Muhalefete siyaset dersi!

12 Ocak 2019 Cumartesi

Cumhuriyet kurulduğunda, dine ve geçmişe o kadar hor bakılmasa, geçmişten gelen müesseseler yıkılmayıp ıslah edilselerdi, biçim sevdası yerine öze dönme tutkusu ön plana geçseydi, ülke ve millet dirilir, İkinci Dünya Savaşı sırasında, devlet Ortadoğu’da tek hâkim bir birliğin kurucusu olurdu. Birinci Dünya Savaşında adeta bir soykırıma uğrayan, perişan hale düşen, yoksulluk içinde kıvranan halka, aydınlar hep suçlu o imiş gibi baktı. Kendilerinin beceriksizliğini hep halkın uyumsuzluğuna atfedip bunu başına kakıp durdu. İnklaplarla (devrimlerle) uğraşılmaktan, imanın yerini ‘putlaştırma’nın alması/konulması için kan dökmekte yarışır edilir hale gelmiştir. Sadece istiklal mahkemelerinin katliamını delillerden okumanız yeterli. Tabii iz’an, insaf, insanlık varsa…

Yönetimde de tek parti diktatörlüğü, eleştirisizlik, ülkenin öylece kalmasına sebep oldu. Ülkenin hâkimi tek parti ise, yaptığı zulümleri, başarı ile gösterip övünüp durdu. Ülkemiz bütün ülkelerden geride kalmıştı. Ortada önemli bir başarı yoktu. 

Çok partili düzene geçtiğimizde, iktidara gelen Demokrat Parti, eğer Anayasa’yı değiştirse, düşünce ve siyasi örgütlenme özgürlüğüne, insan haklarına gereği kadar değer verse, irtica yaygaralarına kulak asmayıp geçmişimizin değerlerini yeniden diriltmeğe çalışsaydı, 27 Mayıs İhtilali gibi bir felaket rüzgârı üstümüzde esemezdi. Ekonomik kalkınmadan önce, zihin devrimi, entelektüel bir devrim, bir özgürlük devrimi gerekiyordu. Ama bunu yapamadı Demokrat Parti. İçindeki Halk Partili zihniyetinde olanlar buna fırsat vermedi. 27 Mayıs İhtilali de bu sebeple mukadder oldu. 27 Mayıs İhtilalinden sonra halkın direnişi sebebiyle çok defa sağcı sayılan partiler iktidara geldi. Ama bunlar da hiçbir zaman köklü bir hesaplaşmaya gitmedi. Geçmiş ve gelecek değerlendirmesini gereği gibi yapamadı bu partiler. Bu sebeple kolaylıkla yıkıldılar. Dıştan gelen terör ve anarşi fırtınasına yenik düştüler. Eğer bu partiler iktidara geçtiklerinde nereden gelip nereye gittiğimizi düşünselerdi, Tanzimat’ın, Meşrutiyetin, Cumhuriyetin, Demokrasinin değerlendirmesini yapabilselerdi, bugün çepçevre düşmanla çevrili olmazdık ve bizi saran büyük dış tehlikeden masun kalmanın yolunu bulurduk. Ne yazık ki tarih, arzular ve dilekler yönünde değil, şartlar ve gerçekler çerçevesinde oluşma şansına sahiptir. 

Bugüne baktığımızda terörden-şiddetten fayda umanlar, her zaman, her yerde, müsbet değişimlere karşı çıkanlardır. ‘Devrimci’ yahut ‘liberal’ etiketi taşımaları değer ifade etmez. Dünyadaki değişim ve gelişmeler, Türkiye’nin stratejik-kültürel öneminin çok artmış olduğunu gözler önüne seriyor. Dünyayı yönetmek iddiasında olanların gündem dosyasındaki ciddi konulardan biridir bu. 

Peki biz ne ile meşgulüz? Türkiye gelişen dünya şartlarında kendi değişimini nasıl düzenleyecek? Belirmeye başlayan yeni sıkıntıları nasıl karşılayacak? Değerlendirme bekleyen imkanları nasıl kullanacak? Kavuştuğu dinamik ve mücehhez bir istikrar ortamını layıkıyla nasıl değerlendirecek? ‘Terör ve bölücülük musîbeti’nin aydınlar tarafından ‘insan hakları ve özgürlük’ maskesiyle sahiplenilmesine hangi aydın kadrosuyla cevap verecek? Bu ve benzeri soruların cevapları bizim gündemimizdir. 

Dünya’yı anlamak, kendimizi anlamak, hayatı anlamak zorundayız. Siyaseti düşünceden tamamen koparan ‘gündelikçilik alışkanlığı’nı sıyırıp atmalıyız artık. 

Deliler gibi tüketen, parayı put haline getiren, kültüründeki manevi değer hükümlerini ayak bağı sayan ve esasen o kültürün bağrını da İslam’a duyduğu düşmanlık yüzünden tamamen kurutan Batı Medeniyeti’nin bütün sistematik unsurları sorgulanmalı ve yargılanmalıdır. Hâlbuki bizimkiler, en küçük bir yoklama ihtiyacı ve endişesi dahi hissetmeksizin, Batı’nın demokrasisindeki, kapitalizmindeki, kültürsüzlüğündeki bütün sloganları kendi mallarıymış gibi benimseme tavrı içindedirler. Fikirsiz siyaset muhalefetin misyonu! 

