Boşa geçen bir ömrün belgeseli!
2003 yılında, Kıbrıs’ta, konferans salonunu hıncahınç dolduran gençlerin gözlerinin içine baka baka (hâşâ);
“Sanat için Allah rolünü bile oynarım” diyen…
Gerçekte ise, kâh “mayo ile şezlongda uzanan bir kadını” kâh “kârhane işleten bir i.ne”yi canlandıran Metin Akpınar, “İyi ki Yapmışım” adlı bir belgesel çekerek, güya genç nesillere, kendisini ve oyunculuğunu(!) anlatmayı hedefliyormuş.
Tam 58 yıldır sahnelerde olmasına rağmen, “İsmail Dümbüllü Onur Ödülü” gibi birkaç alelade ödüle ancak hatır gönül ilişkisi sayesinde sahip olması, esasında Akpınar’ın “oyuncuyum” demekten bile imtina etmesi için yeterli bir sebep iken, Metin Akpınar kalkmış bir de boşa geçen bir ömrün belgeselini çekmiş.
Tabii kendisini “belgesellik sanatçı” gören Metin Akpınar’ın bir de çok bilinmeyen “öteki yüzü” var. Muhtemelen Akpınar, “İyi ki Yapmışım” adını verdiği mezkûr belgeselde bu yüzünden hiç bahsetmemiştir. Dilerseniz, Metin Akpınar neler yapmış bir de benim kalemimden okuyun!..
Mesela, 1960 darbesinden sonra, MTTB’de “Tiyatro Müdürlüğü” yaptığı sırada;
115 gence silahlı eğitim verdiklerini “tereddütsüz” itiraf etti.
Dahası;
“Mübalağa etmiyorum. Bir iki saatte sokağa 50 bin kişi çıkarırdı(k)” diyerek, ne kadar hızlı “mobilize” olduklarından övgüyle bahsetti.
12 Mart 1971 darbesinin yaşandığı gün, ülke toz-duman halde iken, o “Gergedan” isimli tiyatro oyununu sahneledi.
12 Eylül 1980 darbesini, “Çok müspet bir olaydı” sözleriyle kutsadı.
Yetmedi…
“Uzun süredir bekleniyordu” diyerek, bir anlamda darbeden haberdar olduğunu itiraf etti.
Mayıs 1997’de, ÖDP ve HADEP’in birlikte düzenlediği “Sultanahmet Meydanı”ndaki mitingde, PKK paçavralarının gölgesinde; “Refahyol, defol!..” sloganları attı.
28 Şubat’ta; “Ordu bu ülkede resmi inisiyatif. Sivil inisiyatifler de ordu gibi ülke sorunlarına sahip çıksa, orduya bu kadar görev kalmaz” diyerek, “Bu defa işi silahsız kuvvetler halletsin” diyen Hürriyet gazetesi gibi sivillerin darbe sürecinde yeteri kadar rol almamalarından şekvacı oldu.
Ocak 98’de, Uğur Mumcu’nun beşinci ölüm yıldönümünde, Mumcu’nun;
“Babam dindar bir adamdı, beni camiye götürürdü, ama hiçbir şey anlamaz ve Türkçesi yok mu bunun diye sorardım” sözlerinden hareketle, hançeresini yırtarcasına “Türkçe ezan” okudu.
Mart 98’de, Kuşadası’nda düzenlenen bir seminerin kapanış konuşmasında;
‘‘Demokratik bir ülkede parti kapatmak antidemokratiktir. Tamam, ama demokrat olmayan bir partiyi kapatmak demokratik bir doğrudur” diyerek, Refah Partisi’nin kapatılmasını destekledi. “Marmara şarabı”yla tanıştığı alkolü tam 35 yıl içti.
“Üç böbreği olduğu için hiç memişhaneye gitmeden gece boyunca rakı içiyor” diye “ayyaşlar” arasında nam salmışken, sıra askerliğe gelince, böbreklerini bahane ederek “kanka”sı Zeki Alasya ile birlikte “çürük raporu” aldı. Sonra da o böbreklerle “bira” reklamlarında oynadı.
28 Şubat sürecinde, ziyadesiyle “postal” yaladığından olsa gerek, Demirel tarafından, “Devlet Sanatçısı(!)” payesiyle taltif edildi.
Sahnelerde FETÖ elebaşı Gülen’le dalga geçerken, huzuruna vardığında “Espri hapşırık gibidir geldiğinde tutamazsın” diyerek, ondan özür diledi. Yıllarca “American Siding” polimer dış cephe kaplaması reklamlarında oynadığından mıdır bilinmez ama “1 Mart Tezkeresi”nde; “Türkiye’nin savaşa girmesi ve ABD’nin yanında yer alması gerektiğini” savundu.
Hiç “senaryo” yazdı mı bilmiyorum ama hiç utanmadan;
“Ak Partili belediyelerin kendi içlerinde karate bilen, elektrik coplu sivil ordular kurduğunu ve bir çırpıda sokağa 2 milyon insan çıkarabilecekleri” yalanını uydurdu.
“MİT Tırları” ihanetinin sanığı, casus Can Dündar’ı “kahraman” ilan etti.
“Genç olsam herkes sığınacak yer arardı, fena eserdim, artık genç değiliz o yüzden işi gençlere veriyoruz” diyerek, gençleri “terörize” edebilecek bu cümleyi kurdu.
“Noel Baba olsaydınız?” sorusuna;
“İlle beni konuşturacaksın, şimdi buraya Noel Baba gelse ancak naylon ceset torbası dağıtır...” şeklinde, devleti töhmet altında bırakacak ürkünç bir imada bulundu.
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin tartışıldığı günlerde;
“Bu ülkede başkanlık sistemi önerilip tartışılabiliyorsa özerklik sistemi de önerilebilmeli ve tartışılabilmeli parlamentoda” diyerek, PKK’nın siyasi uzantısına “özyönetim” desteği verdi.
Son olarak; İki yıl önce CHP’nin televizyon kanalı olarak bilinen “Halk TV”de, Uğur Dündar’ın “Halk Arenası”nda;
“(…) her faşizmin olduğu gibi, karşılaştığı gibi belki liderini ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki adı geçen başka liderlerin yaşadığı gibi kötü sonlar yaşayabilir ama bize yazık olur, biz harap oluruz” diyerek, Cumhurbaşkanımıza açık açık tehditler savurdu.
Sıra ifade vermeye gelince de;
“Savcı bey çağırdı. İfade vermeye gidiyoruz” diyerek, korkak kedi gibi kuyruğunu kıstırarak mahkemenin yolunu tuttu.
Sadede gelecek olursak…
Çektiği “İyi ki Yapmışım” belgeseliyle kendisini matah bir “sanatçı” gibi göstermeye çalışan Metin Akpınar’ın belgeselinde, muhtemelen burada aktardığım olayların hiçbirisi yer almayacaktır. Fakat belgeselin isminden de anlıyoruz ki; Metin Akpınar şimdiye kadar yaptıklarından hiç pişman olmamış…
Eee!..
Bu kadar şey yapıp da hiç hesap vermeyen biri, “İyi ki Yapmışım” demesin de ne desin?