Düşünce Notları/ İnsan Meselesi’ni ancak İslam çözer

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Bizim eğitim sistemimizde “insan”, planlaması yoktur. Nasıl bir insan yetiştirmek istediğimizi bilmiyoruz. Dikkatimiz sadece belli vasıflara sahip olunması içindir. Sahip olunmasını istediğimiz vasıflar hakkında bir bütünlük öngören hiçbir düşünce ve program mevcut değildir. Kendi kültürünün ruhunu-temelini-kökünü reddettiğinde ‘sen’ ortada kalmazsın ki, yapabileceğin bir şey kalsın. Ancak, genel ve evrensel müphemiyetine sığınıp durumunu gizlemeye çalışabilirsin. Daha doğrusu, gizlediğini zannedebilirsin! 

Vehimler içindeyiz. Hayalet yaşamaktan iş yapmaya mecal bulamayacak kadar kendimizi israf ediyoruz. O hale gelmişizdir ki, şahsiyetsizliği teminat sayıyoruz. Gerekçemiz gayet basit: ‘Şahsiyetsiz insan direnmez, mesele çıkarmaz, her istenileni yapar.’ Peki ama insanı çürüttükten sonra, o yasaklar mahfazasında koruyacağınız şey nedir? Şahsiyetsizliği teminat sayan düşüncenin korunmaya layık bir fazileti olabilir mi? ‘Şunu yapabilirsin ama aşırıya kaçma.’ Niçin kaçmasın? Verdiğin, tanıttığın bir ölçü mü var? Sıvılaşmış şahsiyet yapılarının mecrasız sular gibi, oraya buraya dağılıp kaybolmasına nasıl mani olacaksın? Fertlerin de, cemiyetlerin de, muayyen bir ‘tezada tahammül ve mukavemet’ dereceleri vardır. Biz kendi sınırımızı çoktan aştık ve buhran safhalarının en ağırına ulaştık. Yetmelidir artık. Milli kültürümüz içinde dinin yerini dahi hayata yansıtır bir faaliyetleri aşırı bulan bir yapı Millî eğitime hâkim. Milli Eğitim’in amacı; ‘ruhunda şahsiyet yapısında manevi kıymet hükümlerine yer veren’ insanlar yetiştirmek olmalıdır. Yegâne teminat budur. Biz ‘insan unsuru’nu mühendis ve yatırımcı üretmekten ibaret zannettik.

Herkes kendini, kendi nefsini, dünyanın merkezi haline getirmiş; etrafına o gözle bakıyor. Konuşan şehirliyse köylüyü kötüler, köylüyse şehirliyi kötüler; patron işçiyi, işçi patronu kötüler ve bu zincir böyle uzayıp gider. Esnaf memuru, memur esnafı; okumuş okumamışı, okumamış okumuşu. Fakat bu tutum devam ettikçe, hiçbir meseleyi doğru-dürüst düşünmek imkanı da bulunamaz. Tersine meseleler, konuştukça karışır. Herkes kendi ezberini dile getirme heyecanına öyle kapılmış ki, başkasının ne söylediğini dinlemiyor bile! Neden kendimizi başkasının yerine koyamıyoruz, niçin kendimize başkalarının gözleriyle bakamıyoruz? Hakikatin bütününe talip ve razı olma cesaretini gösteremeyişimizin sebebi nedir? Frenkçesi otokritik, öztürkçesi özeleştiri, eski dille tenkid-i binefsihi (nefs muhasebesi) ifade biçimleri çok ama işte o haslet bizde yerleşmedi. Bakmayınız arada bir ‘bu millet adam olmaz’ deyişimize. O, kendimizi tenkid değil, nefsimiz dışındakileri kötülemedir! Unutmayalım ki boş insanı, boş düşünceyi, boş inancı herkes yerden yere vurur. Tarih boyunca da vurmuştur. 

‘Yaşama imkanlarımız, yaşama sebebimizi tahrib etmemelidir.’ Taviz verilemeyecek en önemli konulardan biridir bu. Ve de, genişletilmeye çok müsaittir. Mücadele imkanlarınız mücadele sebebinizi tahrib etmemelidir. Tahripkâr tezatlara göz yumarsanız; kazandıklarınız, kaybettiklerinizin zerresini karşılamaz. Ama bu çeşit tezatlara, bedeli ne olursa olsun, teslimiyet gösteremezsiniz; başınıza ne gelirse hayırdır, hayra vesiledir. Tevhide sarılırsınız, tevekkülle-umutla yürürsünüz. Bazen acılar içinde kaldığınız da olur. Yalnızlaşabilirsiniz de. Başarısızlığa uğramış gibi görünmeniz de mümkündür. Fakat biliniz ki bunlar geçicidir; kalıcı olanlar ve onların yansıyan ön verimleri açısından, yaptığınız tercih doğrudur - faydalıdır- güzeldir. 

Dayanırsanız, kavuşursunuz, çözülürseniz, kaybolursunuz. Zaafa düşseniz de, izahını yapamadığınız haksızlıklara uğrasanız da ‘başka türlü yaşayamam’ sansanız da, kendi ellerinizin kullandığı imkanlarla kendi ruhunuzun-kökünüzün tahrib edilmesi çelişkisini reddediniz. Gerçek tarafsızlık, ölçüleri her durumda herkes için uygulayabilmektir; ölçülerin tarafında olmaktır. Asla unutulmamalıdır ki; hayır ile şer arasında, doğru ile yanlış arasında, ihanet ile sadakat arasında, nur ile zulmet arasında, gaflet ile basiret arasında, istikamet ile dalalet arasında, hak ile batıl arasında, izzet ile zillet arasında, maruf ile münker arasında tarafsız olunamaz. Ya o’nu, ya diğerini seçeceksin. Birine karşı olan tavrın, diğeriyle olan münasebetini de ortaya koyacak.

Doğruyu yapmamak yanlıştır, yanlışı yapmamak doğrudur. Tarafsızlığı mesuliyetten kaçışın vasıtası olarak kullanmak, mesuliyet hükmünün en ağırına müstehak olmaktır.

Gayretli, sabırlı ve kararlı olmaya mecburuz. Herkesin kendi menfaatini düşündüğü bir cemiyette hak-huzur kalmaz. Değiştiremediğimiz şeye doğru demek zorunda değiliz.

İnsanlar ‘madde’ için hiçbir fedakarlıkta bulunmaz. Aslında bunun telaffuzu bile saçmadır. Madde birleştirmez, bencilliğe götürür. Sadece maddeyi düşünen bir insan, hayvandan farksızdır. Daha da beterdir. İnsan fıtratı içinde hayvana dönüşmek, bambaşka bir hadisedir. Temele İslam harcı yerine başka unsurları koyanlar, fıtratın dışına çıkarlar.

Ebudderdâ Hazretlerinin tavsiye ettiği pek güzel bir davranış ölçüsü var: “Ben o’nun yaptığı fenalığa buğz ederim. Yaptığı kötülüğü terk ederse, o bana yine eskisi gibidir, kardeşimdir.” Herkesin yüce gönüllü tarafını tutmak, kimsenin kötü yanını tutmamak. Bu güzel bir özelliktir. Kaybedilmemeli. 

Ölçüler karşısında, bir hareketin, bir tutumun aidiyeti değil mahiyeti önemlidir. Yanlış yanlıştır, doğru doğrudur. Falanca kişi tarafından yapılmış olması, bir yanlışı doğru, bir doğruyu yanlış haline getirmez. Manevi meseleyi halletsek, diğer meseleler tıpış-tıpış ‘hal yolu’ na girer. Her şey oraya bağlı. Maddi meseleler, hangi sistematik çerçeve içinde olursa olsun, insan’a bağlı. İnsanın ruhuna, aklına, vicdanına, seciyesine, seviyesine bağlı. Başkası bize zulmediyor. Ama önce biz kendi kendimize zulmediyoruz.

İnsan Meselesi’ni ancak İslam çözer. Nasıl mı? Bölmeden, parçalamadan bir hayat tarzı olarak kabul edip yaşayarak. Kabullenmeyenlere sormak lazım: Ruhu huzura kavuşturmak için bedeni yok etmek mi gerekir? Aileyi düşünebilmek için, kendimizi unutmamız mı gerekir? Milleti düşünebilmek için, aileyi terk etmek mi gerekir? Ümmeti düşünebilmek için milleti inkâr etmek mi gerekir? Ahireti kazanabilmek için dünyayı bırakmak mı gerekir? İnsanın, nefsine karşı, ailesine karşı, komşularına karşı, akrabalarına ve yakınlarına karşı; Müslümanlara bütün insanlığa, bütün hayata karşı; hepsinin üstünde Yaradan’ına karşı İslami sorumlulukları olduğunu unutarak mı yaşayacaksın! Meyyiti müteharrik hali.

