--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ekonomi insanı unutturdu

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci

Ne oldu sonunda? ‘Ekonomi’ diye diye, ‘ekmek’, diye  diye, iflasa ve açlığa sürüklendiler! O çok sevdikleri ekonomi, onları yerden yere vurdu! İnsanı bile ekonomi için kullandılar.

Bazıları ‘onlar laf, pratiğe bak’ diyecektir. Ancak tarihin akışını, sosyal hadiseleri, o ‘lâf’ denilen şeylerin ifade ettiği mânâ tayin ediyor. Bizden söylemesi!

Ekonomi her şey değildir. Ekonomiyi insana tâbi kılmak lazım. İnsan ekonomi için değil, ekonomi insan içindir. Her şeyi ekonomiden ibâret görmek, materyalizmdir. Kalkınma, ekonomik büyüme değildir. Önemli olan insanın gelişmesidir.

Söylenen şudur: ‘Bir hatamız oldu; İnsan’ı unuttuk. Ekonominin insan için olduğunu unuttuk.’ Ne zaman anladılar insan’ın unutulduğunu? Başımıza gelen musibetler unutulanları, hatırlattığı zaman!

Bilgisayar internet çığırtkanları, insanları, düşünceye yer vermeyen deneyler ve gözlemler yapmaya doğru itiyor. Çağdaş ilim nefes alamıyor. Çünkü ilim adamları Hakikat’in yerine teknik başarıyı koydular. Çare; kemiyetle keyfiyeti, ilimle şuuru, fizikle metafiziği barıştırmaktadır. Madde mana dengesi…

 “Önemli olan nedir?” sorusunu, kendimize sık sık sormalıyız. 

Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki bazen; mali sosyal izahlar ve benzerleri ansızın bir çöp gibi önemsizleşiveriyor, karşınızda bütün azametiyle ve derinliğiyle insan meselesi’nin bulunduğunu anlıyorsunuz. İnsanın ruhu-özü meselesi. İnsanı, o’nu ihtiyacına-hasretine kavuşturmazsanız, ne yapsanız beyhudedir. İstediğiniz kadar bilgi verip enerji yükleyin, olduramazsınız. O noktada teselli zordur, fakat yine de mümkündür. Yeter ki yolunu yordamını bilelim.

Etrafınıza baktığınızda, insana yatırım yapanların davası olanlar olduğunu görürsünüz. İnsan kazanmak iman ehlinin en büyük ibadetidir. İmanı bir yüreğe daha taşımak için çekmeyecekleri çile, katlanmayacakları sıkıntı, ödemeyecekleri bedel yoktur. Bir adem bir alem diye yürürler. Herkes para kazanmak için savaş verirken onların gözü insandadır. Onlar, bir insanın daha yüreğine ulaştıklarında yeryüzünün hazineleri kendilerine verilmiş gibi sevinirler. Müslümanın paraya ve mala (maddi değere) bakışı şu olmalıdır: İhtiyacı olduğu kadarını kendisi için harcamak, kalanını usulüne ve icaplarına göre o yönde sosyal meselelerin çözümünde kullanmak. 

İman davasına gönül verenler, insanı kazanabilecek en büyük servet olarak görürler. Kazanılacak başka hiçbir şeyin insan kadar kalıcı ve sahici bir değer olmadığını iyi bilirler. Yine bilirler ki iman insanın, insan ise imanın bir emanetidir. İman insansız bırakıldığında imana, insan imansız bırakıldığında insana ihanet edilmiş olur. Emanete ihanet edenlerin yeri ise hainlerin safıdır. İman davasına gönül verenler imanın emniyet/güvenlik olduğunu da bilirler. Emanete riayet etmeden emin olunamayacağını, emin olunamadan mü’min olunamayacağını, mü’min olmayanın da en büyük emanet olan imana ihanet etmiş olacağını iyi bilirler. İman emanetine riayetin, aslında şuur ve irade emanetine riayetle doğrudan bağlantılı olduğunu unutmazlar. Şuur ve iradenin zaferi bizatihi imanın zaferidir. Bu anlamda takva, Allah’a karşı sorumluluk şuurudur. Bu şuurla donanmamış biri, hem kendisine karşı, hem eşyaya karşı hem de Yaratanına karşı yabancılaşacak demektir.

