Mankenliğin "esmer" yüzü!...
Orhan Pamuk'un “Kara Kitap” adlı romanını okumadım.
Pamuk; “Türkler 1 milyon Ermeni’yi kesti!” demeseydi, belki okurdum!..
Emre Aköz’ün aktardığına göre, söz konusu roman;
“Bir vitrin mankeni ustasını” anlatıyormuş. .
“Cansız, vitrin mankenleri imal eden adam, Batı tipi kadınlar ve erkekler yapmakta ve imal ettiği mankenler kapış kapış satılmakta”ymış.
Adam işinde o kadar ustalaşmış ki;
“Artık sokakta gördüğü insanları, bire bir taklit edebilmekte”ymiş.
Eh!..
Sokakta gördüğü tipler de malum; işçi, köylü, esnaf.
Mankenlerin şekli değişince, satışlar da aniden düşmüş.
“Kimse bu 'yerli' vitrin mankenlerini talep etmez” olmuş.
“Usta, son derece gerçekçi mankenleriyle atölyesinde (öylece) kala kal”mış.. “Yalnız ve fakir...”
Aköz, mahut yazısını;
“Türk'ün günlük yaşamı esmer, hayalleri ise sarıdır” diyerek noktalamış.
*
Yalnız hayalleri değil, bir de "saçları sarı" olanlar var.
Bu sarışınlardan en çok tanınanlardan biri de,
“Vergi verdiği” için kendisini üstün görerek;
“Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?” diyen,
Annesi otel çamaşırhanesinde çalışan, babası ise alkol sorunuyla boğuşan bir
Balıkçının kızı olan Aysun Kayacı’dır.
Günümüzde birçok genç kızın “sarı hayalleri”ni süsleyen “mankenlik mesleği”ni icra eden Kayacı, kendisine sorulan bir takım sorulara;
“Ben çok namusluyum gibi bana bu tür sorular soruyorsunuz. Benim hayatıma kimler giriyor bir bilseniz.” diyerek, yaşadığı hayatın “esmer” yüzünü deşifre etmişti.
*
“Batı”dan devşirilen, “cansız”ının bile “Batılı”sı makbul olan mankenlik;
sırf bayanlar vücutlarını sergilesinler diye, zamparaların çuvallarla para harcadığı bir meslek..
Tabi buna “meslek” denirse!..
Bana göre;
Sermayesi “vücut” olan adi bir pazarlama tekniği…
*
Abdurrahman Dilipak, 6 Aralık 2006’daki yazısında bu durumu;
“Magazin basını denilen basın ya da kimi TV programları, açıkça cinselliği bir “meta” olarak kullanıyor.. Manken kızlar da bu pazarın sanki misyonerleri gibi” sözleriyle ifade etmiş…
Mankenlerin “aileler için büyük tehdit” olduklarını belirtmişti.
*
Geçtiğimiz hafta magazin basınına düşen bir haber bu tehdidin hala dipdiri olduğunu bir kez daha ispatladı.
6 yıldır birlikte olduğu işadamından ayrılan Özge Ulusoy adlı manken,
Kıbrıs'taki “Lefke Avrupa Üniversitesi”nde (Hangi sıfatla katıldığına bir türlü anlam veremedim)
gençlerle yaptığı bir söyleşide;
"Parasız yaşar mısınız?" sorusuna;
"Yaşardım tabii ki” demiş.
Gençler;
"Peki o zaman neden bütün mankenlerin zengin işadamlarıyla olduğunu açıklar mısınız?" diye üsteleyince;
Özge Ulusoy:
“Mankenler gidip fakirlerle mi çıksınlar yani!” demiş.
Sonrasında ise;
“Ekmek parası” “modellik mesleği” gibi bir sürü zırvayla durumu kotarmaya çalışmış.
Artık ne yapsa nafile…
Zira,
Herkes anladı, anlayacağını…
*
Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesi'nde 10 çocuklu bir ailede dünyaya gelen ve ortaokulu zorla bitiren Nurettin Kutlu,
Irak'tan kamyonuyla ucuz akaryakıt getirip, Türkiye'de satan, buradan kazandığı parayla ailesini geçindiren bir babanın oğludur.
1991 yılında Körfez Savaşı çıkınca işsiz kalan babası, Kocaeli Dilovası'na taşınınca…
Kutlu da;
Boya maddelerinden ürettiği kaçak akaryakıtı piyasaya süren hemşerisi Viranşehirli Ahmet'in şirketinde “bekçilik” ve “tanker şoförlüğü” yapmaya başlar.
Patronu Ahmet, silah kaçakçılığından tutuklananınca da, hisse satın alarak şoför olarak çalıştığı firmanın ortağı oluverir.
Kaçak akaryakıttan kazandığı parayla yeni şirketler kurar ve koca bir tanker filosu oluşturur.
Romanya'dan deniz yoluyla gelen benzini, Sarıyer kıyılarında tankerden boşaltıp, istasyonlara dağıtmak suçundan yargılanır.
Akaryakıt kaçakçılığından o kadar çok gözaltına alınmıştır ki, hakkında ilginç hikâyeler dilden dile dolanmaya başlar.
Bu hikâyelerden biri şöyledir:
“Belgrad Ormanları’nda dolaşan 'beyaz bir tilki', Zekeriyaköy civarında oturanlar arasında efsane haline gelir.
Gel zaman tilki;
Bölgede devriye gezen jandarma timlerinin önüne çıkar. Jandarma daha önce namını çok duyduğu tilkinin peşinden giderken kumsalda bir ışık görür.
Işığın yanına gittiklerinde ise tekneden hortumla karadaki tankere benzin pompalayan kaçakçıları 51 ton kaçak benzin ile yakalar.
Jandarma operasyona tilkiden dolayı “Beyaz Benzin” adını verir.
Operasyonunda gözaltına alınanlar arasında kuşkusuz Nurettin Kutlu da vardır.
Kaçakçılık yaparak muhtelif şehirlerde 10 civarında benzin istasyonun sahibi olduğu iddia edilen Kutlu, magazin camiasına kendisini “armatör” olarak tanıtır.
Çünkü, yazları genellikle milyon dolarlık Teda adlı yatında kalmaktadır.
Tahmin edildiği gibi;
Mahut yatın misafirleri genelde “ünlü mankenler” olur.
*
Kaçakçılıktan tutuklanıp, sonrasında ise serbest bırakılan Kutlu’nun, kendisini sorgulayan jandarmaya da bir çift lafı vardır:
‘‘Beni yakalamakla elinize ne geçiyor? Haberlerim çıktıkça, eğlence âlemindeki piyasam artıyor. Bende para olduğunu duyanlar peşime takılıyor. Size teşekkür etmeliyim’’ der.
Kutlu’nun bu sözleri;
“Mankenlik mesleği”(!)nin ve “magazin basını”nın ne menem bir şey olduğunu…
Mankenlerin “para” uğruna kimlerin ayağına gittiğini özetlemeye yeter de artar sanırım.
(Not: Yukarıdaki bilgiler geçmiş yıllara ait gazete haberlerinden derlenmiştir.)
*
Esasında;
“laik” bir cumhuriyet olan Türkiye’de, özelde mankenlerin, genelde tüm insanların “özel hayat”ları kesinlikle beni alakadar etmiyor.
Beni asıl rahatsız eden;
Podyumlarda yarı üryan fink atmaktan başka bir mahareti olmayan birinin üniversitelerde konuşturulup, gençlerin zihinlerini bulandırmasına fırsat verilmesi!..
“İslam’da nikâhsız birliktelik (zina) en büyük suçlardan biri kabul edilmişken”
6 yıl bir erkekle nikâhsız birliktelik yaşayan birisine gençlerimizle söyleşi yaptırırsanız...
Haberde de görüldüğü gibi;
Söz döner-dolaşır mankenlerin paralı ilişkilerinde tıkanır.
Biz de;
Aileler neden parçalanıyor?
Boşanmalar neden arttı?
Evlatlarımızı nasıl bir istikbal bekliyor? diye birbirimize sorar, dururuz!...
*
Sözün özü;
"İzdivaç programları" ile birlikte, "magazin haberleri"ne ve figürlerine de acilen bir çekidüzen verilmeli..







