• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI
20 Mayıs 2019

Batılılaşma sürecinde neler kaybettik? (2)

İki gündür “Neler kaybettik” sorusuna cevap arıyoruz ya kaldığımız yerden devam edelim…

Bir evin önüne yeni bir ev yapılacaksa, eski ev sahiplerinden izin istenir, helâllık alınır, ancak ondan sonra yeni evin inşasına başlanırdı… Komşunun önünü kapatmak, manzarasını ve güneşini kesmek “kul hakkı” sayıldığından, bu konuda çok titiz davranılırdı…

Arsada ulu bir ağaç varsa kesilmez, ev ağaca zarar vermeyecek şekilde yerleştirilirdi…

Evlerin giriş kapısının üzeri geniş bir çatı ile kaplanırdı. Amaç hayır yapmak ve dua almaktı: Gelip geçen o çatının gölgesinde yağmurdan, kardan ve güneşten korunur, ev sahiplerine dua ederlerdi…

Evlerin kapılarının üstünde biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki tokmak bulunurdu. Gelen misafir kadınsa küçük tokmakla, erkekse büyük tokmakla kapıyı çalar, ev sahipleri buna göre karşılamaya çıkarlardı: Kadına kadın, erkeğe erkek…

Hemen her evin balkonuna ya da pencere pervazına kuşlar için su kabı konurdu. Aynı incelik mezarlıklarda da görülür, mezarların başucuna mermer su kapları yerleştirilirdi. Kuşun rahmete ve berekete vesile olduğuna inanılırdı…

Osmanlı’da çiçeklerin bile dili vardı: Pencerenin önünde konmuş sarı çiçek, “Bu evde hasta var, gürültü yapmadan geçin” anlamına gelirdi. Kırmızı çiçek ise, “Bekâr kızlar var, edebinizle geçin” demek olurdu…

Herkes istediği mahalleye yerleşemezdi. Bir mahalleye yerleşmek isteyen aile, eski mahallesinin imamından, muhtarından ahlâklı, dürüst, temiz, dindar olduğuna ilişkin “tavsiye mektubu” getirmek zorundaydı…

Her zenaat sahibi istediği mahallede dükkân açamazdı. Ahlâklı, dürüst, temiz, dindar olduğuna ilişkin referansın yanı sıra, işinin ehli olduğuna dair Esnaf Loncası’ndan “belge” de istenirdi…

Kız istemeye gidildiğinde, şimdiki gibi, damat adayının evi-arabası sorulmaz, alnına ve şalvarının diz boğumuna dikkat edilirdi. Alnında “secde izi”, diz boğumunda ise “tahiyyat buruşması” aranır, namazlarında ihmalkâr olan delikanlılara kız verilmez ya da öyle bir kız gelin yapılmazdı…

Beyler, eşlerine “ayna” hediye etmeyi severdi. Bu, “Sana senden daha güzel bir hediye bulamadım” anlamına gelen, çok ince bir iltifattı.

“Komşu” demek aileden biri demekti. Yakın evlerin kapısı kilitlenmez, komşu istediği gibi girip çıkardı. Komşuların bir birlerine güveni sonsuzdu. “Duyulur” endişesi taşımadan en mahrem sırlarını bile konuşurlardı. Kadınlar sık sık bir araya gelir, ağır işleri “imece” usulüyle birlikte yaparlar, kahve molalarında dertleşip stres atarlardı. Tabiatıyla “depresyon” nedir bilinmezdi…

Mahalle esnafı itibarlıydı. Mahalle halkının onlara sonsuz güven vardı. O kadar ki, evin anahtarları mahalle esnafından birine emanet edilirdi.

Yine yerimiz bitti: Ama konu bitmedi. Kaldığımız yerden devam inşallah!

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı