--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Öfkesi bile zikir kokan bir millettik

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
10

Osmanlıların hayreti de zikirdi: Şimdi olduğu gibi “Vaaaav yaaaa” diye Amerikan kırması çığlıklar atılmazdı. Hayretlerini “Allah Allah”, Fesübhanallah”, “Lailahe İllallah”, “Tövbe estağfurullah” gibi kelimelerle ifade ederlerdi.

Osmanlıların öfkesi bile zikirdi: Sakınmak istediklerinde “Neuzubillah” çeker, her işe “Bismillah” ile başlarlardı. Öfkelenmeleri halinde “Ya sabır” der, haksızlığa uğramaları karşısında “Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı kendilerine “vekil” ederlerdi.

Tekke ve zâviyelerin duvarlarında teselli edici levhalar asılıydı:

“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” 

Toplum “yaşamak” ve “yaşatmak” temelinde yücelmişti. Bu yüzden cinayete pek rastlanmazdı. Oysa aynı dönemde düello (iki kişinin bir birlerini öldürmeleri) Avrupa hükümetleri tarafından “yasal” sayılırdı. Paris sokaklarında ve meydanlarında düello edenlere çok sık rastlanırdı. 

Avrupa’yı hırsızlık götürürken, Osmanlılarda hırsızlık, soygun, kapkaç gibi suçlar meçhul sayılırdı. Bu tür vakalara senede sadece birkaç kez rastlanırdı. 

1700’lerde İstanbul’a gelen Fransız müellif Motray, anılarında şunları yazıyor: 

“Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu´ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.” 

Diğer Fransız müellif Brayer de 1830´ların İstanbul´unu şöyle anlatıyor: 

“Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami beş-altı hırsızlık vak’ası görülür.” 

Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor: “Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır.” 

Şimdikinin aksine, eski İstanbul sokakları genel olarak sakindi. Her yer güven içindeydi. Herkes günün her saatinde istediği yere hiçbir endişe duymadan gidebilirdi. 

İngiliz sefiri Sir James Porter 1740’ların İstanbul’unu şöyle tasvir ediyor: 

“Gerek İstanbul’da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.”

Osmanlı insanı hırsızlık, gasp, kapkaç nedir bilmezdi. İstanbul’daki gasp, kapkaç, hırsızlık, soygun olaylarını gazetelerde okudukça, eski halimizi nasıl da özlüyorum bilemezsiniz.

“Bu muazzam payitahtta” diyor Fransız tarihçi M. A. Ubicini, “dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vak’aları olmadan gün geçmez.” 

Çevreyi kirletmek de bir Avrupalı alışkanlığıydı. Osmanlı insanı, “kul hakkı” sayıldığı için yerlere çöp atmaz, ortamı kirletmezdi… Hatta, “Ağaçlar zikreder” düşüncesiyle, ağaçları yeşertmeye çalışırlardı. Mesela kurak günlerde ücretle adam tutup sokaktaki ulu çınarları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yaparlardı. 

Osmanlı insanı asla yere tükürmezdi. Bazı Batılı gözlemciler, sırf yere tükürmedikleri için atalarımızı eleştirmişti: 

“Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür.” (Comte de Marsigil). 

 

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Turan

18 Ağustos 2020 14:01

Dedelerimiz yol kenarlarına meraların uygun yerlerine mezarlık çevresine hep su getirmişler çeşme yapmışlar. Ama biz o kaynakları kendi bağ bahçe sebze sulaması için yaban hayvanlarının kuşların arıların hatta insanların bile kullanımın dan men ettik yani hayrın içine ettik

İstanbul

18 Ağustos 2020 00:22

... 100 yıl once yazılaı ŞIP SEVDIYI okuyun kitap o gunlerın İSTANBUL Una ışık tutuyor cehaletı ahlaksızlıkları belgesel gıbı anlatıyor hep metak etmışıidur MISIRZ BIZDE 400 YIL. Kalmışda bur Allahın kulu gıdıp merak edıp araştırmsmış sayın yazar aynen bugun gıbı okumaya egıtıme onem vermeyen ulkeler getı kalmaya mahkumdur neden egıtımın onemını anlatmıyorsunuz. bu ulkenın ınsanları o kadar uzun savaşmışkı yosulluktan hastalıklardan kımyası bozulmuş halada duzelmış degıl

Korkusus

17 Ağustos 2020 21:38

Sayin bahadir oglu Tarihimize hayranim .Rahmetli Mehmed Akif. Bir zamanlar bizde oyle millet millet imisisiz Gelmisiz dunyaya Medeniyet nedir ogretmisiz diyorya . Son asirlarda bati hayranligi ahlakimizi bozmus.Cinnilerin ata sozu batililar her gittikleri yere ahlaksizlik goturur.diyorlar.bizdede bati medeniyeti varya hepsi olacak!

Tabiki

17 Ağustos 2020 17:49

600 yıl hüküm süren bir imparatorluğun elbette güzel hasletleri olacak. Anlattıkların güzel.Sorun Osmanlı değil hocam.Sorun zorlama.Sevmeyen sevmesin. Adam babasını sevmiyor ki atasını sevsin.

turgut ertav

17 Ağustos 2020 16:49

İSLAMIN İSANA BAKIŞI: Kur’an-ı Kerim’de İnsan “İnsan” kelimesi Arapça “ins” kelimesinden türetilmiştir. Beşer, insan topluluğu anlamına gelir ve daha ziyade insan türünü ifade eder.

Mahmud

17 Ağustos 2020 16:06

Yavuz ağabey, zarûrî bir açıklama yapmış ve "Kimsenin kimseye hakaret etme özgürlüğü yoktur. Bu ölçüyü aşan hiçbir ifâdeye katılmam mümkün değildir." demişsiniz facebook'ta. Bununla kimi kastettiğinizi anlayamadık. Eğer kastınız Abdurrahman ağabey ise, o yazı dikkatlice okunduğunda, içinde hiç de küfür ve hakaret olmadığı görülecektir. Siz de bu ifâdeleri kimin için kullandığınızı açıkça yazarsanız, biz de öğreniriz. Dilipak ağabeye de net bir desteğinizi göremiyor ve üzülüyoruz.

Şahika

17 Ağustos 2020 10:52

Hinoğlu hinler,nereye nereden,nasıl gireceklerini çok iyi bliyorlar "kaşları saçları" dökülürmüş,ba ba ba.Şerefsizler...!

Hikmet Yılmaz

17 Ağustos 2020 10:25

KADEM ve İSTANBUL SÖZLEŞMESİ milletimin başına bela olmuşken ; sayın yazar israrla dere kenarında dolaşmaya devam ediyor. Bu millet kimin kim olduğunu geçte olsa anlayacak inşallah. "Kapıyı açın ama ceryan yapmasın üşütürüm" kurnazlığı.

Hakikat

17 Ağustos 2020 06:16

Teşekkürler. Çok güzel bir yazı.

İnsanoğlu

17 Ağustos 2020 02:10

Mesire yerlerine bak pislik içinde......plajlara bak çocuk bezi gömen caniler var........yollara bak çöplük......havaya bak heryerde sigara dumanı......modern geçinen adama bak konuşmasını bilmez , örtüyü beğenmez...dinini beğenmez........sitedeki bazı yorumlara bak ahlaksız tiplerin yazdığı çok belli......bir memnuniyetsizlik var, doymuyor millet aç......şükreden yok, sorunun kaynağı dini konularda zayıflık, Osmanlı İslam olmasaydı olmazdı.......Fatih SMehmede bile laf söyleyen sözde müslümanlar var, padişah düşmanı dolu memleket.....sonra neden böyleyiz diyoruz.....namaz kılarken yoruluyorlar herhalde !

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle