Ramazan birlik-beraberlik eğitimidir

11 Mayıs 2019 Cumartesi

“Onbir Ayın Sultanı” olarak selamlanan ramazan, hem “Kur’an Ayı”, hem “Rahmet Ayı”, hem “Mağfiret Ayı”, hem de -pek kimse dillendirmiyor ama- “Birlik-beraberlik Ayı”dır…

Yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, toplumumuzun yetişkin nüfusunun yüzde seksen beşi (sürekli ve arada bir olmak üzere) oruç tutuyor…

Demek ki, toplumumuzun yüzde seksen beşi yaradılış hikmetine uygun olarak, yüreklerini Allah yoluna bütünlemiş, gönül gönüle Allah’a yürüyor…

Bence bu toplumsal mânâda “birlik-beraberlik” özlemimize çok önemli bir vurgudur... 

Ayrıca “birlik-beraberlik” özleminin hangi adreste gerçekleşeceğini gösteren bir işarettir...

Şimdiye kadar her kesimden pek çok kişi (siyasetçiler dahil) “birlik-beraberlik” vurgusu yapar, ancak herkes kendini (ideolojisini, siyasetini, tarikatını, cemaatini, v.s.) adres gösterdiği için, “birlik-beraberlik” bir türlü gerçekleşmezdi…

Artık adres belli: Oruç!..

Yürek ritmimiz oruçta bütünlendiğine göre, bu olguyu sağlayan inanç unsurunu daha fazla görmezden gelmemiz mümkün değil. 

İnanç manzumesinin dışında birlik arayanların hüsranına tarih şahittir. Bunun en taze örneği de Sovyetler Birliği’dir. İdeolojik yapılanma çerçevesindeki gerçekleştirilen “birlik”in ömrü (silahlı tehdide ve menfaat ilişkilerine rağmen) sadece bir insan ömrü kadar olabildi. Silahlı tehdit ortadan kalkar kalkmaz toplumlar ya camie, ya kiliseye, ya da havraya (kendilerini nereye ait hissediyorlardı ise oraya) koştular.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, daha kurulduğu yıllarda komünizmin devlet projesinin çökeceğini söylerken, sanırım, beşeri hedeflerde sağlanacak “birlik-beraberlik”lerin uzun ömürlü olmayacağı görüşünden hareket ediyordu…

Bunun için de “birlik-beraberlik” özleminin ipuçlarını veriyordu: 

“Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, Dinimiz bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir... Bir bir bir... Yüzlerce bir...” 

Sayılan “bir”ler özlenen birliğin özüdür...

Düşünün: Allah’a inanan herkes “Allah’a iman” esasında birleşmiş, bir anlamda “birlik” olmuşlar, Peygamber Efendimiz’e inananlar “Mü’minler ancak kardeştir” hükmüne tabi olup kardeşleşmişler... 

Oruçta bütünleşmiş, teravihte omuz omuza vermişler...

Bunun bir de “milli birlik” boyutu var ki, onun da ekseni, bana göre Çanakkale Savaşları’dır. Çanakkale sırtlarında ninelerimizle dedelerimizin uğruna şehit oldukları kutsalların yeniden inşasıyla ihyası, “birlik-beraberlik” özleminin itici gücü olabilir. 

Çekirdeği iman, itici gücüÇanakkale olan “birlik beraberlik” bilincini ne terör aşabilir, ne de Avrupa’nın şımarık veledleri sarsabilir... 

Kendi dinamiklerimizin üzerinde gelişir gideriz.

¥

Farklı görüşler tabii ki olacak. Belki insan adedince farklı görüş ve düşünce bulunabilir. Farklılıklar “toplumsal renkler”dir. Bu renk cümbüşü içinde kimsenin kimseye kendini dayatmaması esastır. 

Zaten, bilebildiğim kadarıyla, ashab arasında da böyle bazı görüş ayrılıkları olurdu. Ama bu ayrılıklar temel konularda birlikte hareket etmelerine engel teşkil etmezdi. Gerektiğinde şahsî düşüncelerini aşıp amaçta bütünleşebilirlerdi. 

Bizde de böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal statümüz, eğitim düzeyimiz, bölgemiz, kılığımız, hatta kimliğimiz nasıl belli noktalarda müşterek hareket etmemizi engellemiyorsa, mezhebimiz, partimiz, cemaatimiz, cemiyetimiz, tarikatımız ve hizmet anlayışımız da engellememeli. Yerine göre ayrıntıdaki farkları aşıp bütünleşebilmeliyiz. Maksat ashabı örnek almak olduğuna göre, tıpkı onlar gibi, ittifak noktalarımızı esas alıp ayrıntı kabilinden olan ihtilaf unsurlarını arka plâna çekmeyi bilmemiz lâzım. 

Sorun şu galiba: Bazılarımız ayrıntıyı temel yaptık. Talî konuları öne çıkardık. Siyasette, cemaatte, tarikatta, grupta ve grupçulukta birlik aramaya başladık. Diğer cemaatlere kendi cemaatimizi, diğer parti mensuplarına kendi partimizi dayatıyoruz. Umduğumuzu bulamayınca da hırçınlaşıyoruz. Hırçınlaştığımız yerde ise kavga patlıyor. Suçluyoruz, suçlanıyoruz.

Bu konuda samimiyiz, evet. Kendi siyasetimizin, cemaatimizin, tarikatımızın dünyayı kurtaracağına yürekten inanmışız. Tek kusurumuz, başkalarının da başka biçimde inanma hakları olduğunu hesaba katmamamız. 

Ailede “birlik-beraberlik” oluşturmak için de ramazan bir vesiledir. Malum: Hayat koşturmacaya dönüştü: Öyle hızlı akıyor ki, aynı ailenin bireyleri bile birbirlerini yeteri kadar görmüyor, görüşemiyorlar…

Ramazan ayının iftar ve sahurları işte bu yabancılaşmayı çözüyor, aile bireylerini aynı sofranın etrafında buluşturuyor. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • DurmuşDurmuş1 ay önce
    Ramazanda bir orucluya bir hurma bir su bile verilse iftar verilmis gibi sevap var
  • Ahmed Tekin Ahmed Tekin 1 ay önce
    Selamünaleyküm Hocam, Ayasofya hassasiyetinizi biliyorum. Reis de seçim öncesi söz vermişti, şimdi İstanbul seçimi öncesi tam zamanı değil mi?.. Diyorum ki, şu mübarek günlerde, gazetede, tv programımızda, köşemizde biraz gündem yapsak.. Değilse idam sözü gibi unutulup gidecek.Ellerinizden öperim. Fiemanillah..
  • DedeDede1 ay önce
    Oyumuz sayın Binali Yıldırım'a Allah doğruyu sever.
  • vatandaşvatandaş1 ay önce
    Musa'nın(AS) karşıtları olan baştakiler, birlik -beraberlik,huzur ve demokrasiden eser bıraktılar mı hey Kur'an ve İman davasına kanaat etmeyip dünya metaı için ırkçılığa hızla yelken açan Niyazi,Veysel,Yavuz bey?Sen hangi ramazandan ,hangi birlikten bahsediyorsun?

Günün Özeti