Şöyle bir düşünün. 1950’den itibaren 50 küsur yıllık demokratik tecrübe hayatımızda, orijinal bir yorumun, bir müsbet geleneğin sahibi olabilmiş miyiz? Yoktur, olamamışızdır. Elimizdeki anayasalar 1961, sonra 1982 anayasalarıdır. Ne yazık ve ne gariptir ki iki anayasa da ihtilal şartları ve ihtilal sonrası anayasalarıdır. Düzgün bir anayasa yapma gayretlerine karşı çıkan ‘demokrat’ geçinenler de maalesef ihtilal şartlarının mahsulü anayasaları savunmakta ve yeni anayasanın muhtevasındaki insan hak ve özgürlüklerine karşı çıkmaktalar. ‘Batı, batı, batı!’ diye diye kendimizi tanıyamaz hale geldik. 

Ne sağlam, ne zengin bir mirasa konmuşuz ki; Tanzimat’tan beri Batı aşkına kökümüze kökümüze indirilen entelektüel baltalara rağmen, hâlâ varız ve direniyoruz. Tabuları kaldırıyormuşuz! Kaldırılmak istenen nedir? Utanma duygusudur. Ayıp müeyyidesidir. Vicdan murakabesidir. Değer hükümlerine bağlılıktır. Mesuliyet şuurudur. Taklit ve moda yoluyla bunlar kaldırılmak isteniyor. Bir ‘yasaksızlık’ teranesidir gidiyor. Bu gibi lakırdılar, hukuk argosudur. Hak-hukuk anlayışını ortadan kaldırmak için, kavramların içini oymak için uydurulmuş argo çengelleridir bunlar. Batı’yı sorgulamayan kendine yol bulamaz. Milli-manevi şuur olmadan da Batı sorgulanamaz ve ancak taklid edilir. Müspet bir şey biriktiremiyoruz. Birbirimize aktarmak şöyle dursun, kendi hayatımızın bir devresinden diğer devresine bir birikim taşıyamıyoruz. Taşıyanlar da dışlanıyor.  

Liderleri tahlil edin. Hiç birinde tecrübe faydalanmışlığı ve farklılığı göremezsiniz. Ölmüş gitmiş, her ihtilal döneminde şapkasını alıp giden, 28 Şubat’ta da başörtülüleri ‘Arabistan’a gitsin’ diyecek kadar basitleşen çilesiz, milletinin derdiyle dertsiz, kapitalizmin uşaklığını yapmış, ABD’den talimatla hareket etmiş Demirel’i nasıl değerlendireceksiniz? Pazarlıklı, transferli hükümet kurmalarını, başörtülü milletvekiline TBMM’de tahammülsüzlüğünü ‘haddini bildirin!’ hitabını düşündüğünüzde irkildiğiniz Ecevit’in siyasi tarihimizde yeri var mı? Hastalıkla boğuşan, kasetlerdeki tevilsiz, kamuflesiz görüntülerle partisinin liderliğini bir başka zavallıya bırakmak zorunda kalan, bu milletin değerlerine uygun kanun çıkarıldığında Anayasa Mahkemesi yolunu tutan Baykal’ı siyasi tarihimizde nereye koyacaksınız? Dillerine pelesenk ettikleri ‘demokrasi’nin altını hangi düşünceyle doldurdular. Manevi ve milli zenginlik temeline hep çanak tuttukları ihtilallerle bomba koyan, zulmün ve zalimliğin ‘tek partisi’nin devamı olan bu muhalefet partisi ile devlet ayakta kalabilir mi? Özgürlük çığırtkanlığı ile her ferdi, nefsinin kölesi haline getiren bir çıkarcılık zihniyeti, topluma musallat edilmişse; siyasete kalite ve seviye kazandırılabilir mi?

(Devamı yarına İnşaallah…)

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent3 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, emeklilik hakkını elde etmiş biz Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • Mehmet GöktepeliMehmet Göktepeli3 ay önce
    Yazarımızı okudum. Gördüğüm şikayet. Kime şikayet? Yıkılmış parçalanmış bölüşülmüş Osmanlı devletinden Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlardan şikayetçi. 1923 te Osmanlıdan yeni Cumhuriyete kaç tane iş yeri kaldı? Bu iş yerlerinde kaçar işçi çalışıyordu.? DP 1950de iktidar olduğunda tek partili yönetimden kaç iş yeri aldı? Kaç fabrika aldı? Toplumun okur yazar oranı ne kadardı? Tek partili dönemde ülke neler üretiyordu? Uçak üreten fabrikaları kim kapadı? Sayın yazar bunlardan haber var-mı? Bu dünyanın üstü var tamam, ama birde bu dünyanın altı var. Yanlış bilgilendirmenin hesabını yerin altında nasıl vereceğiz?
  • AdemAdem3 ay önce
    Muhalefete değil iktidara vermelisiniz dersi
  • TunahanTunahan3 ay önce
    4Bin tl alan bir din anadamin 1600tl alan haftada 6gun ve gude 12saat calisan bir kimseye sukur ve din ogretemez bunu anlamis olmanizdan memnun oldun.
  • Kunta Kürde Kunta Kürde 3 ay önce
    Muhalefet diye bir makam yok ! Türkiye ye has bir düzen ! Her kes aynı kuyuya su taşır ! Bu nasıl bi seçim ortamı? Partiler bir biriyle evlilik yapar gibi , iyi günde kötü günde çiftleşiyor , bazı durumlarda üçü birleşiyor ben şahşen bir örneğini görmedim !
  • AliAli3 ay önce
    Yaşar bey bu yazıya ne yorum yapayım bilemedim...

Günün Özeti