• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
20 Nisan 2019

Kandil Sonrası Duygular, Düşünceler


Cenab-ı Hak’ka sonsuz hamdü senalar olsun. Bize iman ve İslam nimetini verdiği için. Bize Hz. Muhammed aleyhisselamı, Kur’an-ı Kerim’i gönderdiği için hamd-ü senalar olsun. Bize nimete erdiklerinin yolunu nasib eylediği için, Yüce Rabbimize hamd ü senalar olsun. 

Hiçbir Müslüman me’yus ve münkesir olmamalıdır. Muzdarip olabilir, mahzun olabilir, mükedder olabilir. Ama me’yus ve münkesir olmak yok! Şükrünü edaya güç yetiremeyeceğimiz nimetlere sahibiz. Onları düşünerek, kadrini-kıymetini bilmeliyiz.

Bu dünyanın gerçek manası imanlı yaşamaktır. Ötesi ona göre derece derece mana payı alır. Gayelerin gayesi imandır, imanın kemalidir, iman selametidir, imanın şuurudur. Allah’ın muhlis kulları olmaktır. Bundan sonra ne varsa ona göre var. Ondan mana ve nasib alabildiği kadar var. Bu dünya bizim için yaratıldı. Bize musahhar kılındı. Biz; iman için kulluk için, o yolda tekâmül için yaratıldık. Nizam budur, hilkatin hikmeti budur. Kim olduğumuza, nerede, niçin bulunduğumuza dikkat edelim, içimizdeki iman ışığı önümüzü aydınlatmaya yetecektir. 

Tehlikelerle dolu bir dünyada, nasiplere erdirilmişiz. Şaşırabilirdik, rastlamayabilirdik, kapılabilirdik. İmtihanlar ve tuzaklar dünkünden çok daha fazla, çok daha ağır. Maddeten veya manen, zahiren veya ruhen, doğrudan veya dolaylı olarak, maneviyat kahramanlarının tesirleriyle buluşturulmuşuz. Tertib-i İlahi elimizden tutmuş, bizi, rahmet mecralarının bir kenarına götürmüş. Şükürden aciziz, ama bu halin şuurunda olmaya mecburuz. Mazhar kılındığımız nimetlere liyakat yolunda, gayret göstermeye mecburuz. Bunca himaye ve lütuf sonrasında gafletten büyük bela olmaz. Bunu hiç unutmayalım. 

Mazeretimiz yoktur. Her mümin için bir gayret ve tekâmül vazifesi mutlaka vardır. Ahlakın da, ilmin de tefekkürün de, her şeyin madeni ve cevheri imandır. İyi-güzel-doğru ne varsa, oradan gelir, oraya gider. 

Mücadelenin başarısı, gafletten tam kurtulmaya bağlıdır. Kurtulmaya ve şuurlanmaya… Gaflet, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Kendi kendine zulmeden, başkasının zulmünden nasıl ve ne hakla şikayet edecek?

Sevgili Peygamberimiz zamanımızın imtihanlarını bildirdi. “Mal sevgisi” dedi. Dikkat edelim mal sevgisine! Dünyevileşmemize, refah ve konfor düşkünlüğümüze. Bir derdimiz var burada. “Dikkat edin!” ihbarında hikmet var. “Dünyaperest” olmamaya işaret buyurdu. Bu bir gizli tehlikedir, dikkat edelim. Putperestlik açıktır. Dünyaperestlik gizlidir, sızar, dolanır, hulül eder, nüfuz eder.

Bütün gerçek sevgiler, Allah sevgisi ile hasıl olur. Yalan sevgilere, ifrat ve tefritlere dikkat edelim. Tekneyi yüzdürecek olan su, teknenin içine girerse onu batırır. Madde budur işte! Tefrik zor değildir, zorlaştırılmamıştır bizim işimiz. Zorlaştıran kendimiziz. Her şeye rağmen bu zorlukları aşıp, bu imtihanları kazanacağız inşaallah!

Manevi meseleyi halletsek, diğer meseleler tıpış-tıpış “hal yolu”na girer. Her şey oraya bağlı. Maddi meseleler, hangi sistematik çerçeve içinde olursa olsun, insana bağlı. İnsanın ruhuna, ahlakına, vicdanına, seciyesine, seviyesine bağlı.