İmanı taşımak, modern zamanlarda, Peygamber ifadesiyle avuçta bir ateş koru, bin ateş koru taşımak demeye gelir. Avuçta taşınan bu ateş yürekte taşınan güneşin bedelidir. Yüreğinde iman gibi bir güneşi taşıyanların, insanlığı aydınlatmak uğruna avuçlarında kor taşımak gibi bedele seve seve razı olmaları gerekmektedir. Eliniz yüreğinize bağlıysa, tıpkı İbrahim gibi, yüreğinizden gelen güç elinize direnç verecek ve onu yakmayacaktır. Fakat elim yanar diye bu koru tutmaktan kaçınırsanız, sade elleriniz değil yürekleriniz de yanacaktır.

Dünya niçin var? Niçin bu kadar güzel? Niçin güzellikleri bu kadar çeşitli? Bülbülün sesinde, gülün renginde, anne kuşun şefkatinde, dağların heybetinde, mazlumun duasında, zalimin cezasında, güzellikler niye bu kadar farklı? “İmanlı bakış” fark ettiriyor bütün bunları…

Alın terinin, göz nurunun önemi azalırken, birdenbire gayrimeşru yollardan başarıya ulaşma özendirildi. Alın teri ve çalışma enayilik sayılmaya başladı. Bu bir yozlaşmadır; ekonomi politikalarının, faizin bunda büyük bir etkisi var. Bir taraftan tüketim güdüsü yükseltiliyor, öte yandan bazılarının imkânları daralıyor ve stres meydana geliyor. Toplumu ayakta tutan manevî ve kültürel değerler, orta sınıfla beraber etkisizleşiyor. Öğrenmek için okumak kalktı, yerini etiket ve diploma aldı. Çabuk tarafından köşeyi dönme ideal haline geldi. Sadece ekonomi, ahlâk dokularını çürütüyor. Bulanıklık meydana getirip, insanları ufuksuz bırakıyor, ileriye bakamaz duruma düşürüyor. Onları maddîleştiriyor. Sevgileri dostlukları bozuyor. İnsanın, kendisini satılık bir metâ haline getirmesine sebebiyet veriyor. Lüks tüketim artıyor. Hâkimiyet rantını ellerinde tutanlar bunu ezici, imrendirici, güdücü bir kuvvet olarak kullanıyor. Aynı durumda olmayanlar, eğiliyor küçülüyor. İnsan kendine, dostlarına, öz değerlerine yabancılaşıyor.

Bugün Batı’nın elindeki en tesirli silah ekonomidir. Ekonomi’yi bir para hadisesi olarak görmek yanlıştır. Ekonomik tahakkümde para, drajenin üstündeki boyalı şeker gibidir. Yuttun mu ağzın tatlanır ama organların da sancılı çalışmaya başlar! Önce siyasi şuur bozulur, sonra bir alt kattaki sosyal hayat, sonra daha alttaki ahlaki değerler. Vasıtalarla gayeler arasındaki bağı, (ölçülere göre) İNSAN kurar-işletir-yaşatır. İnsanı atlarsanız, izahlar konusuz kalır. Sevgi de neticedir; hürmet de, huzur da, refah da, saadet de… Bunları istiyorsunuz, ama bu neticeleri doğuracak olan sebeplere karşısınız! Sevgisizlik de netice’dir; huzursuzluk da, mutsuzluk da.

Bunları istemiyorsunuz ama bu neticeleri doğurmakta olan sebeplere taraftarsınız! Belki de hayatımızın gayesini unutmanın cezasını çekiyoruz. Gayeyi unutmanın cezası, vasıtaya mahkûm edilmektir. Vasıta mesabesinde olması gereken ekonomiye mahkûmiyetin cezası da bu olsa gerek.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle