"Muhasebeci Kenan" yalanı 2 Milyon Avro'ya mâl oldu!"
Çok zeki(!) ve başarılı(!) birini düşünün.
Anadolu’nun en ücra köşesindeki bir liseden mezun olduktan sonra ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü kazanmış…
Buradan mezun olduktan sonra;
“girdiği Dışişleri Bakanlığında sırasıyla Balkanlar, AGİT, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya Daire Başkanlığı ile Başbakanlık Dışişleri Başdanışmanlığı’nda yine Daire Başkanı” olarak çok önemli görevlerde bulunmuş.
Akabinde;
“Bişkek Büyükelçiliği, Brezilya Büyükelçiliği ve Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği'nde “Müsteşar”(15 günde kovulmuş) olarak çalıştıktan sonra, 2013 yılında Musul Başkonsolosluğu, 2015 yılında ise Tacikistan Büyükelçiliği” yapmış. Tacikistan’daki görevinden istifa ederek CHP Ardahan Milletvekili sıfatıyla TBMM'ye girmiş. Çok iyi derecede “İngilizce” ve “Rusça” bilmesi ise işin cabası.
Evet!..
Şu sıralar “kötü” Türkçesi ve “bozuk” ağzıyla gündemden düşmeyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’dan bahsediyorum.
*
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu yazıyı yazmadan önce arşivleri tarayıp, Öztürk Yılmaz’ın geçmişte neler yaptığına bir göz atmak istedim.
Meğer!
Yukarıda, bir paragraf boyunca başarı(!)larla dolu CV’sini aktardığım Öztürk Yılmaz, esasında “no-name” biriymiş.
Öyle ki;
“ Başbakan”lığı sırasında, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a “danışman”lık yapmasına rağmen, Yılmaz hakkında gazetelerde tek satır haber çıkmamış.
Hadi, Erdoğan muhatap alıp bir şey sormadı diyelim, “danışman” sıfatıyla bir açıklama dahi yapma ihtiyacı hissetmemiş olmasını doğrusu anlayamadım.
*
Öztürk Yılmaz’la ilgili gazetelerde rastladığım ilk haber;
Yılmaz’ın, Türkiye'nin Musul Başkonsolosu olarak atanmasından bir buçuk ay sonra, yani 2 Eylül 2013’te, Erbil’e giderken konvoyunun saldırıya uğradığından bahsediyordu. Öztürk Yılmaz, beraberindekilerle birlikte Erbil'e giderken uğradığı bombalı saldırıdan, şans eseri son anda yara almadan kurtulmuştu.
*
Bir sonraki haber ise tam sekiz ay sonra, 2 Eylül 2013’te;
Beraberindeki ekip ile 4 araçlık bir konvoy halinde, yine Erbil’e gitmek üzere yola çıktığı sırada, Musul’un doğusundaki Maliye Mahallesi’nde yola döşenen uzaktan kumandalı bombanın patlatıldığını ve Öztürk Yılmaz’ın zırhlı aracının camının “taş” isabet etmesi sonucu kırıldığını yazıyordu.
*
Sonrası mâlum.
İki bombalı saldırıdan yara almadan kurtulan Öztürk Yılmaz, himayesindeki 45 konsolosluk çalışanı ile birlikte 11 Haziran 2014'te, DEAŞ terör örgütü mensupları tarafından Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna düzenlenen baskın sonucu 101 gün boyunca “rehin” alınmış ve tüm Türkiye tarafından tanınan biri olmuştu.
*
Doğrusunu söylemek gerekirse;
Hakkında bu kadar az malumat bulunan ve hemen herkesin bildiği şeyler olduğundan, Öztürk Yılmaz hakkında yazı yazmaya pek niyetim yoktu.
Arşiv taraması sırasında karşıma çıkan,
DEAŞ’ın elinden kurtarıldıktan sonra “Fethullahçı Terör Örgütü” elebaşı Gülen’in, 21 Eylül 2014 tarihli Zaman paçavrasında, Öztürk Yılmaz için verdiği “Geçmiş Olsun” ilanı…
*
Rehin alınmadan 7 gün önce, ABD’nin Kuzey Irak’taki askeri üs alanı içerisinde yer alan FETÖ’ye ait Işık Üniversitesi’ni ziyaret ettiği ve FETÖ’nün sözde Kuzey Irak imamı “Talip Büyük” başta olmak üzeri örgütün eğitim imamı “Cemal Bulut” ve medya imamı “Doğan Ertuğrul” ile bir görüşme gerçekleştirdiğine dair haberlerin, Yılmaz’ı; “FETÖ” ile iltisaklandırmaya yetmeyeceği için, Öztürk Yılmaz hakkında tam da yazı yazmama kararı almıştım ki…

Derken dün,
Sabah gazetesinde yayımlanan ve Öztürk Yılmaz’ın esaret sırasında kendisini DEAŞ’lılara, “Muhasebeci Kenan” diye tanıttığı o “Sahte Kahraman” başlıklı muazzam haberi gördüm.
Evet!
Taşlar artık yerine oturmuş, bu yazıyı yazmak elzem olmuştu.
