“Acar gelin” Canan Kaftancıoğlu!..
CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun; “Atatürk’ün askerleriyiz sözü bana militer geliyor” tweeti, belli ki Kemalistlerin canını çok acıtmış. Canan Kaftancıoğlu’nun “istifa”sını istiyorlar ama CHP yönetimi hiç oralı değil.
Esasında, “Kaftancıoğlu” ailesinin hemen tüm bireylerinin benzer çıkışları varmış.
Mesela!
Canan Hanım’ın varlık sebebi, biricik kayınpederi Ümit Kaftancıoğlu, M. Kemal hakkında;
“Ben Atatürk’ün kurtardığı toprakları çiğneyerek büyüdüm. Beni, yaşadığım inlerden, mağaralardan o kurtardı. Ona borcumu ödemeliyim" dese de…
Kaleme aldığı “Tüfekliler romanı”nda;
Mardin’in Derik ilçesinde, çölün ortasında bir şato görünümünde olan ve rivayete göre doğrudan Atatürk’ten gelen bir talimatla, topçu birliklerinin ateşiyle teslim alınan “Kanco Kasrı” ahalisine, bu fethin şerefine bizzat Mustafa Kemal tarafından “Türk” soyadı verilmiş.
Şato düştükten sonra, ailesine zorla “Türk” soyadı verilen ise, Oduncu Hacı Sinan’ın oğlu, yani;
İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı görevinden alındıktan sonra;
“Kürt halkı bu tür saldırılara cevap verecek” tehdidinde bulunan Ahmet Türk’ten başkası değil..
*
Yani, anlayacağınız;
“Ona borcumu ödemeliyim" dediği iddia edilen Ümit Kaftancıoğlu, söz konusu romanında Atatürk’ü mü “övmüş” mü? Yoksa Kürtlere silah zoruyla “Türk” soyadı veren biri göstererek “yermiş” mi? anlayamadım!
*
Aslında örnekler bununla sınırlı değil..
Fakat isterseniz detaylara geçmeden önce, CHP’nin çiçeği burnunda ilk kadın “il başkanı” Canan Kaftancıoğlu’nun eşinin ailesini kısaca tanıyalım…
Ümit İlhan Kaftancıoğlu:
11 Nisan 1980’de, evinin kapısında, kızının gözleri önünde uğradığı bir suikastın kurbanı olmuş.
Asıl adı “Garip Tatar”mış.
Çobanlıktan başlayarak, önce öğretmenliğe terfi eden, ardından; gazeteci, yazar, derlemeci, radyo programcısı, prodüktör, öykücü ve romancı olan bir “Anadolu evladı”na en çok yakışacak isimlerden birine sahipmiş.
Hele bir de;
Ezilen, sömürülen, ötekileştirilen emekçileri temsil ettiği iddiasında birisi olduğunu göz önünde bulundurursak, “Garip Tatar” ismi, adeta biçilmiş “kaftan”mış.
Fakat devrimci(!) Garip Tatar, ailesinin layık gördüğü ismini beğenmeyerek, kendine bir "burjuva ismi" olan Ümit İlhan Kaftancıoğlu adını uygun görmüş.
“Kuzinede pişmiş patatesi elleri yanarak yemeyi seven” işbu Ümit Kaftancıoğlu’nun biricik oğlu Dr. Ali Naki’nin ise, babasından aşağı kalır yanı yokmuş…
Tamam!..
Babası gibi, adını soyadını değiştirmemiş ama..
Oğul Dr. Ali Naki de “kuzinede pişmiş patates” yerine,
“1/4”ünü yediği “domuz”dan arta kalan kemikleri sosyal medya hesabından paylaşarak, babasından devraldığı “devrimci geleneği” bir hayli yukarı(!)ya taşımış.
Oğul Ali Naki Kaftancıoğlu’nun da tıpkı eşi ve babası gibi “git-gel”leri varmış.
Karısının partisi CHP’nin; “Ergenekon davasının avukatı” iddiasında olduğunu bildiği halde, babası Ümit Kaftancıoğlu suikastıyla ilgili olarak;
“Tetiği çeken eller belli olsa da arkasındaki güçler belli olmadı” diyerek, cinayetin arkasında “Ergenekon Terör Örgütü”nün olduğuna inandığını söylemiş.
