Batılılaşma sürecinde neler kaybettik?(4)

24 Mayıs 2019 Cuma

Dört gündür “Neler kaybettik” sorusuna cevap arıyoruz, kaldığımız yerden devam edelim…

Osmanlı halkı, ramazan dışında, kuşluk ve akşam vakti olmak üzere günde sadece iki öğün yemek yer, yemek aralarında atıştırmazlardı. Sofra bezi döşemeye yayılır, üzerine bakır bir sini konur, aile bireyleri sininin etrafına serpiştirilmiş minderlere bağdaş kurarlardı. 

Önce oturma ve yemeğe başlama hakkı aile reisinindi. Sofrada başköşe onundu. Çocuklar ise annenin yanında yer alırdı. Yemek yemenin kuşkusuz bir adabı vardı ve herkes buna çok dikkat ederdi…

Yemeğe aile reisi yüksek sesle “besmele” çekerek başlardı. Aile reisinin yüksek sesle besmele çekmesi, diğerlerinin hatırlaması, çocukların da öğrenmesi içindi. Besmelesiz yemek yemenin bereketsizlik getireceğine inanılırdı… 

Sağ elle yer içer, eve giriş çıkışta önce sağ adım atılır, soldaki sağdakine yol verirdi. Bu hem sünnet, hem de görenekti…

Fazilet (manevî kuvvet, erdem, iyi ahlâk,  iffet), nezaket, nezafet (temizlik), nezahet (ahlâk temizliği, saflık), necabet (soyluluk) diye özetlenen dört kural hayatın tümünü kucaklardı. Bu yüzden itiş-kakış olmaz, kimse kimsenin sözünü kesmez, kimse kimseyi aşağılamaz, asla hakaret etmezdi (Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgin ve yazar, 1880’lerde yayınladığı kitabında, meşhur “Osmanlı nezaketi”ni şöyle anlatıyor: “İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki (hoşgörülü), ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görebilirsiniz.”

Tekke, zaviye ve dergâhlar günün her saati faaldi. Günlük işlerini bitirenler bu mekânlardan birine gider, boş vakitlerini hoş sohbetler eşliğinde bir şeyler öğrenerek değerlendirir, ruhlar tekke, zaviye ve dergâhlarda olgunlaştırılırdı…

Eski insanımızda kıskançlık, hased, gıybet gibi olumsuzluklar yaygın değildi. Kimse kimsenin kuyusunu kazmaz, “insan insanın kurdu” olmazdı! Tabiatıyla da toplumda “fitne” çıkmazdı. Mahallenin yaşlıları gençlere örnek olur, fark ettirmeden onları denetler, büyük yanlışlara meyledenleri uyarırlardı.

Kalabalık arasına bir âlim girince, herkes ilmine hürmeten ayağa kalkar, en güzel yere buyur ederler, ikramda yarışırlardı. Yahut yaşlı biri girince, yaşça küçük olanlar derhal ayağa kalkıp yaşına hürmet gösterirlerdi…  

Yabancı birinin yolu mahalleye düştüğünde yatacak ve yiyecek sorunu yaşamaz, misafir almakta mahalleli âdeta yarışa girerdi…

Misafire “Aç mısınız?” diye sormak ayıp sayılırdı. Bunu kahve ile test ederlerdi. Misafir önce kahvenin yanında getirilen suyu alırsa aç sayılır, kahveyi alırsa tok sayılırdı. Ona göre ya sofra kurulur ya da mevsim meyvesi ikram edilirdi…

Osmanlı insanı “Yiyeceğini değil, yedireceğini düşün” (atasözü)derdi. Toplumun en fakirleri bile “ikram” ve “ihsan” etmeyi severlerdi…

Küskünler mahallenin yaşlıları tarafından bayram öncesi tespit edilir, sorun tatlıya bağlanır, bayrama barış içinde girmeleri sağlanırdı. Hatta ufak-tefek kavgalar mahkemeye intikal ettirilmez, mahallenin yaşlıları tarafından sonuçlandırılırdı.

Devam ederiz…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • hercaihercai1 ay önce
    KIRSALDA YASAYANLAR EKIYOR BICIYOR KENDI RIZKINI CIKARIYORDU, SEHIRLESMEDEN SONRA SEHIR AHALISI FAKIRLESTI EVET. ESKIDEN ISLAM TAM YASANIYORDU. VE INSANLAR HOSGORULUYDU. SIMDI ISE MAHALLEDEN BILE GECIRMEZLER VESSELAM.
  • hakan hakan 1 ay önce
    YAZDIĞINIZ YAZI OSMANLI SARAY VE AHALİSİNDE GEÇERLİDİR. Zaten büyük ihtimalle o zaman yazılmış kitaplardan bu bilgileri öğreniyoruz. Neden çünkü anadolu insanı her zaman olduğu gibi daha cahil ve yoksul kesimdir. Yine değişen birşey yok anadolu osmanlı zamanında ki gibi Demek ki çalan kesim osmanlıyı unutmuş. OSMANLI diye bağırdıkları halde
  • BirolBirol1 ay önce
    Ahmed isimli yorumcu elbette Anadolu insanı misafirini en iyi şekilde ağırlar.Sanki Osmanlı'da herkes bu hayatı yaşıyormuş gibi yazıyor sayın yazar.Onun bahsettiği saraylarda,büyük konaklarda yaşayan zengin kesim.Anadolu halkı yoksulluk içindeydi.Bu gerçekler seni niye rahatsız ediyor.Eskiler anlatırdı.
  • ORHAN İNANORHAN İNAN1 ay önce
    ELLERİNİZE SAĞLIK.YAZILARINIZI ZEVKLE OKUYORUZ VE İBRET ALIYORUZ.
  • abdulmetinabdulmetin1 ay önce
    çocukluğumuzda benzer şeyleri yaşamıştık köylerimizde, lakin şimdilerde hayal gibi geliyor insana
  • Hilmi BozkurtHilmi Bozkurt1 ay önce
    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Yeni Eğitim Sistemi'ni açıkladı malumunuz. Bu sistemde görrüldü ki Tarih dersi zorunlu olmaktan çıkarılmış ve sadece İnkılap tarihi zorunlu hale getirilmiş. Bana göre tamamen facia. Sizlerin de böyle düşüneceğini tahmin ediyorum ve bu konuyu dillendirmenizi istirham ediyorum. Koca Osmanlı Tarihi,Selçuklu Tarihi, Anadolu Selçuklu Tarihi kısacası 2000 yıllık Türk Tarihi halen tartışılan İnkılap Tarihine hapsedilemez hapsedilmemeli. İlgi göstereceğinizi umuyor saygılarımı sunuyorum.
  • AHMEDAHMED1 ay önce
    Kaleminize sağlık Hocam. Yorumcu Birol.Zamanımızda , Kahvenin yanında su verilir. Bu gelenek nereden geldi zannediyorsun. Senin dünyadan haberin. Biz 600 yıl hüküm sürmüş Osmanlıdan geliyoruz ve atalarımla gurur duyuyorum. Senin ataların kim?Bizimköyümüzde misafire "aç mısınız?" diye sorulmaz amagelen misafire hemen yemek hazırlanır. Hiç sormadan , duruma göre, hemen: çay, kahve ,ayran, süt, bir şey ikram ederler. Bir şey içmeden ayrılmak biraz saygısızlık sayılır.Yorumcu Birol. Yolda kalıp, sizin eve uğrasak aç kalacağız her halde.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer1 ay önce
    Kaleminize..sağlık.
  • BirolBirol1 ay önce
    Misafire “Aç mısınız?” diye sormak ayıp sayılırdı. Bunu kahve ile test ederlerdi. Misafir önce kahvenin yanında getirilen suyu alırsa aç sayılır, kahveyi alırsa tok sayılırdı. Ona göre ya sofra kurulur ya da mevsim meyvesi ikram edilirdi..Sayın yazar bu dediğiniz Anadolu nun hangi köyünde kaçıncı yüzyılda oluyordu acaba?Ya da siz saray, ahalisinden mi bahsediyorsunuz.Bizim bildiğimiz Osmanlı toplumunun çoğunluğu kırsalda yaşıyordu.Yoksa,Cumhuriyet mi bizi fakirleştirdi?

Günün Özeti