Neden “elzem” olduğu hususuna geçmeden evvel isterseniz Sabah’ın haberini kısaca hatırlayalım;
DEAŞ tarafından rehin alınan Musul Başkonsolosluğu'nda görevli güvenlik amiri “S.C”nin ifadesine dayandırılan haberde;
“Polis memuru Abdusettar Yaşar’ın kendisini DEAŞ’lılara “konsolos” olarak…
Önceki gün;
İyi derecede korunan TBMM’de düzenlediği basın toplantısında;
“Anadan doğma gelir cesaret. Cesaret Allah'ın insana verdiği bir yetenek değildir, bir ruh halidir, diz çökmeme halidir, ülkene laf getirmeme halidir” diyerek, kendini “gaza getirip” DEAŞ’lılara “Gazi Meclis”in çatısı altında “O…pu Çocukları” diye küfreden Öztürk Yılmaz’ın ise;
“kendisini DEAŞ’lılara “Muhasebeci Kenan” olarak tanıttığı ve konsolosluk görevlilerini “Bana beyefendi demeyin. Başkonsolos olduğum bilinmesin” şeklinde uyardığı, yazılıyordu.
*
Esasında Öztürk Yılmaz’ın;
“Öd korkusu”ndan kendisini “Muhasebeci Kenan” diye tanıtması, mecliste yaptığı “cesaret” soslu şovla çelişse de…
Yılmaz’ın, DEAŞ’lılar karşısında kimliğini gizlemesi öyle abartılacak bir mesele değil..
Zaten ben de, meselenin bu yönüyle ilgilenmiyorum.
Benim ilgimi çeken;
“Kara kavruk” biri olarak “muhasebeci”den çok “ırgat”a benzeyen Öztürk Yılmaz’ın neden özellikle “meslek” olarak “muhasebeci” demeyi tercih ettiğiydi.
İşte,
Sabah gazetesinin mahut haberi, farkında olmadan zihnimdeki bu çok önemli sorunun cevabını gün yüzüne çıkarmıştı.
*

Cevap;
Cumhuriyet gazetesinin 9 Aralık 2014 tarihli nüshasında, Alican Uludağ imzasıyla çıkan haberde gizliydi.
Söz konusu haberde;
IŞİD’in yani bizim ifademizle DEAŞ’ın, “Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nu basarak 46 personeli rehin aldığı o meşum olayda, konsolosluğa ait bir çantada bulunan 2 milyon euro’ya el koyduğu” yazıyordu.
*
Haberin detayında;
“Emniyette ifade veren ve ismi açıklanmayan konsolosluk personeli;
Baskın sonrasında Konsolos Öztürk Yılmaz’ın kimliğini IŞİD’ten üç gün boyunca sakladığını…
Ancak daha sonra Yılmaz’ın kimliğini öğrenen IŞİD militanlarının, Öztürk Yılmaz’ın ‘kişisel eşya’ diye yanından ayırmadığı çantadan şüphelenerek yaptıkları arama sonucu, çantada bulunan yaklaşık 2 milyon Euro’ya el koyduğu” aktarılıyordu.
Evet..
Konsolosluğa ait tüm “kripto” belgeleri imha eden “Anadan doğma cesur” Öztürk Yılmaz, bu milletin vergilerinden arttırılarak Musul’a gönderilen “2 milyon Avro”yu saklamak yerine, “kişisel eşya” diyerek yanına almıştı. Her ne hikmetse, yapılan tüm aramalara karşın, 101 gün boyunca üzerindeki cep telefonunu gizlemeyi başaran Öztürk Yılmaz, bu milletin 2 milyon avro’sunu, DEAŞ’lılara daha ilk aramada kaptırmıştı.
*
İnanılır, anlaşılır bir durum değil.
Bu nasıl bir kafa?
Hani Ahmet Kekeç önceki gün soruyordu ya;
“Bu adam (bu kafayla) nasıl diplomat yapıldı?
Hangi sınavları kazandı?
Nasıl "başkonsolos" olarak atandı?” diye..
Sahi!
Belli ki, sırf “toto”sunu kurtarmak için kendisini “Muhasebeci Kenan” olarak tanıtan…
Olayı daha inandırıcı hale getirmek için de, milletin “2 milyon avro”sunu çantaya doldurup daha ilk aramada kendi elleriyle DEAŞ’a teslim eden bu adamı kim Başkonsolos yaptı?
Ya da;
Madem;
“Anadan doğma gelir cesaret. Cesaret Allah'ın insana verdiği bir yetenek değildir, bir ruh halidir, diz çökmeme halidir, ülkene laf getirmeme halidir” diyen sen, Öztürk Yılmaz..
Sana soruyorum;
Sırf DEAŞ’lıları “Muhasebeci Kenan” olduğuna ikna etmek için mi yanına aldın onca parayı?
Üzerini arayacakları hiç aklına gelmedi mi?
Ve ya;
Tıpkı 101 gün boyunca üzerinde taşıdığın ve DEAŞ’lıların bir türlü bulamadığı cep telefonun(!) gibi, parayı da 45 konsolosluk çalışanları arasında “pay” edip saklamak aklına gelmedi mi?
Ciddi ciddi bu sorunun cevabını merak ediyorum.
Meclis kürsüsüne çıkıp bana da küfretmeyeceksen, bu sorumun cevabını tez zamanda bekler, gözlerinden öperim “cesur adam!..” :)







