“Av mevsiminde kuşlara atılan yem, cömertlikten değildir!”

22 Haziran 2019 Cumartesi

Geçtiğimiz gün mahallemizde bulunan Ekrem İmamoğlu’na ait “seçim irtibat bürosu”nun camına yapıştırılmış;

“Esnafa borcu olan vatandaşlarımız isimlerini yazdırabilir” yazılı bir not dikkatimi çekti.

Telefonumu çıkarıp kâğıdın resmini çekmek istedim fakat büronun önünde duran asık suratlı ve ağızları bıyıklarından gözükmeyen kalabalığın orantısız tepki göstermesinden çekindiğim için bu fikrimden vazgeçtim.

Derken dün,

gazetemizin genel merkez binasına giden yol üzerinde bir billboardda, Ekrem İmamoğlu’nun fotoğrafının olduğu ve üzerinde;

“Dar gelirliye 6 bin ile 13 bin lira arası yardım” yazılı bir ilan olduğunu gördüm.

İmamoğlu’nun ilk kez 22 Mayıs’ta, Bomonti’deki bir otelde gerçekleştirdiği “Kampanya Koordinasyon Toplantısı”nda açıkladığı bu vaade göre;

Dar gelirli kişilere 6 bin ile 13 bin lira arası nakdi yardım yapılacağı ilan ediliyordu.

Tabii kaç kişiye ve ne kadar süreyle yardım yapılacağına dair detaylı bilgi verilmediğinden, bunun seçim öncesi “bol keseden” yapılmış “sallamasyon” bir vaat olduğu aşikardı.

Öte yandan, ilana uzun uzun bakınca aklıma Mevlâna Hazretleri’nin;

“Av mevsiminde kuşlara atılan yem, cömertlikten değildir!” sözü geldi.

Belli ki, Ekrem İmamoğlu da bu vaatle oyunu satmaya meyilli birkaç seçmeni “avlamak” istemişti.

*

Ekrem İmamoğlu’nun bu vaadini görünce aklıma CHP'nin "Onursal Genel Başkan”larından Erdal İnönü geldi.

1995’te yapılan kurultayda CHP'nin "Onursal Genel Başkanı" seçilen Erdal İnönü, siyasete atıldığında;

“Ya vaadimi yerine getiremezsem” endişesiyle hiç vaatte bulunmazmış.

Bu halini gören etrafındaki şakşakçıları ona demişler ki;

“Yapamazsan yapamazsın, ama vaadin yoksa oy alamazsın!”

*

Her hâlükârda seçmene vaatte bulunması partililerce kendisine dikte edilen iş bu Erdal İnönü’nün bir seçim gezisinde yolu Ünye'ye düşer.

Partisinin oradaki adayı;

“Aman Erdal Bey, burayı il yapacağınızı söyleyin, seçmen diyor ki ya bunu söyler ya da oy alamaz. Ya vaatte bulunsun ya da hiç konuşmasın.”

İnönü bakar ki başka çare yok, Ünye’yi il yapacağını söyler ve ardından Fatsa'ya gider.

İşin komik yanı ise Fatsalılar da ilçelerinin il olmasını istemektedirler.

Erdal İnönü ne yapacağını kara kara düşünürken imdadına babası İsmet İnönü yetişir.

Zira geçmişte babası Fatsa’yı il yapacağını vaat etmiştir.

Erdal İnönü kürsüye çıkar ve;

“Değerli Fatsalılar, ne istediğinizi biliyorum ama söylememe bile gerek yok, babam zaten size il olacağınızı söylemiş! Benim size söylememe gerek bile yok!..” diyerek zevahiri kurtarır.

*

Benzer bir hadise de Süleyman Demirel’in başına gelir.

Vaktiyle Süleyman Demirel il olma sevdasına düşen Siverek’te halka hitap ederken;

“Şimdi söyleyeceğim sözlerin altını iyi çizin” demiş ve eklemiş:

“Seçimin ertesi günü siz de il’siniz.”

Bununla yetinmeyen Demirel bir de “plaka numarası” vermiş.

Tabii seçim geçmiş, Demirel başbakan koltuğuna oturmuş, ama hiç ses yok. İlçenin ahalisi gazete kupürleriyle Ankara'ya gelerek soluğu Demirel'in yanında almışlar ve “Hani il olacaktık!” diye sitemde bulunmuşlar.

Siyasi literatüre “dün dündür bugün bugündür” klişesini sokan Demirel, boş durur mu?

Kendine yakışan bir üslupla yapıştırmış cevabı:

“Ben o zaman dedim ama sonra bunun ülke gerçeklerine uygun olmadığını gördüm. Şimdi de altını çizdiğiniz o vaadimin üstünü çizin” demiş.

Zavallı Siverekliler de çaresiz, kendilerine “boş vaat”te bulunan Demirel’e dava açmışlar.

Hatta Demirel, davanın vekalet ücretinden doğan borcun tamamını cebinden ödemiş.

*

Evet!..

Maalesef eski Türkiye’de, Erdal İnönü’nün etrafındaki şakşakçıların da dediği gibi;

“vaadin yoksa seçmenden oy alamazsın” şeklinde yanlış bir inanış vardı.

O yüzden de seçimde galip gelmek isteyenler desteksiz vaatlerde bulunurlardı.

Bu konu hakkında o kadar çok örnek var ki, saymaya nereden başlasam bilmiyorum.

Mesela;

Demirel, “Kim ne veriyorsa beş fazlası” diyerek listede ilk sırada yer alıyor.

*

Halefi Tansu Çiller ise, “Herkese bir ev bir araba..” vaat etmişti.

*

Cem Uzan, “Mazot 1 YTL, emekliye 14 maaş..”

*

Deniz Baykal, “Ulusal gelirin yüzde 2’sini yardım paketi olarak yoksullara dağıtma..”

*

Erkan Mumcu, “2 yıl içerisinde iş bulamadığı için çalışmayana iş..”

*

Mehmet Ağar, “Herkese daha iyi araba, daha iyi ev ve çocuklarına daha iyi tatil imkanı..” 

*

Haydar Baş’ın uçuk vaatlerini saymaya dahi gerek yok.

*

SHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nurettin Sözen, “Beni seçerseniz, her sabah kapınızda bir ekmek ve bir şişe süt bulacaksınız” diyerek “başkan” seçilmişti fakat ardında “susuzluk, hava kirliliği, çöp dağları ve İSKİ skandalı”nı bırakarak tarihe kara bir leke olarak geçmişti.

*

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yıllık maliyeti 149 milyar lirayı bulan “hayal ürünü” onlarca vaadini saymak şöyle dursun, yalnızca;

“Orta Anadolu’da kuracağı ve 25 bin doktoralı gencin çalışacağı ‘paketleme sanayii kenti’ vaadi bile, tek başına kılıçdaroğlu’nu “boş vaatler listesi”nde Demirel’in ardından ikinci sıraya yerleştirmeye yeter.

Unutmadan!

Kılıçdaroğlu’nun “kaynağı nereden bulacaksınız?” sorusuna;

“Benim adım kemal, kaynak benim” şeklinde cevap verdiğini de hatırlatmakta fayda var.

 

**

Peki!..

“Neden bu listede Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın adayı Binali Yıldırım yok?”  diyorsanız…

O sorunuzun cevabını muhataplarından dinleyelim:

Cumhurbaşkanı Erdoğan “boş vaat” hususunda şöyle demişti:

“Siyasetimizde popülizme yer vermedik, umut tacirliği, hayal tacirliği yapmadık. Hiçbir zaman tutamayacağımız sözler vermedik. Verdiğimiz sözlerin de her zaman arkasında olduk.''

*

Hakeza!..

Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Binali Yıldırım da;

“Yapamayacağım işi söylemediğim gibi söz verdikten sonra da altında kalmadım” diyerek, şahsının “boş vaatler”le işi olmadığını net bir şekilde ifade etmişti.

Ki...

Zaten her ikisi de, vaat ettikleri bir tesisin temelini attıkları gün;

O tesisin, hangi tarihte, saat kaçta açılacağını da ilan ederek..

Ve günü geldiğinde, söz verdikleri günde, söz verdikleri saatte o tesisleri hizmete alarak verdikleri sözlere ve vaatlere karşı ne kadar “sadık” olduklarını defaatle ispat etmişlerdir.

*

Ezcümle:

Fransız Sosyolog Le Bon;

“Elli seneden beri binlerce nutuk dinledim, onlardan pek azı benim fikrimi değiştirdi fakat hiç birisi oyumu değiştirmedi” diyerek, insanların siyasi tercihlerinde nutukları pek kâle almadıklarını ifade etmiştir.

Bu nedenle, seçime bir gün kala yapılacak telkinlerin, atılacak nutukların ve yazılacak yazıların seçmenler üzerinde etkili olmayacağı aşikârdır.

Diğer taraftan ise,

İstanbul’un istikbalini ilgilendiren bir seçim söz konusu iken, sessiz kalmaya da gönlüm razı olmadığı için, geçmişi kısaca hatırlatmak istedim.

Öyle ya!..

Geçmişten ders alalım ki tarih bir kez daha tekerrür etmesin…

Böylece!

İmamoğlu’nun;

“Bedava ekmek, süt ve damacanayla su” getirmesini beklerken, canım İstanbul’umuzu tıpkı İzmir gibi “bok” götürmesin.

*

Amman diyeyim!

Malum av mevsimi, sakın oltaya gelmeyelim!..

Sakın!..

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Eriş İstanbulluEriş İstanbullu4 ay önce
    Hocam sen bir de Binali'nin vaatlerine baksana yahu.
  • Seyfi Seyfi 4 ay önce
    Sn yazar işte bu tam isabet yazı ben işe yarayacağını düşünüyorum keşke hep bu şekil yazılsaydı neydi be o öyle siz yazarların tatile çıkıp gece torun torba sevip sabaha da bir vatan millet edebiyatı yazısı sanarsın cepheden gelmişler ki bak sn yazar bir camdan resim bile çekmek istememiş bıyıklı diye lakin fetih yazıları sıralar
  • engineerengineer4 ay önce
    وَإِذَآ أَرَدْنَآ أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا۟ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا ٱلْقَوْلُ فَدَمَّرْنَٰهَا تَدْمِيرًاVe izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
  • Ahmet ÖzAhmet Öz4 ay önce
    Zekeriya Bey;Sevmeseniz de Aziz Nesin'in kitaplarından alıntılar yapıp sinemaya uyarlayanların filmlerini tekrar tekrar seyrediverin.İlyas Salman'ın Banker Bilo,Şener Şen'in Maho tiplemesi,Kemal Sunal'ın filmleri,o meşhur Zübükzade.Biliyorum tasvip etmediğiniz olaylar cereyan ediyor o filmlerde.Biz de onaylamıyoruz.Ama hayatın gerçekliğini yansıtıyor.Siyasetçi öylesine vaad eder ki Ankara'ya,Konya'ya denizi getirir.O zamanlar sorgulanmıyordu,siyasetçinin mavalları.Şimdi sorgulanıyor.Çünkü tulumbanın suyu,vatandaşın sabrı bitti.Yoksullukta eşitlendik ama dünün fukarası,bugün holding patronluğuna yükselmiş ise bu yükselişte alın teri de yoksa,millet kendi fakirliğini sorgulamaya başlar.

Günün Özeti