Başkası bize zulmediyor. Ama önce biz kendi kendimize zulmediyoruz. Nesiller heder oldu. İnsanlarımız acılı bedeller ödedi. Umutlar ertelendi, gelişmeler gecikti, müjdeler ertelendi, idealler yozlaştı. Bir düğme olsa ve ona basınca istenilen gerçekleşiverse… Ben de “kendin için istediğini başkası için de istemek, kendin için istemediğini başkası için de istememek” kaidesinin yürürlüğe konulacağı düğmeye bassam, ne olur? Sadece bu, sadece  bu kaide uygulansa… Ne olur? Lâteşbih, ortalık cennete döner! Bu kaideyi sadece inananlar tam, olarak uygulasa, yine de kâfi gelir. Fakat olmuyor işte! Niçin olmadığını da anlamak, teşhis etmek pek işimize gelmiyor. Dönüyoruz, koca-koca meselelerin tahliline, münakaşasına. Nasıl kurtulur memleket, nasıl kurtulur inananlar, nasıl kurtulur cihan? Önce kendini bir düzeltsene. Kalbin ne olduğunu bildiğin halde kalb kırmaktan vazgeçsene.Yüksek matematik hesabı yapar gibi mükellefiyetten vâreste hâle gelmenin formüllerini arayacağına şu yanındakinin elinden tutsana. “Hüsnüzan imandandır” ölçüsünü hatırlayıp, etrafına daha bir güzelce bakmayı öğrensene. Kendine hoş gelmeyeni başkasına yapmasana, kendine hoş geleni başkaları için istesene. Bir metodu işaretlemek istiyorum.

Örnek insanlar, rehber insanlar vardır. En mükemmel örnek (nümune-i imtisal) Resûlullah’tır. Sonra, O’nun yolunda olan, dereceli örnekler vardır. Nasıl yaşamış Resûlullah Efendimiz ve O’nun yolundaki üstün insanlar?

Hiç kimsenin hayatı, Resûlullah’ın hayatı kadar bilgi ve belge aydınlığı içinde değildir. Mübarek hayatının öyle safhaları hakkında bilgi sahibiyiz ki; hiçbir tanınmış insanın hayatı hakkında o kadar geniş bilgilere sahip olmamız mümkün değildir. Hatta belki yadırganacaktır; insan yakınları hakkında bile o genişlikte bilgilere sahip olamaz.

Önce, Resûlullah’ın hayatını, gücümüz nisbetinde iyi bilmeliyiz. Sonra, O’nun yolunda olan rehberlerin tanıyabildiğimiz kadarını, iyi öğrenmeliyiz. Bu okumalar, öğrenmeler okuduklarımızı, öğrendiklerimizi yaşamalar, yaşatmalar hem tahammülü ayarlar, hem de huzurlu bir hayat yaşamamızı kolaylaştırır. Onları düşün. Bugün yaşıyor olsalardı ne yapacaklarını düşün. Bunaldığın meseleyi, yaşasalardı ‘nasıl çözerlerdi?’yi düşün. İnandığını yaşamak bu demektir. Akış ve bütünlük ancak böyle tahakkuk eder.

Aktüaliteye dalmışız. Gündemimizin son maddelerinde olması gerekenler başa oturmuş. Kalkmıyor da. Yahut kaldıramıyoruz. O zaman kendi kendimize ‘En üstün aktüeli tanı!’ mı diyelim? Okumalar yapsak Peygamber Efendimizin hayatından. Her hal ve şartta dinimizi nasıl yaşamış, nasıl öğretmiş, nasıl tebliğ, telkin ve irşadda bulunmuş aile reisi olarak, tâcir olarak, komutan olarak, devlet reisi olarak, arkadaş yoldaş, komşu olarak, kul ve insan olarak hülasa okumaya başladım. Peygamberimizin yaşayışı kimlere, nelere cevap teşkil etmiyor ki?! Hem de en müessir, en hakiki, en üstün cevap! Muhtevasında; takılana da, bana da, etrafa da, muârızlara da, herkese, her şeye, gücümüz, kuvvetimiz nisbetinde nasibimiz var. Ne kadar taşıyabiliyorsak ne kadar doldurabiliyorsak o kadar alabiliriz. İçimizin meselesini halletmeden önümüzdeki meseleleri halledemeyiz. 

Maddi çevre kirliliği için rüzgâr nasıl bekleniyorsa, manevi çevre kirliliği için de Ramazan-ı Şerif’in rahmet ve bereket rüzgarlarını/esintilerini/aydınlıklarını öyle bekliyoruz.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23