Bayramlaşma maceramız

11 Haziran 2019 Salı

“Bayramlar bayram olmaktan çıktı, tatil oldu” diyenlere katılmıyorum...

Bence öyle değil...

Çünkü, gittiğimiz her yere bayramımızı da götürüyoruz. 

Zaten seyahatlerimizin çoğu “Sıla-i Rahim” amaçlı: Doğduğumuz topraklarla buluşuyoruz. Yakınlarımızla görüşüyoruz. Akrabaları, yaşlıları, hastaları bir bir dolaşıyor, el öpüyor, el öptürüyor, tokalaşıyor, kucaklaşıyoruz.

Maksat yüz yüze, göz göze gelip, iki söz arasında sevgilerimizi tazelemektir...

Sevgilerimiz tazelendikçe tazeleniriz!

Eskiden daha sık görüşürdük. Şimdi şartlar elvermiyor. Şartlar sebebiyle çoğumuz doğduğumuz yerleri bıraktık, doyduğumuz yerlere göç ettik. Yüz yüze görüşmek gitgide zorlaştı. Bayram tatilleri de olmasa, hiç görüşemeyeceğiz.

İlk kırılma Tanzimat’la (1839) başladı sanırım. O dönemde sevdiklerimizle aramıza “tebrik kartı” girdi...

Önceleri el yazımızla doldururduk tebrik kartlarını; doldurur da mektuba dönüştürür, bu arada “kişiye özel birkaç kelime yazardık. 

Sonra “baskılı tebrik” kartları piyasaya çıktı. Başkasının ticari amaçla yazdığı şablon”larla bir birimizin bayramını tebrike başladık. 

Başkasının şablon”ları, hepimizin duygularına elbette tercüman olamazdı, ne var ki, her şeye vakit bulanlar iki satır yazacak vakti bulamaz olmuşlardı. Kısa, kuru bir cümle ile geçiştirmeye başladık bayramları: “Iydiniz said (bayramınız kutlu),ömrünüz mezid (çok), makamınız cennet olsun” dedik, kutlarmış gibi yaptık.

Bu kutlama biçimi bir ara öyle bir yayılma yayıldı ki, memurlar neredeyse bitişiklerindeki masada oturan arkadaşlarına tebrik kartı göndermeye başladılar...

Güya böylesi daha “modern”, dolayısıyla daha “asrî” (çağdaş) ve daha “klâs” oluyordu.  

Kayma başlamıştı bir kere, Nerede duracağı belli olmazdı...

Telefonun yaygınlaşmasıyla, sesle ulaşım sağlandı, ancak görüntüsüzdü. Hasret devam ediyor, bu durumdan en çok yaşlılar şikâyet ediyordu: “Torunları göremeden, bir el öptüremedenşuradaölüp gideceğiz!”

Ama yapacak bir şey yoktu: “Modernite” gelenekleri bir bir yıkıyordu!

Derken, cep telefonu devreye girdi. Kısa yazma mecburiyeti tebrik cümlelerini iki kelimeye düşürdü: İyi bayramlar” dedik, kurtulduk!

Hattâ fazla uğraşmamak için herkese aynı mesajı çektik. Oysa herkes farklı şartlar, farklı bayramlar yaşıyordu. Umursamadık bile... 

Duygusuz iki kelime ile nice bayramları hallettik!

Sonra telefonlara görüntü geldi. “İnternet” denen ucube icat edilmişti. Tek sorun vardı artık: Dokunamamak, kucaklaşamamak...

Git gide tüm devrelerimiz bozulmaya başladı! Bayram tebrikleri daha da yavanlaştı. Bin kişiye bir düğmeyle gönderilen aynı tebrik, insanları özel olmaktan çıkarıp “genel”leştirdi...

Bayram tebriklerimiz duygudan, sevgiden, düşünceden, sıcaklıktan koptu.

Tabii biz de kendimizden ve sevdiklerimizden koptuk...  

İşte bu yüzden, bayramlarda memleketlerine giden herkesi kutluyorum...

Bir de trafik kurallarına uymayı öğrenebilsek, bayramlar daha iyi olacak.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti