Milli Eğitim Ne Kadar Milli?
Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan bir tweet atmış;
“İngilizcede “education” kelimesi, Latince “educatum”dan geliyor. “E” içten dışa, “duco” da ‘gelişme’, ‘ilerleme’ manasında kullanılıyor.
Türkçe’de ise “eğitim” kavramı “eğmek”, “bükmek” kökünden türeme.
Yani biz eğiyoruz, onlar yetiştiriyor; temel meselemiz bu” demişti.
*
Eğer gerçekten “temel meselemiz” Orhun Yazıtları’nda;
“ol yılkıg alıp igittim” (o atı alıp besledim) şeklinde geçen ve “hayvan beslemek” anlamında da kullanılan “eğitim” kavramı ise, işimiz kolay.
“Eğitim” yerine “terbiye” kelimesini kullanırız, “Milli Eğitim”in adını da eskiden olduğu gibi “Maarif Nazırlığı” yaptık mı, mesele hallolur…
Fakat bizim “eğitim” meselemiz “kavram”larladeğil “ajanlar”la!..
*
Bir kere, “Milli Eğitim”imiz “milli” değil…
1946’da ABD’li senatör J. William Fulbright’ın Amerikan Kongresi’ne sunduğu bir kanun teklifiyle başlatılan ve 27 Aralık 1947’de, İsmet İnönü zamanında imzalanan “Fulbright Antlaşması” ile “Milli Eğitim”imiz 71 yıldır, dış güçler tarafından “eğilip-bükülüyor”, şekilden şekile sokuluyor.
*
Asıl adı,
“Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Antlaşma” olan ve Türk milletine “ezberciliği” dayatan “Fulbright Antlaşması”yla kurulan bu komisyon, 71 yıldır ülkemizde;
“Gölge Milli Eğitim Bakanlığı” gibi hareket ediyor.
4’ü Türk, 4’ü ABD’li(ki bu 4 üye genelde CIA ajanlarından oluşuyor) olmak üzere 8 üyeden oluşan Fulbright Komisyonu’nun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi üstlenmesi ise akıl alır iş değil..
Oluşabilecek herhangi bir anlaşmazlık veya eşitlik durumunda ABD Büyükelçisinin verdiği karar geçerli oluyor.
Adamlar bizim ülkemizde, bizden bir-sıfır öndeler..
“Lozan Fatihi”(!) İsmet İnönü’nün imzalayacağı anlaşma da bu kadar olur.
*
Bu komisyon;
İmam Hatipler de dâhil, ilkokuldan liseye kadar tüm eğitim müfredatımıza karışabiliyor.
Fulbright Eğitim Komisyonunun, Türkiye’de 71 yılda yaklaşık 6 bin öğrenciye burs verdiği iddia ediliyor.
Bir yılda ABD’ye 10 bin 586 öğrenci gönderen Türkiye için bu rakam devede kulak.
Öte yandan;
Fulbright Programı, 2010 yılına kadar Türkiye’de yalnızca Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere üç şehre burs vermiş.
2011-2012 eğitim döneminde;
“Samsun, Elazığ, Gaziantep, Erzurum, Van, Erzincan, Trabzon, Mersin, Adana, Karabük, Kayseri, Nevşehir ve Kırklareli de dâhil birçok Anadolu üniversitesinde seminerler düzenleyerek, ortalama 12 olan bursiyer sayısı, 2010 yılında 60 kişiye kadar yükselmiş.
Fulbright Bursları yüksek lisans ve doktora seviyesindeki öğrencilere veriliyor. Yüksek lisans burslarına başvuracak öğrencilerin 30 yaşın altında olmaları, çok iyi derecede İngilizce bilmeleri yetmiyor. Sağlıklı olmaları ve ders notu ortalamalarının 4 üzerinden en az 3, 10 üzerinden ise 7.5 olması gerekiyor.
Burs olarak her öğrenciye eğitim masrafları için yıllık 50 bin dolar, gidiş dönüş uçak bileti ve sağlık sigortası desteği sağlanıyor.
Türkiye ise, sırf 2016-2017 öğretim yılında yurtdışında öğrenim gören öğrenciler için 35 milyon dolar harcamış.
Anlayacağınız, ülkemizin bu bursa ihtiyacı yok.
Ayrıca!..
Bu burs için kurulan ortak havuza da para ödüyoruz.
Tam da;
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” durumu yani.
*
Fulbright Komisyonu’nun bir diğer özelliği ise; CIA ile iltisaklandırılması…
“Barış Gönüllüsü” kılıfı altında 1967'de Türkiye'ye gelen ve bir sene Tokat-Turhal'da İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra ODTÜ'de görev alan CIA elemanı Robert Finn..
*
“Türkiye-ABD ilişkileri 2011 yılında iyi gitmeyecek" diyen Dr. Joshua W. Walker..
*
“Irak’ın Bond’u” olarak bilinen, çok iyi Türkçe konuşan, Irak ve terör uzmanı, Müslümanları “Selamünaleyküm” diye selamlayan, Hz. Muhammed’in ismini (SAV) ifadesini de ekleyerek anan ve “Frank” takma ismini kullanan ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Francis J. Ricciardone de Fulbright bursundan faydalanan isimler arasında…
*
Ayrıca, 2010 yılında;
“Türkiye'de dil öğreniminin kalitesini artırmak için” YÖK tarafından yeni açılan üniversitelerde görevlendirilen 54 ABD'li “İngilizce Öğretim Elemanı Asistanı”nın sekizinin maaşını Fulbright Komisyonu ödemişti.
Bu 54 kişi arasında yer alan ve ‘Karabük Üniversitesi’nde görev yapan
Amerikalı okutmanlar Rachel Smith ve Hayfa Aboukier, “ajan” oldukları
yönünde çıkan söylentiler üzerine Kıbrıs’a kaçmışlardı.
*
Fulbright ile CIA arasındaki illiyet bağını ortaya çıkaran nadir örneklerden biri de, 2003 yılında Gazze’de yaşanmıştı.
2003’ün Kasım ayında, CIA ajanlarını taşıyan bir konvoya Gazze’de bombalı saldırı düzenlenmiş, saldırıda 3 kişi yaşamını yitirmişti.
Erez geçiş noktası yakınında bombalı saldırıya uğrayan konvoy CIA ajanlarını, Amerikan Fulbright bursu kazanan Filistinli öğrencilerle buluşturmak amacıyla Gazze'ye götürüyordu.
*
Bir diğer örnek ise, Türkiye’den…
Hürriyet’in eski yazarlarından Özdemir İnce, 25 Temmuz 2004’te kaleme aldığı yazıda;
“1965 yılında Aydın Lisesi’nde Fransızca öğretmeniyken, Fransız hükümetinin açtığı burs sınavını kazanarak Paris Üniversitesi ‘Sorbonne’da öğrenim görmeye gittiğini…
Paris’e gelişinin üzerinden bir hafta on gün geçer geçmez ilk mektubu
Amerika’dan aldığını..
Kendisine;
“Paris’te bulunduğu süre içinde derneğin olanaklarından yararlanarak, çok ucuza yemek, kütüphane, arkadaşlık, eğlence, spor ve çalışma ortamı” vaat edildiğini..
Bu mektup üzerine kuşkulanıp, eşi Ülker’e bir mektup yazarak akıl danıştığını..
Eşinin gönderdiği cevap mektubunda, kendisini;
“CIA’nın geri kalmış ülkelerin aydınları için bir beyin yıkama programı uyguladığı; gözüne kestirdiklerini ABD’ye davet edip gezdirdikleri; bu nedenle kesinlikle oraya gitmemesi gerektiği” şeklinde uyardığını yazmıştı.
İnce, kendisine yapılan teklifi kabul etmemiş etmesine ama;
“1950’li, 60’lı yıllarda, Fulbright vakıfının bursuyla Türkiye’den kimlerin ABD’ye gittiğini de düşünmeden” edememiş.
Ayrıca;
“Birini bulsam da konuşsam... Dünyanın en zengin, en saygın vakıflarının CIA için paravan görevi yaptıkları kimin aklına gelir?” diye not düşmeyi de ihmal etmemiş.
*
Özdemir İnce, nasıl olmuş da Fulbright’tan burs alan 6 bin Türk’ten birine ulaşamamış, anlayamadım.
Ben yaptığım küçük bir araştırmayla, mahut burstan faydalanmış yığınla isme ulaştım.
