Nasıl olsa kitle müsait!.
Nasıl olsa kitle müsait!.
ZEKERİYA SAY
Geride bıraktığımız 2025 yılının son gününde, vefatının 10’uncu sene-i devriyesini dualarla idrak ettiğimiz merhum Hasan Karakaya’nın sık sık anlattığı bir “Temel hikâyesi’ vardı.
Olduğu gibi alıntılıyorum:
“Bizim Temel, Trabzon’dan yola çıkıp, İstanbul’a “iş” aramaya gelmiş...
Olacak ya; İstanbul’da bir “kavga”ya karışıp, elini kana bulamış!..
Tutuklanmış, atılmış hapse...
Duruşma günü de çıkmış “hakim”in karşısına... Hakim, “Anlat bakalım, nasıl işledin bu cinayeti” deyince; bizim Temel, başlamış anlatmaya: “Trabzon’da iş aradım, bulamadım... Kime gittimse, elim boş döndüm!”
Hakim, “Bırak Trabzon’u, İstanbul’a gel” diye uyarınca, devam etmiş Temel; “Baktım ki Trabzon’da bana ekmek yok, düştüm yola, geldim Giresun’a... Başladım iş aramaya... Ne iş olsa yapmaya razıydım!..”
Derken, hakim yine uyarmış: “Bırak Giresun’u, İstanbul’a gel!”
Temel bu, bildiğini okumaya devam etmiş: “Giresun’da da işlerin kesat olduğunu görünce, durdurdum bir kamyonu, geçtim şoförün yanına!.. Ver elini Samsun!..”
Hakim, sözün nereye gideceğini anlamış tabiî... Temel, “Samsun” der demez, “Hadi uzatma!..” demiş hakim, “Bırak Samsun’u da, gel artık şu İstanbul’a!..”
Temel, uyanık... Şöyle bir bakmış hakimin yüzüne... Sonra da şöyle demiş;
“Gelmem!.. İstanbul’a geleyim de, beni asın öyle mi?”
Evet! Türkiye iki gündür, son dönemde en çok dikkat çeken “yolsuzluk ve ihale vurgunu soruşturmalarından” biri olarak bilinen ve elebaşılığını iş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı “suç örgütü”ne ilişkin davaya odaklanmış durumda… 33’ü tutuklu olmak üzere toplamda 200 sanıklı davanın esasını teşkil eden suçlamalar arasında, “ihaleye fesat, rüşvet verme, resmi/özel belgede sahtecilik, gerçeğe aykırı fatura vb.” iddialar yer alıyor.
Örgüt lideri konumunda olan ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla yargılanan Aziz İhsan Aktaş hakkında ise “187 yıldan 450 yıla kadar hapis cezası ve malvarlığına el koyma” cezası talep ediliyor. Davada başta Beşiktaş’ın görevden alınan eski Belediye Başkanı Rıza Akpolat olmak üzere Avcılar Utku Caner Çaykara, Seyhan - Oya Tekin, Ceyhan - Kadir Aydar, Adana - Zeydan Karalar, Adıyaman - Abdurrahman Tutdere, Esenyurt - Ahmet Özer, sanıklar arasında yer alıyor.
Bu CHP’li başkanların bir kısmı görevden uzaklaştırıldı, bazıları tutuklu yargılanıyor.
Davanın ilk gününe, CHP’li belediyelerin ihaleye boğduğu ve bunun karşısında bol bol rüşvet paraları, makam araçları ve daha pek çok kıymetli metayı onlara verdiği öne sürülen Aktaş’ın sözleri damga vurdu.
Etkin pişmanlık hükümleri gereği itirafçı olan ve tutuksuz yargılanan Aktaş, duruşma salonun girişinde gazetecilere yaptığı açıklamada, kendisi hakkında “yurt dışına kaçtı” iddiasını ortaya atan CHP lideri Özel’e; “Kaçmadım, buradayım” restini çekince…
Köşeye sıkışan kiralık troller ve CHP medyası, daha önce “siyasi”, “delil yetersizliği” ve “çifte standart” söylemleriyle itibarsızlaştırmaya çalıştıkları suçlamaları…
Bu defa;
“VIP sanık” ve “15 kişilik koruma ordusuyla geldi” şeklindeki manipülatif tezviratlarla, sulandırmaya koyuldu.
Dün ise duruşmanın iki gününde, tutuklu sanıkların savunmaları alınmaya başladı.
Ceyhan Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan sanık Kadir Aydar savunmasında, rüşvet iddialarını reddederek, babası Mustafa Aydar ile Aktaş arasında ev pazarlığı olduğunu ve Türkiye’de ticaret yapmanın suç olmadığını söyleyerek, “tahliyesini ve beraatını” talep etti.
Aydar’ın ardından savunmasını yapan Seyhan Belediyesi eski Başkanı ve tutuklu sanık Oya Tekin de Aziz İhsan Aktaş’ın, eşi Celal Tekin’e elden verdiği öne sürülen 1 milyon doları konuşmak yerine…
“Aktaş’ın, koruma ordusuyla duruşmaya geldiğini öğrendiğinde nasıl ağladığını” anlattı. İçeride bunlar yaşanırken, Silivri’deki mahkeme salonun dışında bambaşka konular konuşuluyordu.
CHP’li belediye başkanların, Aktaş’la olan akçeli işlerini perdelemek için her yolu deneyen Özgür Özel, bir yandan yargıyı etkilemek ve hükümeti suçlamak için tehditler savururken, diğer yandan “Ceza alsalar bile yatarı kalmamış arkadaşlar” şeklinde savunma yaparak….
Vatandaşın çalınan parası için değil de kendi arkadaşlarını kurtarmak için çabalıyordu.
Bu uğurda,
“Bedel ödeyeceksiniz. Sizi düşüreceğiz. İktidardan da düşeceksiniz. Hepiniz hesap vereceksiniz” şeklinde tehdit dolu söylemlerle, buram buram “darbe” kokan imalarda bile bulunmakta sakınca görmüyordu.
Beni en çok şaşırtan ise kocasının iptal edilen sahte diplomasını ve intihal dolu kendisinin yüksek lisans tezini unutan Dilek İmamoğlu oldu.
Adeta ceza almamak için bir türlü İstanbul’a gelmeyen Temel gibi, o da muhtemelen yapılan hırsızlığı savunacak mecali kalmadığı için laf ebeliğine soyunarak, milli eğitime ve yeni müfredata yükleniyordu.
Kocasını aklamak için kurduğu Aile Dayanışma Ağı adına eline tutuşturulan metni okuyan Bayan İmamoğlu’nun, “Okullar, bilgi yuvası olmaktan çıkarılıp ideolojik dönüşüm merkezlerine dönüştürülmeye çalışılıyor. Müfredat ve ölçme-değerlendirme değişiklikleriyle çocuklar üzerinden siyaset kurgulanıyor. Bilimi temel alması gereken eğitim, tarikat/cemaat etkisi altında yürütülmek isteniyor” şeklinde, sırf konuşmuş olmak için alakaya maydanoz cümleler kullanıyordu.
Aslında onlar da haklı…
Davanın içeriği hakkında konuşsalar, yapılan vurgunlar deşifre olacak…
Onlar da “nasıl olsa kitle müsait” diyerek, alakasız konuları kitledikçe kitliyorlar!