--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“İnsaf”, “vicdan”, “ahlâk” çizgisi geçildi!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Sayın Cumhurbaşkanımız, aşırı fiyat artıran marketleri suçluyor ve sahiplerini “insaf”a, “vicdan”a, “ahlâk”a çağırıyor…

Gelemezler! Çünkü hem çok işleri var, hem de belirtilen “erdem çizgisi”ni çoktan geçmiş bulunuyorlar! Artık ulaşmak istedikleri tek hedef var: “para”! 

Eskiden, henüz “para” ve “makam”la buluşmadığımız yıllarda, aza kanaat eden “fukara-ı sabirin”den Müslümanlardık: Olana şükreder, olmayana sabrederdik.

Bu yüzden ödüllendirildik. Allah “yürü ya kulum” dedi, yürüdük! Partiler, şirketler, holdingler kurduk. Nihayet paraya, iktidara ve güce kavuştuk. İrademiz, doğru kullanılmamaları halinde fitneye dönüşüp nefsi azgınlaştıran unsurlarla tanıştı. Bir süre, paranın getirdiği pahalı oyuncaklarla (otomobil, ev, yat, mücevher, v.s) oyalandık. 

Derken, tanımadığımız, pek de tanımlayamadığımız bir dünyanın parıltıları arasında başımız döndü. İrademiz çözüldü. Lüks, ihtişam ve iktidara çabucak alıştık. Her “meşruiyet” çizgisini bir bir aştık. Kapılarımızı “gayrimeşru” olana bir bir açtık: “Yeter ki para gelsin!”

Çoktan beri, vaktiyle “ehl-i dünya” deyip küçümsediklerimizin hayatına benzer hayatlar yaşıyoruz…

Aşındık, tükendik; hassasiyetlerimizi bir bir yitirip dünyevileştik; lükse, ihtişama, debdebeye, alkışa, şaşaaya, bir bakıma “sefahat”e düştük!

Bu sadece ticarette böyle değil, siyasette de böyle: Hemen her alanda “sonradan görme”liğin tüm mahzurlarını yaşıyoruz…

Tabii bu hayat tarzımız “ebedî aristokrat”lara gülünç geliyor, ancak mantığımız “parası olana her şey mübah” biçiminde işlediği için, pek aldırmıyoruz.

“Dolar yükseldi” bahanesiyle zam üstüne zam yapmamız, fakir-fukarayı zerre kadar düşünmememiz, memleketin halini dikkate almamamız bundandır: “Para gelsin de helâl-haram fark etmez” havasındayız!

Komşularımızın aç uyumalarına bakmaksızın saçıp savuruyor, oturamayacağımız kadar çok ev, kullanamayacağımız sayıda araba, giyemeyeceğimiz kadar elbise, yiyemeyeceğimiz kadar gıda maddesi almayı “seçkin” olmak sanıyoruz.

Gitgide “ebedî hayata” yönelik beklentilerimiz azalıyor. O azaldıkça “dünyevileşme” yönümüz daha ağır basmaya başlıyor.

İnancımıza yumuşak kılıflar geçirdik. “Günah”ları yeni izahlarla hafifletiyoruz. “Yoğun iş”lerimiz ya da “siyasal çalışmalar”ımız sebebiyle ihmal ettiğimiz ibadetleri gülücük dağıtarak bağışlattığımızı düşünüyoruz! 

Siyasetin bizi taşıdığı mevkilerde, bizden önce oturan “laikçi” kesim ve isimleri aratmayan işler yapıyoruz.

İnancımızda ve kültürümüzde olmadığını bile bile şatafatlı hayatlar içindeyiz, dalkavuklar besliyoruz…

Vicdanımızın sesini susturduktan sonra, dünyevileştiğimizi, hatalar yaptığımızı, bizim bize benzememeye başladığımızı söylemekte ısrar eden birkaç eski dosta da kapıları çoktan kapattık...

Çevremizde sadece bizi övenlere, “Şimdiye kadar gelmiş geçmiş herkesten daha başarılı, daha verimli, daha zeki” olduğumuzu söyleyenlere yer var. Yeni çevremizi, her yaptığımız işi “İsabet buyurdunuz efendim” temennasıyla karşılayanlardan oluşturduk.

Bizi “insaf”a, “vicdan”a, “ahlâk”a çağırmayın Sayın Cumhurbaşkanım, gelemeyiz: Zira çok işimiz var, para kazanıyoruz! 

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle