Çırağın “utanması” yokmuş…
27 Ağustos 2014’teki “1. Olağanüstü Kongre”de, Üstad Necip Fazıl’ın;
“Ustada kalırsa bu öksüz yapı, onu sürdüremeyen çırak utansın” satırlarının yer aldığı “boyundan büyük” tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye ederken tablonun arkasında kaybolmuştu.
Genel Başkanlık ve Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz yaptığı ilk şey ise “çırak” önlüğünü atarak herkese “ustalık” taslamak oldu.
Bu kendi başına buyruk halinin sürdürülebilir olmadığı ortaya çıktığında ise bu kez de;
“Nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı terk ederim ama bu ak kadroların üzülmesine izin vermem” diyerek, “boyundan büyük laflar” etti.
Yetmedi…
“Cumhurbaşkanıyla son nefesime kadar vefa ilişkimi sürdüreceğim” diyerek bir büyük laf daha etti.
Sonuç?
Ortada ne “çırak” kaldı ne de “vefa!”
*
24 Haziran seçimlerinde, Tayyip Erdoğan’ın ilk turda “Cumhurbaşkanı” seçilmesinin hemen ertesinde ise Ali Babacan’la birlikte “Kaz Dağları”nda tatile çıktı.
Kimileri bu tatili, sıradan bir “doğanın tadını çıkarma” tatili olarak göstermeye çalışsa da o, yine örtülü mesajlar peşindeydi.
Zira Kaz Dağları, mitolojide büyük bir hesaplaşmanın yaşandığı yerdi.
Yunanların uyduruk tanrısı “Zeus”, babası “Kronos”u Kaz Dağları’nda, o günkü adıyla “İda Dağı”nda yenerek “evreni yönetmeye” başlamıştı.
Daha sonra ortaya çıktı ki;
Meğer seçimin hemen ertesinde, geçmişi “ihanetle, kıskançlıkla” dolu olan “İda Dağı”nı ziyaret eden ikili, burada geçirdikleri günlerde, tatilden ziyade kuracakları “yeni parti”lerinin tohumlarını ekmekle meşgul olmuşlardı.
Belli ki; tıpkı babası Kronos’u yenerek “evreni yönetmeye” başlayan Zeus gibi..
Onlar da;
İda Dağı’ndan yola çıkarak Erdoğan’ı yenebileceklerini ve Türkiye’yi yöneteceklerini hesap etmişlerdi.
*
Erdoğan’ı yenip-yenemeyeceklerini zaman gösterecek, göstermesine de…
2016 yılında “Biz kader arkadaşıyız. İlişkimize içeriden ya da dışarıdan fitne sokulmasına asla izin vermem” diyen mezkûr zatın, bugün geldiğimiz noktada “kader arkadaşım” dediği kişinin arkasından sergilemediği ikirciklik kalmamasına da “hayretle” tanıklık ediyoruz.
Öyle ki;
Geçmişte en büyük rakibi olan CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, yetkisi olmadığı halde yardım kampanyası başlattığında onu “tebrik ederek” üstüne bir de 500 koli gıda yardımı ile desteklerken…
Ertesi gün meydana çıkıp, “kader arkadaşım” dediği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı “Biz bize yeteriz” kampanyasını, “Sosyal devlet yardım istemez, yardım eder” diyerek, sert bir şekilde eleştirebiliyor.
Bre mübarek!
Hani bir gün önce, “gün birlik ve beraberlik günüydü?”
*
Bununla kalsa iyi…
Aynı zat, Bakan Ruhsar Pekcan’ın yaptığı “Vatandaşımız ekmeğini ya da sebzesini nereden alıyorsa ona yakın yerden maskelere ulaşabilecek” açıklaması üzerinden;
“Bir bakan maske satacağız diyorsa, devletin acziyetini ortaya koymaktadır” diyerek ortalığı velveleye verirken…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla satışı durdurulan ve dileyenin adresine ücretsiz teslim edilen “maske” kararı içinse ne hikmetse “dut yemiş” bülbüle dönüyor…
*
Esasında sıralanacak daha çok örnek var, fakat gördüğünüz gibi “çırak”ta ne “vefa”nın ne de “utanma”nın esamisi okunmuyor...
O yüzden, en iyisi ben mevzuyu burada bitireyim…
*
AÇIKLAMA(!)
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; bugüne kadar hiçbir konu hakkında delilsiz kalem oynatmadım. Geçen hafta Mansur Yavaş’ı eleştirdiğim yazıyı da kardeşi Mahir Yavaş’ın kaleme aldığı ve kendi web sitesinde “pdf” formatında yayımladığı “Hayatım Roman” adlı 700 sayfalık kitaptan derlediğim bilgilerden yazdım. Yazının yayımlanmasının ardından Mansur Yavaş’ın kardeşi Mahir Yavaş beni aradı ve bir düzeltme yapmamı istedi.
Mahir Bey’in aktardığına göre, o zorlu süreçte ağabeyi Mansur Yavaş’ın da kendisine maddi yardımı dokunmuş.
Hatta “Renault 9” marka otomobilini satarak Mahir Bey’in “BAĞ-KUR” borcunu kapatmış.
Cevap hakkına olan saygımdan dolayı Mahir Bey’in bu açıklamasını köşemden yayınlıyorum.
Fakat Mansur Yavaş’ın şahsi otomobilini satmasına rağmen Mahir Yavaş’ın, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemde hastanede rehin kalmasını…
Polatlı halkının, hastane masrafları için yardım toplamasını…
Mahir Bey İzmir’de, koltuk değneklerine sarılı bir halde uyurken ona dilenci muamelesi yapılmasını…
Hatta Ankara’ya dönüş için uçak biletini de ayağında takılı olan platinleri üreten firmanın aldığını hatırlayınca, Mansur Yavaş’ın o “Renault 9” otomobilini kaça sattığını doğrusu merak etmedim dersem yalan olur!







