--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu hastalık Ak Parti’yi bitirir… Benden söylemesi!...

Zekeriya Say
Zekeriya Say

AK Parti, 16 yıldır girdiği her seçimi neden kazanıyor?

Çünkü;

“Devletin yerine insanı koyuyor…”

“Millet” varsa “devlet” vardır!..” diyor.

“Elit”lerin, “kaymak tabakası”nın, “egemen”lerin, “insana tepeden bakanlar”ın ve “buyurgan”ların siyasetteki ağırlığına son verip, onların yerine “Anadolu halkı”nı temsil makamına getiriyor.

Ötekileştirilen, horlanan, dışlanan, yok sayılan, adam yerine konulmayan, aşağılanan ve ezilen Anadolu halkı;

Ak parti sayesinde, kendini bu ülkenin “asli” unsuru olarak görmeye başladı.

İşte;

“AK Parti’yi kuran, besleyen ve ona hayat veren ruh, bu ruhtur!..”

Kaptan Ahmet Erdoğan’ın oğlu Recep Tayyip Erdoğan, işte bu “ruh”un bir parçasıdır.

Halk, bu yüzden onu;

“Kendisinden biri” olarak görüyor ve “kimsesizlerin kimsesi” sayıyor!..

Tayyip Erdoğan da, “CHP hastalığı” olarak bilinen;

“Egemen” olma, “buyurgan” olma, “halka tepeden bakma” ve “kendinden olmayanı aşağılama” gibi emarelerle kendini gösteren “elitist” hastalığına yakalanmış olsaydı, 16 yıldır girdiği bütün seçimleri kazanabilir miydi?

Asla!..

Israrla,

“Ben size efendi değil, hizmetkâr olmaya geldim” diyen Erdoğan, bunun yerine;

“Ben sizin efendinizim, sizler hizmetkârlarımsınız” deseydi, son seçimde 26 milyon küsur oy alabilir miydi?

Ve ya!..

Karadenizli amca; sandık görevlisine;

“Tayyip Erdoğan’a buradan mı oy veriliyor? Yanlış olmasın?' diyerek, seçimi Erdoğan’la özdeşleştirir miydi?

Elbette hayır!..

***

Amma, lakin ve fakat!...

Maalesef;

Ak partili olup da, Erdoğan’ın temsil ettiği bu “ruh”tan haberi olmayan veya bu “ruh”a ihanet edenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değil…

Üstelik bu sayı;

“azalmak” şöyle dursun, günden güne de artıyor…

16 Nisan referandumuna giderken, Abdurrahman Dilipak’ın yazdığı;

“Dost acı söyler!” başlıklı yazıyı okumuş muydunuz?

Ne diyordu yazısında, Sayın Dilipak?

Ak Partili seçmen, “ev ev dolaşan, makyajlı pahalı ve lüks giyim kuşamı olan… Lüks arabalarla kenar mahallelerde ev ziyaretleri yapan” Ak Partili kadınları; “Kendilerine benzetmiyorlar. Duygusal bir bağ kuramıyorlar..”

Dilipak’ın yazdıklarına yüzde yüz katılıyorum…

Gerçekten;

Artık bizlere benzeyen bir Ak Partiliyi görmek neredeyse imkansız..

Sahi siz,

Yukarıdaki tarife uyan mütevazı Ak partilileri etrafınızda görebiliyor musunuz?

*

Çok değil, henüz bir ay bile olmadı.

Ramazan Bayramı’nın son günü, maaile Tuzla’ya, akraba ziyaretine gitmiş, akşamüzeri de Tuzla Sahili’nde kısa bir gezintiye çıkmıştık.

Bayramı fırsat bilen siyasi partiler, parkın hemen hemen her köşesine birer stant kurmuş, propaganda yapıyorlardı.

Eh!..

Oraya gidip de, kurulduğu günden beri girdiği her seçimde oy verdiğim Ak Partinin standını ziyaret etmemek olmazdı elbet.

Ak Parti standına yaklaştığımda, karşılaştığım manzara karşısında resmen sükûtu hayale uğradım diyebilirim.

Zira!..

Bir yanda, ellerindeki broşürleri gülümseyen bir yüzle vatandaşların ellerine tutuşturmaya çalışan gönüllüler harıl harıl mücadele ederlerken,

Diğer yanda ise;

Şık giyimli birkaç kişi,  hafif şekilde yağan yağmura aldırmadan,  abartılı büyüklükteki güneş gözlüklerini başlarının üzerine yerleştirmiş, gelip geçen insanlara aldırmadan kahkahalar atıp, sohbet ediyorlardı.

“Dava şuuru”yla debelenen o gönüllü gençler olmasa, muhtemelen mahut şımarıkların sohbetlerini böler, neşelerini kaçırırdım…

 

***

Hani derler ya;

“Söylesem tesiri yok, sussam gönlüm razı değil!..” diye..

Bugün;

Tesiri olur mu? Olmaz mı? Aldırmadan, epeydir içimde büyüttüğüm bir rahatsızlığımı dile getirmek niyetindeyim.

Söyleyeceklerim, “Dost acı söyler” kabilinden sözlerdir:

Öncelikle!..

Türkiye’yi canımdan aziz bildiğimi, her Türk gibi ona gönülden bağlı olduğumu…

Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğü için seve seve canımı vereceğimin bilinmesini isterim..

Akabinde;

Daha önce de ifade ettiğim gibi…

Ben, bundan bir asır önce Kosova’dan Türkiye’ye hicret etmiş bir ailenin ferdiyim.

“İstiklal şairi”miz, dedem Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle;

“Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavudum…”

Türkiye’de yaygın bilinen şekliyle;

Ben bir “Batı Trakya göçmeni”yim!…

Bu durumu, bir “üstünlük” veya “eziklik” gerekçesi olarak da görmüyorum.

80 milyon Türk vatandaşı ne hissediyorsa, ben de aynı hisler içerisindeyim…

*

Durup dururken böyle bir girizgâh yapmamın nedeni;

24 Haziran’da yapılan seçimlerde, Yalova’dan Ak Parti 2. sıra milletvekili seçilen Meliha Akyol adlı hanımefendinin,

17 Haziran’da, Ak Parti Yalova İl Başkanlığının düzenlediği, “Yalova Basını ile Tanışma ve Değerlendirme” toplantısında;

Mensubu olmaktan şeref duyduğum biz muhacirleri, yaptığı bir açıklamayla derinden yaralamasından kaynaklanıyor.

Doğma büyüme İstanbul, Eyüplü olan Sayın Akyol,

“İnsanı tahlil etme melekelerim çok gelişti” diyerek başladığı tümceyi;

“Yalova’ya çok göç gelmiş. Batı Trakya'dan, oradan, buradan..” dedikten sonra, biz muhacirleri kastederek;

“Ezik insanlar” gafıyla tamamlamıştı…

Akyol’un istemeyerek sarf ettiğine inandığım bu gafı içimi yaksa da, Reis’in davası zarar görmesin diye görmezden gelmiştim…

Belli ki,

Yalova’da bulunan ve Akyol’un “ezik” diye nitelediği muhacirler, bu kez;

“miş gibi” yapmamışlar ve Meliha Akyol’un o sözleri affetmemişler…

Zira!..

Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan, rakibi Muharrem İnce’nin memleketi Yalova’dan 76.570 oy alırken…

Ak Parti, 69.363 oyla yetinmek zorunda kalmış…

Allah’ı var!..

Sayın Meliha Akyol,

Yalovalı muhacirleri derinden yaralayan o sözleri için açıklama yayımlayarak özür dilemişti, dilemesine de…

Maalesef bu özür, oyların kaçmasına engel olamamış..

*

Evet!..

Bu ve benzeri çıkışlar yüzünden olan Ak Parti’ye oldu…

Bir önceki seçime oranla, Ak Parti %7 daha az oy aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan rekor kırarken, partisi; Kılıçdaroğlu’nun diline düştü…

Bu oy kaybından sorumlu olmayan tek kişi, Tayyip Erdoğan’dır…

Sorumlu olanlar ise, “algı operasyonu” gibi bahaneler üretmek yerine, bir an önce hatalarıyla yüzleşmeliler…

Özellikle halkı “ezik”likle suçlayan, onlara “tepeden bakan”lar bir an önce bu zehirli düşüncelerden kurtulsunlar…

Zira halkı küçük görme, onlara tepeden bakma hastalığı bünyeyi ele geçirirse, bir daha bu hastalıktan kurtulmak mümkün olmayabilir…

Böyle bir hastalık da; Ak Parti’yi kuran, onu yaşatan “ruh”u öldürür…

Ak Parti kaybederse, yalnız Ak Partililer değil, dünya mazlumları da kaybeder…

İşte bu vebal, kimsenin kaldırabileceği bir yük değildir…

Bu şuurla;

AK Partililer, lütfen kendinize çekidüzen veriniz ve eskiden olduğu gibi seçmeninize benzemeye gayret ediniz!...

Yoksa bu vebal hepinizi ezer!...

Zekeriya Say Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle