını ve ağız kuruluğunu da gideriyormuş.
*
Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan'ın küfürbaz oğlu Mehmet Aslan;
doktorunun “enginar içkiye birebir” uyarısından sonra,
sırf enginara muhtaç olmamak için ağzına içki sürmediğini söylemişti.
Öte yandan,
Emekli müftü merhum Hamdi Coşkun’un oğlu Ahmet Hakan ise,
“Sevmezdim. Sevenleri bile sevmezdim” dediği enginarı,
“karaciğer dostu” olduğunu öğrendikten sonra iştahla yemeye başlamış.
Neden acaba?
*
Enginarı “özel” kılan ise faydalarından çok, yetiştirme sürecinin diğer sebzelerden farklı oluşu.
Bilindiği gibi enginarın botanikteki adı “Cynara”dır.
Efsaneye göre;
Avrupalıların annesi olarak kabul edilen ve ismi zamanla evrilip günümüzde kullanıldığı şekliyle “Europa” halini alan Fenike Kralı’nın güzeller güzeli kızı Erep’i kaçırıp tecavüz eden ve bugünün Avrupa’sını oluşturan çocukların birer “zina mahsulü” olarak doğmasına neden olan Helenlerin sözde tanrı(!)sı Zeus;
Cynara adında bir kadına da âşık olmuş.
Fakat Cynara, “Erep”in aksine Zeus'u reddederek ona direnmiş.
Bu durumu hazmedemeyen Zeus da, öfkelenip genç kadını “devedikeni”ne dönüştürmüş.
Devedikeninin olgunlaşan çiçeğine de “enginar” adı verilmiş.
Tesadüf bu ya;
Enginar da tıpkı “Erep’in p.ç”leri gibi yalnızca “enginar pi.i” denilen sürgünler sayesinde yetiştirilebiliyormuş.
Farkındayım konu biraz “argo”ya kaçıyor ama maalesef gerçek bu.
Uzmanların aktardığına göre;
“Enginarın toprakaltı gövdesi, toprağın altında 10-13 yıl civarında yaşıyormuş.
Bitkinin, toprakaltı gövdesinde bulunan gözlerin uyanması sonucu elde edilen dip sürgünleri alınıp, istenilen yere dikilerek üretim sağlanıyormuş.
Bu dip sürgünlerine de “enginar pi.i” adı veriliyormuş.
Bu arada,
Türkiye’de “enginar soyma” diye bir meslek ve bu mesleği icra eden bin civarında işçi varmış.
Bu işçilerin ekserisi ise Kırşehir ve Ankara kökenliymiş.
Kazançları da gayet yerindeymiş.
*
Enginarı konusunda diğer bir dikkat çekici durum ise, isminin CIA’in çok gizli bir projesine verilmiş olması.
Yeni Şafak yazarı Abdullah Muradoğlu’nun aktardığına göre;
2017’nin ilk günlerinde, “ABD'nin Florida kentindeki havaalanında, valizinden çıkardığı silahla rastgele ateş açıp 5 kişiyi öldüren saldırgan daha önce Irak'ta görev yapmış ABD ordusunu ait eski bir askermiş.
Saldırgan,
daha önce zihin kontrolüne maruz kaldığını, gaipten sesler duyduğunu ve kendisinin bu saldırıya yönlendirildiğini söylemiş.
Mahut saldırıdan sonra gündeme gelen “Zihin kontrolü”nden,
yazar Tim Weiner'ın “Küllerin Mirası: Bir CIA Tarihi” isimli kitabında da bahsediliyormuş.
Bu tür deneyler;
“Casus olduklarından kuşku duyulan kişilere de uygulanıyormuş. 4 Koreli ajan, CIA'in Japonya'da kurduğu benzer hapishanede aynı yöntemlerle sorgulanmış.”
Bu 4 Koreli ajan;
“Enginar Projesi” kod adı verilen bu programının ilk denekleri”ymiş.
*
Yeniden konumuza dönecek olursak;
geçmişte iki kez düzenlenmesine rağmen, fuar basından en büyük ilgiyi bu yıl gördü. Bunun başlıca nedeni ise, Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’ün “zihin kontrolü” denemesi yaptığı yazısıydı.
"Ah nerede o eski enginarlar!" deyiminden hareketle;
28 Şubat sürecinde muhafazakâr ve mütedeyyin insanlar zulüm altında inlerken, başörtülü kızlar okula alınmazken,
Kendisinin;
Başbakanlara küfredip, iktidara yön verdiği günleri özleyen Ertuğrul Özkök,
altı-üstü “kibar sebzesi” olarak nitelendirilen enginarın kutsandığı
festivale gitmek için 5 neden sıralamış ve özetle ziyaretçilerin:
“Referandum sonrası oluşan “Biz 23 milyon kişiyiz” ruhunu okşayan,
“Kadın ağırlıklı çok iyi, modern ve eğlenceli bir kalabalık” bulacaklarını yazmış.
Özkök ayrıca;
Fuarın insana “Bu ülkede hâlâ özgürce nefes alıp verebileceğiniz yerler var” duygusunu fazlasıyla verdiğini de iddia etmiş.
İşin aslına bakarsanız Ertuğrul Özköz haksız da sayılmaz hani.
Zira,
“Kadın ağırlıklı ve modern(!) insanlar”dan oluşan fuara;
İzmirli F.D. adında genç ve bekâr bir mimar hanım, evli sevgilisiyle birlikte katılmış.
Malum,
enginar’ın yukarıda saydığımız faydalarının yanında bir de;
“enerji verici ve uyarıcı” özelliği de var.
Kendisini;
Zeus’la Cynara’nın o “kirli” ilişkisini aratmayacak bir durumun içine atan genç hanım;
Pazar günü akşam saatlerinde fuardan eve dönerken, evli sevgilisinin ailesi tarafından kesici ve delici aletlerle saldırıya uğramış.
Bedbaht kadın az kalsın yediği enginarların ve herzelerin bedelini canıyla ödeyecekmiş.
Özkök’ün “özgürce nefes alıp verebileceğiniz” dediği yerler,
az daha F.D. adlı bayanın “son nefes”ini verdiği yer olacakmış.
Anlayacağınız,
Enginar yiyeceğim derken akla zarar dayak yemiş!