Hem de, babasına düzenlenen suikasttan hüküm giyen Ahmet Mustafa Kıvılcım’ın, peşinen “ülkücü” olarak ilan edildiğini bildiği halde.
***
Dünya görüşü ve savunduğu fikirler ne olursa olsun bir babanın, kızının gözleri önünde öldürülmesinden daha vahşi bir cinayeti tahmin bile edemiyorum. Ümit Kaftancıoğlu da bu bakımdan, benim “mazlum” olarak kabul ettiğim biri.
Ölümünün ardından, pek “şaşalı” olmasa da, her yıl ailesi ve sevenleri tarafından düzenli olarak anılıyormuş.
Fakat 2009 yılına geldiğimizde durum birden bire değişmiş.
O yıl…
Yani, 21 Haziran 2009 akşamı, babaları suikasta kurban giden veya düşünceleri nedeniyle katledilen çocuklar;
“Babalar Günü”nü, Esenyurt’taki “Esenkent Rıfat Ilgaz Açıkhava Tiyatrosu”nda; “Benim Babam Kahramandı” temasıyla kutlamışlar.
Kutlama etkinliğinin “düşünce” ve “organizasyon”u, Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini Dr. Canan Kaftancıoğlu’na aitmiş.
Son yıllarda, gelin-kaynana (kayınpeder) ilişkilerinin pek parlak olmadığı ülkemizde, Canan Kaftancıoğlu’nun bir “gelin” olarak yaptığı bu fedakârlık, neresinden bakarsanız bakın, alışılmışın dışında “takdire şayan” türünde bir davranış.
*
Derken!..
Bu organizasyondan kısa bir süre sonra Canan Kaftancıoğlu ismi, bu sefer;
"Kan davası gütmüyoruz. Topluma mesaj vermek için bir araya geldik" mottosuyla, "Toplumsal Bellek Platformu"nun kuruluşunda karşımıza çıkıyor.
“Hayırlı gelin” Canan Hanım’a, bu kez yalnızca kayınpederi Ümit Kaftancıoğlu’nun haklarını değil;
Hrant Dink’ten Sabahattin Ali’ye kadar tüm suikaste kurban giden aydınların haklarını savunurken rastlıyoruz.
Hele,
10 Şubat 2010 tarihli FETÖ’nün terör bülteni Zaman paçavrasının manşetinde; “Bugünleri görebilmek için 30 yıl acı çektik” diyenler arasında, o sıralar 38 yaşında olan Canan Kaftancıoğlu isminin de olması, olayı “gelin” kavramıyla izah edilemeyecek kadar çetrefilli bir hale sokmuştu.
Canan Kaftancıoğlu bununla yetinse yine iyi.
Bir yıl sonra, yani 2011’de; bu kez “Toplumsal Bellek” adına CHP İstanbul 3. Bölge’den milletvekili “aday adayı” olduğunu açıklayarak, artık “gelin”liğin meyvelerini toplama niyetini açık etmişti.
Vekillik olmadı ama CHP’deki hızlı yükselişi de böylece başlamış oldu.
Aynı yıl, Gürsel Tekin’in “istifa resti”ne rağmen, dönemin İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın listesinden CHP il yönetimi üyesi..
2011-2012 yılları arasında CHP İstanbul Basın, Kültür ve İletişimden sorumlu il başkan yardımcılığı…
2012-2014 yılları arasında İl başkan vekilliği, basından sorumlu il başkan yardımcılığı..
2016 yılından beri de PM üyeliği görevinde bulundu…
Ettiği küfürlere…
HDP’lilerle çektirdiği resimlere…
Kocasının yediği “domuz” etine..
Atatürk hakkındaki açıklamaları’na rağmen;
14 Ocak itibariyle de, CHP İstanbul İl Başkanı oldu.
Tamam!..
Tüm bu çıkışları; “Amaca giden her yol mübahtır” dürtüsüyle yapmış olabilir ama…
Bir “gelin” olarak, hiç görmediği, tanımadığı kayınpederi için;
“Benim Babam Bir Kahramandı” isimli kitap yazmak da ne oluyor?
Anlayan varsa beri gelsin!..