İsterseniz bu isimlerden birkaçını sayayım:
Prof. Dr. Halil Güven
Prof. Dr. Turgay Dalkara
Fotoğraf sanatçısı Murat Germen
Akademisyen-yazar Beyazıt Akman
Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali
Dr. Semra Somersan
Prof. Dr. Haydar Özpınar
IUS Rektörü Prof. Erkan Türe
Karikatürist Salih Memecan
Prof. Dr. Mete Tunçay
Boğaziçi Üniversitesi'nin ilk kadın rektörü Ayşe Soysal
İşadamı Bülent Göktuna
İşadamı Erol Aksoy
Prof. Dr. Erksin Savaş Güleç
Türk Tuborg CEO’su Damla Birol
Klasik gitar virtüözü Prof. Dr. Ahmet Kanneci
Siyaset Bilimci Hasan Köni
Ziraat Bankası eski Yönetim Kurulu Başkanlarından Prof. Dr. İlhan Uludağ
Prof. Dr. Vefa Tarhan
Ermeni asıllı eğitimci yazar Arman Manukyan
“Kadıköy Maarif Koleji” Matematik öğretmenlerinden Necmiye Arkun
Bolu'da ticaret yapan bir babanın oğlu olarak gittiği New York’ta “Turkish Philanthropy Funds”ı (Türk Bağışçılar Vakfı) kuran Haldun Taşman
Türk astrofizikçi Dr. Bülent Kızıltan
Yazar Alev Alatlı
Prof. Atilla Yayla
Sunucu Sedef Kabaş
Doç. Dr. Bülent Kızıltan
Hürriyet yazarı Dr. Özgür Bolat
Görsel sanatçı Füsun Onur
Giyilebilir kalp pilini geliştiren Canan Dağdeviren
Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu
Nermin Abadan Unat
Oyuncu Ege Maltepe
(Burası önemli)
Sekiz yıllık kesintisiz eğitim aleyhine 29 Temmuz 1997 Salı günü Ankara’da yapılan yürüyüşte protestoculara Atatürk resmi göstererek, Baykal’ın ve cuntacıların takdirini kazanan Chantal Zakari
Ve,
Fullbright Komisyonu tarafından bu yıl ilk kez verilen “ Profesör Aziz Sancar Doktora bursu”nu kazanan,
Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü yüksek lisans öğrencisi Nazlı Değer.
Süleyman Demirel..
“Fulbrigt Ecevit” lakaplı Bülent Ecevit
*
Öncelikle, isimlerini saydığım bursiyerleri CIA ile iltisaklandırmaktan imtina ettiğimin bilinmesini isterim..
Geçmişte bu tür yakıştırmaların yapıldığını da belirtmek isterim.
Mesela!..
Bizim cenah bu burstan faydalanan Kemal Gürüz’ü yıllarca;
“CIA tarafından okutulmak”la suçladı…
Allah’ı var, Gürüz de, başta başörtülü öğrenciler olmak üzere, inançlı kesimlere yaptığı zulümle bu iddiayı doğrulayacak nitelikte yüzlerce mülevvesliğe imza attı…
*
Karşı mahalle ise, her fırsatta;
Fulbright bursu alan Ali Babacan ismi üzerinden bizim mahalleye misillemede bulundu.
*
Bu tartışmanın en “uyanık”ları ise her zaman “Milli Görüşçüler” oldu.
Onlar hem Kemal Gürüz’ü hem de Ali Babacan’ı yerden yere vurup;
FP eski milletvekili Oya Akgönenç’in de “Fulbright bursu” ile Amerika’da “yüksek lisans” yaptığını görmezden geldiler.
*
Sadede gelecek olursam!..
Bir kez daha ifade etmek gerekirse;
Kesinlikle, yukarıda isimlerini zikrettiğim ve her biri alanında başarılı siyasetçi, akademisyen ve sanatçıları “CIA ajanı” olarak yaftalamak niyetindedeğilim…
Haaa!..
İçlerinden bazıları bu yola tevessül etmişlerse, onları da aklayacak değilim..
*
Öte yandan, benim bu yazıyla muradım;
Gerçek anlamda bağımsız bir “Milli Eğitim” için, öncelikle bu 71 yıllık yanlışın derhal düzeltilmesine dikkat çekmektir.
Evet!..
İsmet İnönü zamanında imzalanan bu absürt anlaşma ile “Milli Eğitim”imizin en kılcal damarlarına kadar sirayet eden ve öğrencilerimize “ezberci eğitimi” dayatan “Fulbright Anlaşması” bir an önce fesh edilmelidir.
Hazır;
Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mehmet Safran, “döviz fiyatlarının yükselişini” gerekçe göstererek yurtdışına, özellikle de Amerika’ya öğrenci göndermekten vazgeçmişken…
Gelin “Sağcı-Solcu” demeden, hep birlikte bu garabete bir son verelim…
Hem eğitim sistemimiz daha “milli” ve “bağımsız” olur.
Hem de;
Siyasetçi, akademisyen ve sanatçılarımız “CIA ajanı” muamelesi görmekten kurtulurlar…







