“Komutanı Muhammed olan ümmet kimseye boyun eğmez!”
“Ortadoğu Savaşı, Avrupa’da üretilmiştir” demişti Prof. Timoth Garton Ash.
Ash’a göre;
Avrupalılar, öldüre öldüre Yahudilere öldürmeyi öğretmişlerdi.
Katolik Avrupalıların kendilerine göre mazeretleri vardı elbet.
Mesela Hz. İsa’nın katili oldukları için her Yahudi öldürülmeyi hak ediyordu.
*
14. asırda Avrupa'da yaşanan ölümlerle insan ırkını tehdit eden vebayı Yahudilerin kasıtlı olarak yaydığına inanılıyordu.
Bu yüzden o kadar çok Yahudi öldürülmüştü ki, neredeyse Avrupa’dan kökleri kazınacaktı.
*
Doğu Avrupa’da ve Rusya’da “Pogom” adı verilen Yahudi kıyımları..
Ve son olarak Nazilerin nakıs kalan etnik temizliği!..
Hıristiyanların Avrupa’da yaptığı Yahudi kıyımları bunlarla sınırlı değil, çok daha fazlası var.
*
Polonya ve Almanya’daki kıyımlardan sonra Yahudi nüfusunun yüzde 95’i kaçarak Avrupa’yı terk etti ve büyük bir kısmı Filistin’e geldi.
Gelir gelmez kan döküp, Müslümanların başına bela oldular.
Avrupa’da ölerek öldürmeyi öğrenen Yahudiler, bu tecrübelerini Filistinliler üzerinde pratiğe döktüler. Kundaklardaki bebeklerden tutun da, plajlarda oynayan çocukları, tekerlekli sandalyedeki engelli ve yaşlıları kitle imha silahlarıyla vahşice katlettiler.
*
Hatırlarsanız,
2014’te gazetemiz Akit’te Hitler’in resminin olduğu bulmacada, şifre sözcük tesadüfen “Seni arıyoruz” çıktı diye içimizdeki Yahudi muhipleri yeri-göğü ayağa kaldırmışlardı.
Bize karşı seslerini yükseltenler, İsrail;
70 yaşında yürüme engelli Şeyh Ahmet Yasin’i tekerlekli sandalyede,
9 çocuğu oyun oynarken Gazze sahilinde füzeyle şehit ettiğinde çıtlarını dahi çıkaramamıştı.
*
Görüldüğü gibi Yahudiler Avrupa’da uğradıkları katliamın çok daha dehşetlisini bugün tüm dünyanın gözlerinin önünde sistematik bir şekilde Müslüman boğazlayarak sergiliyorlar.
Bu cinayetlere de kendi elleriyle muharref Tevrat’a ekledikleri;
"Et yiyin ve kan için, yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz. Sarhoş oluncaya kadar kan içeceksiniz" hezeyanıyla kutsallık atfediyorlar.
*
İstedikleri kadar kana susamış vampirler gibi vahşice ve adice masum sivilleri katletsinler.
Biz inanıyor ve biliyoruz ki;
“Hiçbir zulüm yoktur ki sonsuza kadar sürsün!”
Elbet gün gelecek o haydutlar döktükleri kanda boğulacaklar.
Bu yaşanan son olaylar beni daha da ümitvar kıldı.
Filistin davasına sahip çıkan yığınla imanlı ve ihlâslı gençler olduğunu gördüm.
Alevlenen bu iman ateşi dalga dalga tüm müminlerin gönlüne düşüyor hamdolsun.
Isınan buzulların ana kütlesinden kopan parçalar gibi; ye’sin ve umutsuzluğun boyunduruğundan kurtuluyor Müslümanlar.
“İsyanlı sükût” artık yerini gür sadalara bırakıyor!..
Ağızlardan “lâf” yerine “lâv” fışkırıyor sanki!
Siz de gördünüz değil mi?
Üniformalı ve eli silahlı İsrail köpeğine;
“Komutanı Muhammed olan ümmet size boyun eğmez” diyen Filistinli anneyi.
Evet,
Orası, yani Mescid-i Aksa bize yani tüm ümmete peygamberimizin emaneti!..
Sahi, onlar kim oluyor da bizi oradan uzaklaştırmaya çalışıyorlar?
*
Gün, bugün!..
Gün, haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmak değil,
Gün, haksızlık karşısında Hakkı haykırmak günüdür.
Biz safımızı belli edelim yeter, gerisi takdiri ilahi.
Ne olup biteceğini biz değil, İslam düşmanları düşünsün.
*
Zira bizim cesaretimizin kaynağı inancımızdır.
Umutsuzluk bizlere yasaklanmıştır.
Bir müminin "tek başına bir ümmet” olduğunu asla unutmamalıyız.
Ümmetin olduğu yerde de imanın ve inancın olduğunu…
Ne diyor Ayeti Kerimede;
“İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz!..”
*
Yahudileri Kıbrıs üzerinden Filistin'e göç etmeye zorlayan İngiltere'nin Yahudi asıllı Başbakanı Benjamin Disraelli;
“Umutsuzluk, sersemlerin elde ettiği bir sonuçtur” der.
Yahudiler bozuk itikatlarıyla sersemlik etmediler, azmettiler Mescidi Aksa’nın kapısına dayandılar.
O halde biz de sağlam bir imanla;
Siyonistleri favorilerinden tutup Kudüs’ten atarak, bu alçak işgal girişiminden ilk kıblemizi kurtarabileceğimize neden inanmıyoruz?!..







