Osmanlı konaklarında bayram

07 Haziran 2019 Cuma

Padişah, “Bayram Alayı” eşliğinde bayram namazına gider, namazdan sonra, geçeceği yolun iki tarafına sıralanan medrese talebelerine hediye dağıta dağıta tekrar saraya dönerdi ve “Kubbealtı”nda hazırlanan ziyafet sofrasına oturuldu. 

Yemekten sonra ise padişahın bayramını tebrik faslı başlardı. Üst düzey görevlilerin tebrik merasimi bitince sıra yabancı devletlerin büyükelçilerine gelirdi. Padişah hazretleri her biriyle sadece birkaç kelime konuşur, sözü uzatmazdı.

Bu kuraldı: Normalde padişahla görüşmeleri hemen hemen imkânsız olan bazı büyükelçilerin, bayram tebrikini fırsat bilerek padişaha sırnaşmalarından çekinilirdi. Bu yüzden de kural dışına çıkmalarına asla izin verilmezdi.

Resmi tebrikleşme faslından sonra, padişah, “harem dairesi”ne (yani evine) geçer, eşlerinin, çocuklarının ve diğer harem sakinlerinin tebriklerini kabul ederdi. Bu kabul sırasında münasip armağanlarla gönüllerini ve dualarını alırdı. 

Nihayet istirahate çekilirdi.

Padişahın istirahate çekildiği üst düzey yöneticilere duyurulur, onlar da birer ikişer sarayı terk ederlerdi.

Padişah sarayından kendi konağına gelen Paşa, doğruca harem kısmına geçip resmi kıyafetini değiştirir, bir fincan kahve içer, azıcık dinlenir, sonra da eşinin, evlatlarınının, gelin ve damatlarının tebriklerini kabul ederdi...

Evlatları elini, diğerleri eteğini öperler ve bayramını tebrik ederlerdi. Onlara saat, yüzük, elmas iğne gibi hediyeler ve kırmızı atlas kese içinde bahşişler verir, evlatlarını yüzlerinden öperlerdi. 

Haremdeki tebrikleşmeden sonra, Paşa, konakta çalışan erkeklerin tebriklerini kabul etmek için konağın selamlık kısmına geçerdi. Hizmetliler tebrik için sıraya girerdi: Önde Kâhya Efendi, arkasında Divan Efendisi, Kitapçı Efendi (her konakta bir kütüphane ve kütüphaneye bakan bir memur vardı) ve Mühürdar Efendi olmak üzere, sıra ile gelir, etek öperlerdi. 

Ardından konağın gedikli ağaları maiyetleriyle birlikte gelir, tek tek tebriklerini sunarlardı.  

Derken İmrahor Ağa (emir-i ahur ağa) ve aşçıbaşı maiyetleriyle birlikte tebrik faslına girerlerdi. Paşa her birine daha önce hazırlanmış bahşişlerini verirdi. Nihayet herkes birbiriyle bayramlaşırdı. 

O gün evin hanımı, ebe hanımın, nedime hanımların ve çocukların mektep hoca ve halifelerinin, çırak olup evlendirerek konaktan çıkmış olan eski kalfaların evlerine süslü sepetler içinde tatlılar ve rengârenk şekerler gönderir, bu suretle hatırlarını sormuş olurdu. 

Bu sırada konağa misafirler gelmeye başlardı. Misafirleri bizzat kâhya efendi karşılar, usulen koltuğuna girer, Paşa’nın odasına götürürdü. 

Misafirlere Kilercibaşı Ağa ve maiyeti tarafından son derecede süslü gümüş tepsilerle tabaklara konmuş “rahat-ı hulkum” denen şeker, badem ezmesi ve miskli akide şekeri ikram edilir, misafir hangisinden isterse bir tane alır, ağzına atar, sonra başka bir tabakta duran ıslak peçete ile dudaklarını silerdi. 

Tebrikleşme faslından sonra, Kahvecibaşı Ağa ile maiyetindeki ağalar sırma örtülü gümüş tepsilerle, altın mineli veya gümüş zarflı fincanlar içinde kahve ikram ederlerdi. Misafirler gideceği zaman yine Kâhya Efendi’ye haber verilir, gelişlerindeki gibi bir seremoni eşliğinde uğurlanırlardı. 

Varlıklı misafirler, Paşa’nın evinde çalışan görevlilere verilmek üzere, bir miktar para bırakırlardı. Buna “orta bahşişi” denirdi. 

Hayatınız bayram olsun!

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Kahve'nin Osmanlıya GelisiKahve'nin Osmanlıya Gelisi1 ay önce
    Sultan Süleyman'ın son dönemlerine denk gelmiş olup kahve keyfi şatafat zevk sefa derken koca imparatorluk duraklama gerileme ve dağılma noktasına gelip yok olmuştur , teknolojik ve ekonomik gelişmelere ayak uydurmak yerine lüks düşkünlüğü olmamalidir
  • Cafer CESURCafer CESUR1 ay önce
    İnsanlar cihana hükmeden bir imparator devleti, ırmak kenatında bir çadırdan yönetmelerini bekliyorlar hocam. Yavuz Sultan Selimin mısıra kadar olan doğu seferlerini de vr dahi diğerlerini de hatırlatın da tatmin olurlar belki. Bu zihniyetler yüz uıl sonra da Çamlıcaya ve Külliyeye ne gerek vardı diyecekler.Saygı ve Jürmetler.
  • Mehmet AliMehmet Ali1 ay önce
    Hocam en sonunda sizin bakış açınızı anladım galiba. Siz Osmanlı dediğiniz zaman, Osmanlı ailesini, sarayı kastediyorsunuz. Zenginlik, Harem, Şatafat sizi cezbeden. Bunlarla övünüyorsunuz. Şimdiki dönemle kıyaslayınca, memleketi yönetenlerin Mercedese binmesi, 10 tane özel uçak kullanmasıyla gurur duymak gibi.Biz, Osmanlı dendiğinde bir toplumun tamamını anlıyoruz oysa ki. Yani o dönemler Elazığ'da, Gümüşhane'de yaşayan sade vatandaşı Osmanlı olarak düşünüyoruz. Ve şaşırıyoruz, bu eskiyi sürekli öven yazılarınızı. Çünkü Osmanlı döneminde Pek bir zenginlik, bilgelik yoktu bu topraklarda.Tarihi ele alırken sadece Sarayın değil, Vatandaşın durumunu da değerlendirmeniz iyi olurdu. Okuma yazma, tarım hayvancılık, üretim, sanat gibi. Tabi iş dön dolaş saray şak şakçılığı noktasında takılıyor sürekli.

Günün Özeti