Eski defterleri açan CHP'li vekil!
Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı’ndan sonra, 1995 seçimlerinde DYP’den milletvekili olmak için, İzmir 2. bölgede yapılan önseçime katılır, üçüncü gelir fakat beşinci sıradan aday gösterilerek meclise giremez.
Bir sonraki seçimde milletvekilliğini garantilemek için,
DYP'nin sağlık projesini tek başına üstlenir üstlenmesine ama bu sefer listede dahi yer bulamaz.
Bu sebepledir ki;
kendisi gibi önseçimde ilk sıralarda çıkmasına rağmen listeye giremeyenlerden oluşan "40'lar hareketi" adlı grupla birlikte DYP Genel BaşkanıTansu Çiller’e karşı isyan bayrağını kaldırır.
O çok arzuladığı“milletvekili koltuğu”na kavuşamayacağını anlayınca da,
DYP'den istifa ederek Çiller’in ezeli rakibi ANAP Genel BaşkanıMesut Yılmaz'ın “AB danışmanı” olur.
Tam her şey rayına girmeye,
İstikbale giden yolda önüne çıkan bütün engelleri aşmaya başlamıştır ki,
bu sefer de;
Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı 31 Temmuz 2000 tarihli raporda,
Sağlık Bakanlığı’nda “müsteşar” olarak görev yaptığı sırada,
Dünya Bankası desteğiyle gerçekleştirilen Çekirdek Kaynak Yönetimi (ÇKYS) ihalesinde kurumu 4.2 milyon dolar zarara uğrattığı iddia edilir.
Dönemin Sağlık BakanıOsman Durmuş;
Sayın “AB danışmanı”ndan 4.2 milyonluk zararı tahsil etmek için soruşturma izni verir ve mal varlığına tedbir konulmasını talep eder.
Bunun üzerine Sayın danışman;
“projede imzam yok” diyerek Danıştay’a itirazda bulunur fakat itirazı reddedilir.
Sonrasında ise Hazine;
alacağını haciz yoluyla tahsil etmek için kolları sıvar.
***
İstikbal gayesiyle üye olduğu Anavatan Partisi’nden ayrılması ise,
Genel Başkan Erkan Mumcu’nun;
“‘Gerilla imhası başarı değildir’ sözlerine tepki göstermek için istifa etmesiyle gerçekleşir.
ANAP’tan ayrıldıktan sonra bu sefer de “Demokrat Parti”ye geçer.
Hatta
“Genel Başkan”lığa aday olur fakat “küçük pazarlıkların döndüğünü” iddia ederek adaylıktan çekilir.
Sağ partilerdeki son görevi ise;
Hüsamettin Cindoruk yönetimindeki DP'nin “Genel Başkan Yardımcılığı’’dır..
O görevinden de,
“Sözcü Gazetesi” ile “turktime” adlı internet sitesinde yazarlık yaptığından;
“tarafsız kalmak” istediği için istifa ettiğini öne sürer fakat aradan bir yıl bile geçmeden bu sefer de CHP saflarına katılır.
Çünkü CHP’nin başına;
“Sağlık bakanlığı müsteşarı” ve “başbakanlık danışmanı” olduğu dönemde birlikte bürokratlık yaptıklarıKemal Kılıçdaroğlu geçmiştir.
Artık o çok arzuladığı vekillik koltuğuna bir adım daha yaklaşmıştır.
Kaderin cilvesine bakın ki;
1995 seçimlerinde DYP'den;
“İzmir ikinci bölge beşinci sıradan aday” gösterildiği için giremediği meclise,
aradan geçen 16 yılın ardından 27 Haziran 2011’de, yine;
“İzmir 2'nci bölgeden, CHP'nin 5'inci sıra adayı’ olarak girmeyi başarır.
Seçimden sonra kendisine sorulan;
“- Neden CHP'desiniz?’ sorusuna ise:
“-Sayın Kılıçdaroğlu kapıyı herkese açtığı için...” diye cevap verir.
Anlayacağınız,
CHP’den milletvekili olmasının özel bir nedeni yoktur.
“Koltuk sahibi olmak” yetiyordur ona.
*
CHP’den vekil seçilerek kapağı meclise attıktan kısa bir süre sonra;
Ak Parti’nin kurucularından olan, bir dönem MKYK üyeliği yapan, 58 ve 59’uncu hükümetlerde ise Başbakan Yardımcılığı görevinde bulunduktan sonra istifa ederek “Türkiye Partisi”ni kurup ardından kapısına kilit vuran Abdüllatif Şener’e;
"CHP'ye katıl" davetinde bulunur.
Nasıl olsa, Deniz Baykal’ın ifadesiyle;
CHP’de “kurucu felsefe” filan kalmamış, parti “yolgeçen hanı”na dönmüştür.
Fakat Latif Abi,
kendisinden beklenmeyecek bir şekilde;
“Herkes kendi işine baksın. Benim yolum, çizgim bellidir” diyerek, “vekillik” uğruna ilke(!)lerinden vazgeçemeyeceğini belirterek, hazrete adeta tokat gibi bir cevap verir.
