Güller ve dikenler
Yıllar önce eksikliğini hissettiğim için yazdığım bu isimde bir kitabım var (Nesil Yayınları). Kitapta, hayatın gülleriyle dikenlerini birlikte yaşamanın tadını anlatmaya çalışıyorum. Büyük bir ilgiye de mahzar oldu. Çünkü bu kitapta herkes bir anlamda kendini, kendi hayatını ve hayatın getirdiği sorunları buldu.
Hayatın bol miktarda dikeni var. Öte yandan; dikenleri yok saymadan ve dikenlere takılmadan gülü yaşamanın keyfi de var.
Yani hayat ne diken tarlası, ne de dikensiz gül bahçesi: Her şey zıddıyla bilinir!
Ancak yüreklerini olumsuzluklara kilitlemeyenler ve ancak bakmasını bilenler hayatın sunduğu gülleri, yani güzellikleri fark edebilir ve yaşamaktan lezzet alabilir.
Biz ise sürekli olarak paranın arkasında zevksiz, keyifsiz, mutsuz bir koşturma içindeyiz!
İnsan oraya-buraya koştururken, güzellikleri fark edemez. Yuvarlanırken de (“yuvarlanıp gidiyoruz” deriz ya) öyle. Hülâsa, hızlı yaşam tarzımız hayatı ıskalamamıza sebep oluyor.
O kadar acele ediyoruz ki, ibadetten bile tat alamaz olduk. Çünkü ibadet ancak huzurla yapılınca büyük keyf verir. Eski âbidlerin namaz kılarken yahut dua ederken ulaştıkları huşu ve huzur atmosferine hangimiz ulaşabiliyoruz? Namazımıza bile para hesabı hâkim!
Kısacası hayatın içini (mânevi unsurları kastediyorum) tümüyle boşalttık. Bu yüzden yıllardır kabukla boşluk arasında debeleniyoruz!
Yaşadıklarımızın ruh dünyamızla (mânevi dünyamız desek de olur) ilişkisi kopuk. Duygusal boyuttan mahrumuz. Salt maddî yaşıyoruz.
Bir anlamda hayat sadece para, başarı, politika ve iş kıskacına girmiş bir angarya! Hayat “angarya”ya dönüştükçe tatsızlaşır.
Hayatımız iyice tatsızlaşmadı mı? Ne zamandır hayattan zevk-keyf aldığımız yok, hayatı “iş olsun” gibilerden yaşayıp ölümü bekliyoruz.
Böyle olunca da içimizde kavga, stres, depresyon ürüyor ve birbiri içine girip yüreğimize abanıyor. Yüreğimiz karabasanlara mekân oldu; yorgun, bitkin, küskün, mutsuz ve umutsuzuz.
Oysa her şey o kadar kolaylaştı ki: Çamaşırları ve bulaşıkları yıkamak için saatler harcamıyoruz, tek tuş darbesi yetiyor, yemeklerimiz mikrodalga fırında birkaç saniye içinde hazır oluyor, mektuplarımız elektronik postayla gidip geliyor…
Elimizde akıllı telefon, çantamızda bilgisayar, cüzdanımızda sıra sıra kredi kartı, altımızda araba, karşımızda televizyon, yanımızda akıllı kumanda... Hattâ artık evler bile akıllı. Peki, hâlâ neden mutsuzuz?


