Kurban Bayramını anlamak

11 Ağustos 2019 Pazar

Üstad Sezai KARAKOÇ Ramazan Bayramını yılın Bayramı, Kurban Bayramını ise “Tarihin Bayramı” olarak tavsif eder. Hakikaten Kurban Bayramı, tarihi yaşamanın bayramıdır. Hz. Adem’i hatırlatır. Oğulları Habil’i-Kabil’i düşündürtür bize. Allah’a adanan kurbanın nasıl kabul edilip edilmediğinin muhasebesine götürür bizleri. Adayan İbrahim’in ve adanan İsmail’in duasını ettirir bize. 

Kurban, kulun Rabbine teslimiyetini ifade eder. Bu teslimiyet, Hz. İbrahim ve İsmail ile zirveleşerek sembolleşmiştir. Adamayı ve adanmayı hatıra getirir. Allah için adamak ve adanmak!.. Herkes varlığını bir şeye adamıştır bu dünyada. Varlığını Allah’tan başkasına adayanlar kendilerini harcamışlar, Kur’an’ın ifadesiyle “kendilerini israf etmişlerdir”. İnsanlığı dünyaya, paraya, makama, mala, şöhrete, alkışa, servete kurban olmaya ve kurban etmeğe çalışanlara “Dur!” diyen bir bayramı idrak ediyoruz bugün. İnsanlığın haline bakıp dua ediyoruz. “Kurban Bayramı”nın kıymetini daha iyi anlayabiliyoruz. Herkes bir şey uğruna kurban olmaktadır. İnsanın ucuz değerlere kurban edildiği bir mezbahaneyi andıran günümüz dünyasına bir umut ışığı saçarak geliyor yine bu bayram. Tarihin hangi döneminde insanlık böylesine bir istatistik malzemesi haline gelmiştir. Yüce kapıya sırt çevirenlerin nasıl bozuk para gibi harcandığını hemen her gün görmüyor muyuz? Sahibiyim iddiasında bulunduklarının gerçekte sahibi değiller. Hiçbir şey onlara ait değil. Onun için veremezler, bağışlayamazlar, adayamazlar. Bu zihniyet, anlayamazlar İbrahim’i, anlayamazlar İsmail’i, anlayamazlar Hacer’i… Ve anlayamazlar Kurbanı ve Kurban Bayramını…

Kurbanın maldan takdimi ne kadar mânidardır. Verdiği mesaj ne kadar da açıktır: “Allah’ın insana bahşettiği dünyalıkların insan ile Rabb’i arasına girmesine mani olmak.” Kurban, Rabb’in bahşettiği dünyevi nimetleri O’ndan uzaklaşmak için değil O’na yaklaşmak için kullanma vesilesidir. Özünde “Ey insan, dünyevileşme!” talimatıdır. Kişi veremediğine sahip olamaz, veremediğine ait olur. İnsan, malı emanet bildiğinde verebilir; Allah için verdiğinde ise, gerçekten sahip olduğu için verebilmiştir. Kurban Bayramı bunları hatırlatır bizlere…

Peygamber Efendimiz, zaman zaman ashabına, “Bugün içinizden bir hasta ziyaret edeniniz, bir cenaze teşyiine katılanınız ve bir yetim başı okşayanınız var mı?” diye sorarak yaralara merhem olmayı tavsiye buyurmuyorlar mıydı? Belki her gün yapılması gereken bu görevi hiç olmazsa bayram vesilesiyle mutlaka yerine getirmeliyiz. 

Sevinirken üzülmek, üzüntüyle sevinmek, aynı zaman diliminde birçok şeyi yaşamak ve bütün bunları tabii görmek! “Duygusal yoğunluk”la hemhal olmak! Bu bayramlarda bütün bunlar iç içe yaşanıyor artık. “Hüzün Peygamberi”nin Ümmeti de “Hüzünlü Ümmet!” Bayramlar bu hüzne süruru ekliyor. 

Günah ve isyan kirlerinden yıkanmaya temizlenmeye-arınmaya o kadar ihtiyacımız var ki. İçinde bulunduğumuz nimetleri küçük görmeyip, gönderenin büyüklüğünü; işlediğimiz günahları, hata ve isyanları küçük görmeyip, bunları kime karşı işlediğimizi düşünmeye o kadar ihtiyacımız var ki. Yüreklerimizin işgalden kurtulduğu, evlerimizin cennetin dünyadaki şubesi olduğu, Meydanı bu toprakları cehenneme çevirmek isteyenlere bırakmadığımız, şahsiyetini, tasavvurunu, kişiliğini, kimliğini, hayatını kendi değerlerimizle inşa ettiğimiz günler bizim ayrıca bayramımız olacaktır.

Gönül isterdi ki, Müslümanlar kendi aralarında bir birlik oluştursunlar. Gönül isterdi ki, ümmetin kanayan yaraları sarılsın. Dünyanın aç çocukları doyurulsun. Açık çocukları giydirilsin. Mazlumun yanında, zulmün karşısında olunduğu bir buçuk/iki milyarlık dev bir kitle bir “Ümmet Bilinci” oluştursun. İhmal edilen yürekler imar edilsin. Kırık gönüller tamir edilsin. Mahzun insanlar sevindirilsin. Tefrika def edilsin, ihtilaflar tartışılsın. 

Ümmetçe ve milletçe başımız dik yaşadığımız, sevincimizin kursağımızda kalmadığı, yediğimiz lokmaların boğazımızda düğümlenmediği bir bayram… Ümmetin viraneye dönmüş topraklarında; çocuklarının öksüz, yetim ve boynu bükük kalmadığı bir bayram… Müslümanların yaptığı icraatlara düşmanlarının hayalinin yetişemediği, kendisini öldürmeye gelenlerin kendisinde dirileceği bir bayram… Dinde kardeşleri olmasa da yaradılışta kendisine eş olan insanlara, mazlum, mağdur, muhtaç ve mahrumlara bütün imkânların seferber edildiği bir bayram… Ve hesap gününün sonunda; Rabbinin Rızasını kazanarak, “gir cennetime!” müjdesine nail olunan “hakiki bayram”larda buluşuruz İnşallah… Bu duygu ve düşüncelerle hepinizin bayramlarını tebrik ediyorum.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti