--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kardeşin hastanelerde rehinken, nerelerdeydin?

Zekeriya Say
Zekeriya Say
45

Ahmet Sadık Bey ile eşi Havva Hanım gazete bayisi çalıştırıyor, sattıkları günlük 500 adet Hürriyet’ten elde ettikleri gelirle de çocuklarını okutmaya çalışıyorlardı.

Büyük çocukları ebeveynlerinin emeklerini zayi etmemiş, okumuş, biri öğretmen diğeri de avukat olmuştu.

En küçük çocukları ise sabah erkenden kalkıp abonelerin evlerine gazete dağıttığı, akşamları da kahvehane ve içkili lokantalarda “Milli Piyango” bileti sattığı için yorgun argın gittiği okulda okuyamamış, ilkokulu bitirdikten sonra “oto boyacısı” olmuştu.

*

Anne ve babasını kaybettikten sonra talihsizlikler peşini bırakmamış üstüne bir de eşinden boşanmıştı.

İşte böyle bir halde iken 1994 yılının bir ekim gününde, E-90 Karayolunun 17 km’sinde, saat 17’de, karşı şeritten üzerine bir otomobilin uçmasıyla karıştığı kazada tam 17 yerinde kırıklar meydana geldi. 

17 gün boyunca komada kaldıktan sonra normal servise alındı.

Yapayalnız bir vaziyette hastane köşelerinde şifa ararken bu kez de Bağ-Kur’lu olduğu ve üç ay boyunca hastanede kaldığı için sigortası geçersiz olmuş ve tedavi masraflarını ödeyemediği için hastanede rehin kalmıştı.

Okumuş(!) kardeşlerinden ses çıkmayınca da onu bu güç durumdan kurtarmak Polatlı halkına düşmüştü. 

Düzenlenen “yardım kampanyası”nda toplanan paralarla hastanede aylarca süren esareti bitmiş fakat sağlığı tam olarak düzelmemişti.

Allah’tan, taburcu olduktan sonra öğretmen olan ağabeyi ve yengesi onun o haline acımışlardı da evlerinin kapısını ona açmışlardı.

O da yatalak vaziyette bir başına sokaklarda kalmamıştı.

Bu yüzden, ağabeyinin yaptığı iyilik her aklına gelişinde, ondan; “Beni evine aldı babalık yaptı” diye bahsederdi.

*

Taburcu olduktan sonra da “on yedi” sayısıyla olan imtihanı bitmemişti.

Bu kez de Eğirdir Kemik Hastanesi’nde ayağına takılan ve tam 17 adet çividen oluşan “platinler” iltihap yapmış ve ayağı bir türlü kaynamamıştı. 

“İzmir’de bir doktorun kaynamayan kırıkları elektro şokla tedavi” ettiğini duyunca da otobüse atlayarak İzmir’e gitmişti.

Fakat mezkûr doktor, “ayağında iltihap var” diyerek bir şey yapmadığı yetmezmiş gibi bir de cebindeki tüm parayı da “muayene ücreti” gerekçesiyle ondan almıştı.

Beş parasız, şifasız ve moralsiz bir halde iken hastanenin yan tarafında bulunan bir parkta iki koltuk değneği ile umutsuzca otururken, gece yaptığı otobüs yolculuğunun da verdiği uykusuzlukla oturduğu bankta içi geçmişti.

Bir saatlik uykunun ardından gözlerini açtığında ise adeta şok olmuştu.

Zira onun bu haline acıyarak onu dilenci sanan vatandaşların, başucuna bıraktığı bozukluklarla epey bir miktar “para” birikmişti.

Mahcup bir vaziyette sağa sola bakındıktan sonra alelacele topladığı o bozuk paralarla yaptığı ilk şey, kendisine “ekmek arası döner ve ayran” ısmarlayarak, karnını doyurmak olmuştu.

*

Yukarıda anlattığım trajik hikâyenin kahramanın ismi, Mahir Yavaş.

Ona evinin kapılarını açarak gücü nispetinde yardımda bulunan öğretmen ağabeyinin ismi ise Alaaddin Yavaş.

Hikâyenin başında, “okuyup avukat olduğundan” bahsettiğim ve bir daha ismi hiç zikredilmeyen “ağabey” ise;

Korona virüs salgını nedeniyle işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Ankaralılar için  “devlet”ten izin alması gerektiği halde, inisiyatif kullanarak ve adeta “yerel hükümet” gibi davranarak “#6MilyonTekYürek” adlı bir dayanışma kampanyası düzenleyerek yardım toplayan Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın tâ kendisi.

*

Evet!..