İslam’ın ve Hayat’ın bütünlüğündeki ayrılmazlığı yeniden düşünelim. Bunu yapamazsak; manevileştiremediğimiz madde bizi maddileştirir, ihmal boşluğunu dolduran ‘batıyı taklit’ ve ‘hayatı red’ gelgitleri arasında parçalanmışlığın acılarını yaşarız, soluksuz ve ufuksuz kalırız. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Doğrusu...Doğrusu...1 ay önce
    İnsân, önce "âile" terbiyesi alır...Şâyed "âile"ye, İstanbul Sözleşmesi ve benzeri anlaşmalar/kânûnlar sebebiyle atom bombası atılmış ise.!? Bu hatâlardan bir ân evvel dönülmelidir. Başkan, inşâallâh sesimizi duyuyordur..!
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    NİSÂ SÛRESİ.. 139 Onlar ki; mü'minleri bırakıp kafirleri dost ediniyorlar. Onların tarafından izzet mi arıyorlar? Doğrusu izzet, bütünüyle Allah'ındır
  • Mustafa Mustafa 1 ay önce
    Aliimran Sûresi. 120 Sizlere bir iyilik dokunursa; bu onları, üzer. Ama başınıza bir felaket gelirse; buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz ki, Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır
  • şenay doğan şenay doğan 1 ay önce
    6 yaşından beri herşeyim allahtır 39 yılın sonunda rabbim bana bir kapı açtı ne zaman biri beni incitse rabbim incinmişliğime karşılık daha önce bana kapalı tuttuğu bir rahmet kapısını açıyor bazen mesajlarıma gösteririm ben sana diye cevap verenler oluyor dün göğsümü gere gere artık bana yapabileceğiniz birşey yok ok yaydan çıktı vereceğiniz her zarar allahın daha büyük bir rahmeti ve zaferi ile neticelecektir dedim içimden peki allahın bu ihsanını nefsime mal etmeye rıza gösterir miyim asla ya rabbi bana bağışladığın bu rahmeti nefsine habibine kitabına ve sizin nefisleriniz üzerinden orduna bağışla ne zaman incitilseniz daha büyük bir şan ve şeref kapısını daha büyük bir zafer kapısını üzerinize açarak kendinize yardım et beni de her daim sizinle beraber eyle diye dua edip rabbimin keremini rabbime bağışladım islam hakkında bilinmeyen o kadar çok şey var ki Allahtan kopuk yaşandığı için nice rahmetler hep perde arkasında sır olarak kalıyor allaha emanet olun
  • AyhanAyhan1 ay önce
    Yaşar Hoca! Şimdiki İslam anlayışıyla hiçbir mesele halledilmez. İslami anlayan bir alime rastlayamazsınız. Hepsi anladıklarını zannedip nefsi adına konuşur. İslam, Hülafai Raşidin'den sonra kültürel etkisi dışında tarihe karışmıştır. Kalbenİslam'ı arzulayan kimse de görmedim.İnsanın bedeni kafir cin dolu. Neden Islam'ı istesin? Sefa Saygılı mikroplardan bahsediyor. Hepsi cindir. 100 trilyon cin insan vücudunda devlet kurmuş. Hoca bundan habersiz. Haberi olsa da iblis ve ordusuna kulluk ediyor. Bu mevzuyu çocukluktan beri bilirim. Kur'an'ı en az 10 bin defa okursan içindeki mesajları orta derecede anlayabilirsin. Allah Kur'an te'vilini melekler aracılığla ruhuna(kalbine) yapar.Hz. Ömer(r.a): "Bakara suresinin içindekileri anlamak bana 15 seneye mal oldu." diyor. Devletin sistemleri küfür ve batıl ise İslam hakkında yapılan işler boştur. Türkiye'demiras hukukunu uygulamak isteseniz kaç Müslüman razı olur? 'Vergi İslam'da yoktur deseniz' ne olur? Devlet maaş karşılığı hocaları satın almıştır. Her hoca devlete kulluk yapmak mecburiyetindedir. Günümüzde hocalar, papazlar, hahamlar arasında dini muhteviyat hariç fark kalmamıştır. Samimi olanları muhakkak mevcut ve tenkit etmek istemiyorum.

Günün Özeti