Eski Türkiye’ye “Gani Gani” rahmetler!..
Referandum adeta bir final maçı gibi çekişmeli geçti.
Resmen öldük öldük dirildik!
İstanbul ve Ankara’da, burun farkıyla olsa da hayır çıkması şahsen içimi acıttı.
Ekranlarda kırmızıya boyanmış haritaya baktıkça, tarifi imkânsız hüzünlere gark oldum.
Tek tesellim;
tüm tazyikli saldırılara rağmen %51,4’le “evet” çıkması.
Sınıfı geçmiş fakat teşekkür alamamış öğrencinin yaşadığı mutluluğa benzer karışık bir haleti ruhiye içindeyim.
Her şeye ve herkese rağmen bu sonuç büyük bir galibiyettir.
“Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nin ülkemize hayırlı olmasını dileyerek referandum sonuçlarını burada bırakıp yarım kalan bir meseleye değinmek istiyorum…
*
Bugün size, çoğunuzun yakından tanıdığı
“Eski Türkiye artığı” birinden bahsedeceğim.
Söz konusu zat kendini tarif ederken;
“Ben fikirden tahrik olurum” demişti.
Fakat
Mısır’da darbe olup tanklar “Rabia Meydanı”na girdiğinde, ilk "cuş-u huruş"a gelenlerden biri o olmuştu.
Belli ki;
“Palet sesi”nden daha fazla tahrik oluyordu.
Mahut zat;
Başörtülü oldukları gerekçesiyle öğrenim hakları ellerinden alınan üniversiteli depremzede öğrencilere “7.4 yetmedi mi?” pankartı açtıklarından dolayı, “kuş beyinli” demişti.
Demek ki değil fikirden tahrik olmak, saygısı dahi yokmuş.
*
Bir dönemin tanınan yönetmen ve senaristlerinden olan, son dönemlerde yaptığı hiçbir iş tutmadığından medeni ölü haline gelen mahut “zart” önceki gün gündeme gelmenin en kolay yoluna tevessül edip, sosyal medya hesabından “evet” oyu kullanacak olan vatandaşlara hakaret etti.
"Bisiklete pisiklet, arabeske arabeks diyenler mührü pusulanın ortasındaki çizginin üzerine vursun" dedi.
Anlaşılan,
"elitisit"lerin “milleti cahil görme” hastalığına sayın yönetmen de kapılmıştı.
Fakat o aşağıladığı Anadolu insanı, mührü kitabın ortasına vurarak Türkiye’nin siyasi kaderini tayin etti.
Bu ve bunun gibiler de havasını almış oldu.
*
Esasen halkı aşağılayan yönetmenin kendisi de elit biri değildir.
En iyi okullarda okuyup, en iyi semtlerde yetişmemiştir.
Hepi topu;
1950'lerde Yugoslavya'dan göç eden bir ailenin, dördüncü ve Türkiye doğumlu tek çocuğudur.
Yani muhacirdir.
Üzülerek ifade etmem gerekirse, hemşerimdir.
*
İşçi babası, ev hanımı annesi ve ablaları ile gençlik yıllarını İstanbul’un varoş semtlerinde geçmiştir.
Yaşadığı muhitte kimseden yüz bulamayan,
sırf kızlarla yakınlık kurmak için 1980 öncesi sol örgütlere katılmış “abazan”ın tekidir.
Sorsalar,
kendisini “devrimci” diye tanımlayacaktır ama onun devrimciliği mahalleden bir arkadaşının hayatını karartmakla sınırlıdır.
Üyesi bulunduğu sol grupla birlikte polisle işbirliği yapmış ve ülkücü olan çocukluk arkadaşını tezgâha düşürerek yakalatmıştır.
Havaya birkaç el ateş eden genç, arkadaş(!) kurbanı olarak gençliğini zindanlarda geçirmiştir.
Yıllar sonra tahliye olan kumpas mağduru, yönetmen olan arkadaş(!)nı tarif ederken;
“Korkak biriydi” demekle yetinmiştir.
Sayın yönetmen de;
“Evet korkağım. Ben bugün aynı korkaklığı sürdürüyorum” diyerek ihanet ettiği arkadaşının sözlerini tasdik etmiştir.
*
Yaşadığı muhitte araba sahibi bir komşusuna özenerek, çocukluğunda “tornacı” olma hayalleri kuran mahut “zat”;
Mimar Sinan Üniversitesi'nin "resim bölümü"nü kazandığında;
Bağdat Caddelilerin,
Etilerli öğrencilerin,
Elit hocaların arasında ezilir ve kendisini ‘"Öteki Türkiyeli’’ görerek oradan ayrılır.
Bir yıl sonra tekrar sınava girer ve sinema televizyon bölümünü kazanır.
Bu arada,
“Hırs yapıp, bol bol okumaya ve arayı kapatmaya” çalışır. Bu halini de “tam bir göçmen Yahudi psikolojisi” diye niteler.
Ardından Ertem Eğilmez'le tanışır ve ‘‘senarist yamağı’’ olarak başladığı sinemada, ilk tarihe sövgü filmlerinden biri olan Kahpe Bizans'ı çeker.
Sonrasında ise;
“Osmanlı Cumhuriyeti”, “Deli Saraylı” ve “Harem” adlı rezillikler birbirini takip eder.
*
1990’ların sonunda kartel gazetelerinde köşe yazarlığı da yapan yönetmen efendi;
oldukça ses getiren yazılar yazar.
Bu yazılardan biri de;
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura hakkında yazıdığı ve içinde bolca “ulan” geçen,“Kaç paralık adamsın Burhan?“ başlıklı yazısıdır.
*
Artık “şöhret”i kemale ermiş büyük bir yazar, yönetmen, senarist olmuştur.
Hatta o kadar büyümüştür ki,
sırf adı küçük puntolarla yazıldı diye 2000’li yıllarda çekilen en büyük prodüksiyonlu ve küfür soslu filmi olan Kahpe Bizans’ın binlerce afişini, çöpe attırmıştır.
*
Son yıllarda ise tutan tek işi “Yahşi Cazibe” adlı dizidir fakat onu da ücret yüzünden anlaşamadıkları oyuncuya kızarak,
“Azeri Cazibe” karakterini, erkeklerle parası için evlenen bir kadın olarak göstermek suretiyle berbat etmişti.
Bu durum kendisine sorulduğunda ise;
“Cazibe’yi ben yarattım ben öldürdüm” demişti.
*
Tv yazarı Aykut Işıklar bu açıklamadan dolayı;
“Cazibe asla kötü kadın olamaz. (…)
Belki senarist olarak yaratan kişi olabilirsin ama Cazibe'yi halk büyütüp bu duruma getirdi.
Halk onu kahraman yaptı
… bu kadar güçlüyse, oyuncu eşi Belma Canciğer’i başrol oynatıp, 'star' yapsa ya...”
diyerek, yönetmen efendiyi sert bir şekilde eleştirmiştir.
*
Sonrasında ise,
dün gece bol bol “darbe” çığırtkanlığı yapan ABD sermayeli FOX adlı kanalda yayınlanan “Harem” adlı ne idüğü belirsiz diziyle geçmişimize saldırmıştır.
Konyalı bir vatandaş, Harem adlı dizinin;
“Padişahı ve o dönemdeki yöneticileri halkın gözünde küçük düşürdüğü gerekçesiyle yayından kaldırılması" istemiyle savcılığa suç duyurusunda bulunsa da bir sonuç çıkmamıştır.
Nihayetinde vatandaş diziyi izlemeyerek rezaletin daha fazla sürmesinin önüne geçmiştir.
Bu olayların ardından ekonomik olarak zor duruma düşen yönetmen hakkında,
aldığı borçları ödeyemediği gerekçesiyle milyon liralık icra takipleri başlatılmıştı.
Hatta,
İcra takibine itiraz ettiği için;
“icra-inkâr tazminatına hükmedilmesi” talep edilmişti.
*
Gel zaman yönetmen efendi,
dünkü referandumda oyunun rengini belli etmeyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Çankaya Köşkü’ne davet edilerek onur(!)landırılır.
Ve yaptığı tüm rezillikler yanına kar kalır.
*
Yukarıda gördüğünüz ve rezilliklerinin tamamını saymakla bitiremediğimiz bu müptezelin adı Gani Müjde’dir.
Dün yapılan referandum ile;
“Bisiklete pisiklet, arabeske arabeks” diyen yüce milletimiz, ferasetiyle;
bu ve bunun gibi mülevveslerin haddini kıl payı da olsa bir kez daha bildirmeyi başardı.
İçinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmeyen civciv kılıklı mahlûklar hazmetmekte zorlansalar da yenildiklerini kabul edeceklerdir.
Hem de seve seve.
Zira onların,
“demokrasinin marşı” saydıkları “palet sesleri” artık tarih oldu.
Anadolu’nun yiğit evlatları,
Yedi düvele karşı giriştikleri bu kutlu mücadeleden zaferle çıktı.
Bundan böyle,
16 Nisan 2017 tarihi “Yeniden diriliş”in miladı olacaktır.
Artık bizler;
İsteyenin istediği gibi düşündüğü…
Fikir adı altında kimsenin kimseye hakaret etmediği…
Bireylerin özgürlüklerini sonuna kadar kullandığı…
Ve,
darbelerin tarihe karıştığı müreffeh bir Türkiye’nin ilk sabahına uyandık bugün.
Dün itibariyle,
‘Eski Türkiye kalıntılarının’ da raf ömrü dolmuş oldu.
Allah hepsine “gani gani” rahmet eylesin.
Müjde’ler de yeni sistemle ülkemize gelsin İnşallah!..







