• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI
16 Mart 2019

Her seçim bir imtihandır!

Her seçim öncesi, seçim yaklaştıkça keşmekeşlik, hercümerç ortalığı kasıp kavurur. Düşünce, muhakeme, samimiyet; milletin, ümmetin menfaatini önde tutup kendi duygu, düşünce ve çıkarını düşünmemeyi gerektirir.  

Cemaatler, gönüllü kuruluşlar kendilerine çekidüzen vermek zorundadır. Yaptıkları, yaşadıkları/yaşattıkları olayları tahlil etmeli, köklü bir muhasebe yapmalıdır. Tepedeki pazarlıkların aşağıdaki emir kulu değil, kendi iradesini iyi ve doğru yolda kullanan, ‘mutlak itaat’ın sadece Allah ve Resulüne yapılacağını da hiçbir zaman unutmamalıdır. 

28 Şubat postmodern darbe ile 15 Temmuz kanlı ihtilal saldırısı, geçmişe havale edilecek bir mesele değil, ibret alıp, bu milletin ruh köküne dinamit koyan, hayat hakkını imha eden saldırılarla mücadele eden, tavır koyan, milletine, devletine, vatanına sahip çıkan Parti’ye sahip çıkmalı, ‘şer ittifakı’nı iyi tanımalıdır. 

İslâmî kimliğini ve duyarlıklarını aşındırmayı ve ülkeyi etnik kimlikler üzerinden dilim dilim etmeyi amaçlayanlarla hareket edenlerin oyunlarını oyumuzla bozmak mecburiyetindeyiz.

Küresel güçlerin maşası olarak çalışan, kendi ülkesine ve insanına kurşun sıkan bir şebeke haline gelen/getirilen kitleler cemaat olamaz, olsa olsa maşa bir örgüt olur. 

Yapılan yanlışlıklar, hatalar, makam mevki, şan şöhret hastalıkları, hırs ve ihtiraslar, ülkemizi, milletimizi ve ümmetimizi ilgilendiren konularda sessiz durmamızı gerektirmez. 

Ehl-i Sünnete saldırı, Peygamberimizi, hadislerini, sünnetini hayatın dışına çeken dini vicdanlara hapsetme, yaşatmama projesini uygulamaya kalkan, Dinimizi yaşayan/yaşatan bir din olmaktan çıkarıp ‘tartışılan bir din’ haline getirmek için uğraşanlara/çalışanlara dikkat etmek gerekir. Deaş gibi bir sürü terör örgütlerine dini kisve giydirerek İslamı terör ve şiddetle paralel gösteren ‘ılımlı İslam’ diyerek/dedirterek Protestan ekolünü yeşertmeye çalışanlarla oyunlarını bozacak, foyalarını meydana çıkaracak insanlara, siyasilere, entelektüellere sahip çıkmak icap eder. İslâm’ın diriltici ruhunu yok edecek 15 Temmuz saldırısı, paralel devlet tehlikesi değil, paralel din tehlikesidir. Asıl mesele din’in dönüştürülmesi, İslâm’ın yeniden tarih yapacak ruhunun, ilkelerinin, temellerinin yerle bir edilmesine ses çıkarılmamasıdır. 

Partiler demokrasinin araçlarıdır. Din değildir, mezhep değildir. Geniş İslam dairesini bırakıp bir partinin adamı olunmamalı, araç olan siyasi partiyi amaç haline getirmemelidir. 

Ben bir Müslümanım, imanımla şeref duyarım. Sadece şu iki âyeti unutmayalım yeter! İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. “Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa 139)

“İzzet Allah’ın, Resûlünün ve mü’minlerindir.” (Münafıkun, 8)

Her Müslüman gibi ben de İslam’ın hayatımızın her safhasında hâkim olmasını isterim. Buna kim katkı sağlıyorsa, kendi hayat tarzını din haline getirenlere haddini bildirecekse, Batı’dan gelen kavramları kendi değerleri yerine koymayıp bu zihniyettekilerle mücadele edecekse, (demokrasi, laiklik, putperestlik, sekülerizm, deizm, pragmatizm, vs.) yaptığı yanlışlıklardan vazgeçiyor, milletiyle gönül bağını kuvvetlendiriyorsa, bu siyasileri desteklemek ‘mümin sorumluluğu’dur. Bu müminin imanının gereğidir. Bölücü, terör yanlısı, batasıca Batı’nın uşağı,  partilere oy verilmez. Bu ülke her bölgeden Müslümanların kanlarıyla beraberce kazanıldı. Her ırktan Müslümanların ülkesi olmaya devam edecektir. Biz İslam ülkesini küçültmeyip büyüten, İslam medeniyeti mensubiyetini canlı tutan ümmetin ve insanlığın tek umuduyuz. Medeniyetimizi tekrar kurmak için daha başka etnik kökenli kardeşlerimizi de yanımıza alacağız yahut onların yanında olacağız. İktidarı düşürme pahasına ırkçı, militan laikçi, kemalist, terörü ve ayrılıkçı partileri destekleyen Müslümanların İslam anlayışında kesinlikle problem olduğunu düşünürüm. ‘Laiklik’ dayatması bu milletin ‘iman yüreği’ni hançerlemektir. Bu durum, milletin sosyal dokusunun hiçbir bünyesi ile bağdaşmaz Din’e toplumsal hayatın kapılarını (laiklik, demokrasi, vs. toplumsal hangi isim altında olursa olsun) kapatırsanız dinin zayıflaması devlet için tehlikedir.  Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. Siyaset bir araçtır. O, amaç edinilemez. Devlete göre din olmaz. Dine göre devlet veya devlet işleyişi olur. 

   Eğer ‘bana daha yakındır’ diye bir partiye verilen oy, o karşı olduklarımın hanesine yazılacaksa o zaman oyumun gücünü korumak zorunda kalmam aklın da mantığın da basiretin de gereğidir. Bu durumda şu an için makul seçenek Ak Parti’dir. Partili olduğum için değil, ama hem inancım, hem de aklım bunu gerektirdiği için.

Kaldı ki, hataları bulunmakla beraber, şu ana kadar bu partinin benim medeniyetim adına yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. Partinin başında medeniyet vizyonu olan dertli bir insan bulunmaktadır. Milletinin, ümmetinin, mazlumların derdini dert edinen bir lider! Bütün iç ve dış düşmanlar; ‘Ak Parti gitsin, Tayyip Erdoğan gitsin’ diyorsa bunun, düşünen/ hassasiyetini kaybetmeyenler için (benim için de) bir anlamı olmalıdır.

Şu an itibariyle Ak Parti’yi tercih ‘Cumhur ittifakı’nın kendi mukaddeslerimize sahip çıkmanın da göstergesidir. Bütün iç ve dış düşmanlar Ak Parti gitsin, Tayyip Erdoğan gitsin diyorsa bunu bizim için manidar bulmalıyız.

Ezan susmayacak, bayrak inmeyecek, vatan bölünmeyecek, devlet yıkılmayacaktır. Tercihimiz normal oy kullanmak değil, önemini kavrayarak şuurlu hareket etmektir.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23