Daha sonra ise;
Bir zamanlar çok fazla değer verdiğim bir Ak Partili,
pek tanınmayan “sonradan CHP’li” bu vekilin yüzüne bakarak;
“Ben kendi çizgimde siyaset yaparken o da Sayın Demirel ve daha sonra Çiller'in eteğinden ayrılmıyordu, o siyasi partide onlar ne derse onu yapmakla mükellefti, daha sonra onu taltif ettiler, Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı'na bir kaç ay ya da bir kaç yıllığına getirdiler. O günden bugüne kadar, o siyasette ne söyledi, ne yaptı, CHP'ye karşı o zaman tavrı neydi ve müsteşarlıktan kalan bagajları nedir, beni konuşturmayın. Sizin bu hakaretlerinize karşı bir şey söyleyeceğim, siz o zaman da kötüydünüz, sevimsizdiniz bugün de aynışekilde devam ediyorsunuz.”demiştir.
*
Evet!..
Yukarıda sözünü ettiğim “sevimsiz”, hiçşüphesiz CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray’dan başkası değil.
Çıray şu sıralar ortalıkta en fazla görünen CHP’lilerin başında geliyor.
Diğer bir özelliği ise;
Kılıçdaroğlu’nun “gölge kabinesi”nde, Sağlık BakanıRecep Akdağ’ı izlemekle yükümlü olan “beş” kişiden biri olmasıdır.
Aytun Bey’e sorsanız, muhakkak;
“omurgalı siyaset” yaptığını söyleyecektir fakat onca yıldır “kıvrıla kıvrıla” geldiği nokta burası.
Aytun Çıray’daki “kıvraklık” bununla sınırlı kalsa iyi…
Uğur Dündar’a verdiği bir mülakatta;
“15 Temmuz, Cumhuriyet tarihimizde maruz kaldığımız bütün darbelerin toplamından çok daha ağır bir travmaydı. Ülkemizi işgal girişimiydi. O gece kendi halkına ateş eden, Meclis'ini bombalayan bir grup silâhlı insanla karşılaştık.” diyen kendisi değilmiş gibi,
Daha sonra, belki de sırf Kılıçdaroğlu’nun gözüne girebilmek için;
"Darbenin bir senaryo çerçevesinde gerçekleştirildiği iddialarını değerlendirmeye hazırız" diyerek sözü“Kontrollü darbe” demeye getirebilmiştir.
*
Siyasete “sağ” partilerde başlayıp, şimdinin en iflah olmaz CHP’lisi olan Aytun Çıray’ın sözlerini en çok haberleştiren gazete, Sözcü’ymüş.
Zaten Aytun Bey de,
16 Nisan referandumunda “kitle” olarak yaşadıkları hezimetin ardından;
“Zorunlu alışverişlerim dışında ekonomik faaliyetlerimi en aza indiriyorum. Sözcü'den başka gazete bile almayacağım” diyerek başlattığı“ekonomik boykot”tan mahut paçavrayı muaf tutmuştu.
Aytun Bey dün yine o paçavranın yazarlarından biri olan Uğur Dündar’a konuşmuş ve eskilere, çoook eskilere giderek 3 Kasım 2002 genel seçimlerini hatırlatmış ve;
“ Eğer DYP, barajı aşsaydı Türkiye'nin son 15 yıllık tarihi böyle olmayacaktı. AKP elbette yine iktidara gelebilecekti ama 2007'de karşısında büyük ihtimalle dipdiri, sosyal merkezin DYP'de buluştuğu yeni bir siyaset yapılanmasını bulacaktı. (…)
Gündemimiz sahte ve suni değil, gerçek sorunlarımızın gündemi olacak, siyaset bunun üzerinde odaklanacaktı”demiş.
Anlaşılan o ki Aytun Çıray’da;
“sahte“ ve “suni” gündemlerle ülkeyi oyalayan CHP’den hiçbir “halt” olmayacağına ikna olmuş durumda.
Belki de;
CHP’de alttan alta başlayan homurdanmalar sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun gitme ihtimali yüzünden, yıllar sonra kavuştuğu vekillik koltuğunu kaybetmekten korkuyordur.
Her şeye rağmen Aytun Çıray’ın durup dururken;
“müflis tüccarlar” gibi eski defterleri(seçimleri) açması, yaklaşan daha büyük bir “SON”un habercisi gibi duruyor.
Acaba bu son;
CHP’ye bir daha asla “iktidar” yüzü göstermeyecek 2019 seçimleri olabilir mi?
Tabii böyle bir sonuçtan sonra,
Aytun Bey’in daha fazla CHP'de duramayarak hangi partinin kapısınıçalacağını merak etmiyorum dersem yalan olur!..
Ee!..
Ne demişler;
"Lideri olmayan partinin dağılması mutlaktır!"