Şu anki lideri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “SSK Genel Müdürü” iken, tedavi masraflarını ödeyemediği için rehin kalan kardeşi Mahir Yavaş, Polatlı halkının kendi aralarında topladığı yardım paralarıyla hastaneden kurtarılırken ortalıkta gözükmeyen Mansur Yavaş…

Hâlihazırda Koronavirüs’e karşı verdiği amansız mücadele ile dünyadan takdir toplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde bir iktidar varken, kalkmış, üzerine vazife olmadığı halde “yardım kampanyası” düzenleyerek “bağış” topluyor.

İyi de mübarek!..

Madem “mağdur” insanlara karşı bu kadar hassastın, avukat olduğun ve hatırı sayılır paralar kazandığın halde ne diye kardeşini hastane köşelerinde rehin bıraktın?

Bunu da geçelim!...

Ne diye daha sonra gidip bir de kardeşini rehin alan adamın partisinden belediye başkanı seçildin?

Şimdi çıkmışsın, vatandaşlarını hastanelerde ücretsiz tedavi eden bir iktidarın karşısında adeta bir rakip gibi “yardım kampanyası” düzenliyorsun.

Bu yaptığın ayıptır, ayıp!

Bizden değilse bile, en azından öz be öz kardeşin Mahir Yavaş’tan utanmalısın!.. 

 

Yorumlar

(45)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bilge Kağan

3 Nisan 2020 00:44

Hikaye çok acımsı ama adama vurduğunuz yer ekşimsi sn yazar

zekeriya çoban

2 Nisan 2020 23:35

yavaşcıların pek ağrına gitmiş 18 senedir erdoğana söylemediğiniz ne kaldı yavaş a ve imamoğluna tek kelime söyleyince hemen ziplıyorsunuz ankarada ist bulda beş yıl kaybetti hadi bir kere daha zıplayın

Selim

2 Nisan 2020 23:30

Kamu oyu vicdanını arkasına alan Kazanır. Ist.Ankara ...Başkanları kaç encumen Çıkardı. Niye ıstanbul oyları saymayı durdurdu Chp Bunlar oyun Herkes yaptıklarıyla tanınmaya devam ediyor.

Bu nedir ya

2 Nisan 2020 23:21

Şimdi mansurun hangi mayasurlarını yazmak lazım adam avukat çek senet mafya işine giriyor adam avukat hiç gelir göstermiyor oğluna ayrı kızına ayrı Audi 3 alıyor adam b.başkanı 25 milyon avanta bağlantısı yapıyor gerisi sonra çıkar

Necati

2 Nisan 2020 22:05

Dilde pütür bırakmadın bea,,,,,

Rüşvet iddiası ne oldu

2 Nisan 2020 21:38

Mansur Yavaşın 20 milyonluk rüşvet iddiası hala neticeye varmamışken nasıl bunlara güvenilip yardım verilecek bilmiyorum

polat

2 Nisan 2020 19:20

Sayın Atatürkcü hıdır genç yaştasın galiba olayı GERÇEKSE diye sorman güzel.maalesef daha ne acı gerçekler var .insanlar cenazesini alamıyordu .cenazelerrehin kalıyordu.Ameliyat olmak için varsa evini arabanı satmak zorundaydın.şimdi 40 milyarlık ameliyatı ufak bir ücretle oluyon.Sabahın altısında kuyruga girmek zorundaydın 60 yaşındada olsan.15 kişilik minübüse 40 kişi biniyordun.su yoktu.kömür varsa odun yoktu.Daha ne rezillikler.şu durumda inanman zor tabiki.O dönemin yayınlarına bakarsan ancak inanırsın.

hasan

2 Nisan 2020 18:46

Senin kurduğun bağlantıyı sevsinler canım benim(!)

Özhan Kaymaz

2 Nisan 2020 18:25

Mahir Yavaş’la alakalı arama yaptığımda seçen seneki mahalli seçimlerde Polatlı’nın bir mah.de muhtar adayı olduğunu ve hayat hikayesinde geçirdiği kazanın 1993 yılında meydana geldiğini öğrendim. Yukarıdaki makaledeki bu maddi hatanın gözden kaçmış olabileceği kanaatindeyim.

yandaş

2 Nisan 2020 18:06

Akpartiden önce yaşadıgımız sefilligi rezilligi parası olmayanın insan yerine konulmadıgı köhne hastanelerde insanların rehin kaldıgı zamanları unutan eski bir hikaye gören nankörler geldigimiz noktayı bilgisayar ve teknolojiye baglayan insan lider faktörünü yok sayan kendini çok akıllı sanangeri zekalılar bana söylermisiniz yolları baraj ve köprüleri akıllı telefonmu yaptı. 

Zekeriya Say Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle