--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Uçak Yaptık Fakat Sivil Anayasa Yapamadık

Vehbi Kara
Vehbi Kara

12 Eylül 1980 darbesini yapan faşist darbeci Kenan Evren’in, Orhan Aldıkaçtı’ya yaptırdığı ucube bir anayasa ile tam 37 yıldır yönetiliyoruz. İnsan hakları ve vicdan özgürlüğü konusunda son derece sorunlu olan 1982 anayasası; ne yazık ki çoğu kimseyi rahatsız etmiyor.

İster hükümet kanadı ister muhalefet olsun 600 milletvekili de dâhil olmak üzere bu askeri vesayet odağı anayasayı, herkes benimsemiş durumdadır. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “yahu bizler 2019 yılında yaşıyoruz bu çağın çok gerisinde kalmış faşistlerin yaptığı anayasadan kurtulmalıyız” diyemiyor.

Hâlbuki mevcut anayasa birçok yönden sorunlu ve sakattır. Türkiye gibi yarının dünyasında söz sahibi olacak bir ülke için yetersizdir. Her şeyden önce 15-20 maddelik temel ilkelerin yer aldığı bir metin değil; yüzden fazla maddeden meydana gelmiş kanunlar yığınıdır.

Dünyada böylesine ucube bir anayasa var mıdır? Bilmiyorum, belki Güney Amerika ve Afrika’daki bazı ülkelerde bulunabilir. Fakat ülke insanımızın utandığı, halkımıza zorla dayatılan ve alternatifi olmadan tek taraflı olarak referanduma sokulmuş bir anayasadır.

Halkımızın yüzde 90’dan fazla oy vererek kabul etmesi, bir an önce sivil yönetime geçme isteğinden dolayıdır. Yoksa Evren gibi ar ve hayâ damarı olmayan zalim bir insanın dayatmasını kabul edecek bir toplum değiliz. Faşist darbeciler, bir an önce defolup gitsin diye bu anayasa kabul edilmiş nihayetinde sivillerin devlet yönetimine geçtiği bir dönem gerçekleşmiştir.

Bu nedenle böylesine ucube bir anayasaya evet veren halkımıza “evet” dediği için kusur bulmak doğru değildir. Çünkü referandumda “hayır” dese ne olacağı belirsiz askerlerin silah zoru ile devleti yönettiği çok karanlık bir süreç içine sokulabilirdik. Bu nedenle halkımız son derece sağduyu ile hareket etmiş ve sonucunda darbeci askerlerden kurtulmasını bilmiştir.

Peygamberimiz (asm), “ümmetim yanlışta birleşmez” ve “sevad-ı azama ittiba ediniz” diyerek sevad-ı azama yani halkın büyük çoğunluğu ile vermiş olduğu kararlara saygı duyulması gerektiğini ifade etmiştir. Tarihsel süreç içerisinde sevad-ı azamın ne derece önemli olduğu meydana gelen olaylardan anlaşılmıştır.

Örneğin salabetli Alevilik, halkın çoğunluğu benimsemediği için bugün sayıca az bir duruma düşmüş Rafızilerin oyuncağı haline gelmiştir. Buna mukabil halkın çoğunun desteğini almış olan lakayt Emeviler, sonunda İslam toplumlarının istikametini muhafaza etmesine sebep olacak ehli sünnetin içinde kalmışlardır. Bu nedenle halk çoğunluğu İslam’ın değer verdiği çok önemli bir düsturdur.

Anayasalar da Müslümanların önem verdiği gibi; halk çoğunluğuna dayalı ve siviller tarafından yapılmalıdır. Generaller, askerleri ne kadar başarılı bir şekilde yönetmiş olsa dahi halkı becerikli bir şekilde yönetmekte zorlanırlar. Zira emri altındaki askerler; ağızdan çıkan her sözü yerine getirmek zorundadır. Bu durum en basit askerlik kaidesi olup aksi davrananlar disiplinsizlik yaptığı gerekçesi ile cezalandırılırlar.

Halbuki, hürriyetin hâkim olduğu yönetimlerde sivil yöneticiler, daima halkı ikna etmek zorundadır. Eğer bunu yapamaz ise yapılacak ilk seçimde alaşağı edilip halkı ikna eden liderlere boyun eğmek zorunda kalırlar. Bu nedenle günümüzde askerlerin devlet yönetme kabiliyeti neredeyse hiç yoktur. Belki iyi bir komutan olabilirler lakin devleti yöneten bütün emsalleri askerler gibi çuvallayıp; ciddi ekonomik ve sosyal krizlere neden olacaklardır. Bu basit gerçeğin örneği çok olup daha detaylı açıklamaları sonraki yazılarıma bırakıyorum.

Şimdi yapılacak işlerin başında, ülkemizin ihtiyaçlarını gidermeye yaramak yerine daha da içinden çıkılmaz hale getiren bu faşistlerin yaptığı ucube anayasayı değiştirmek gerekiyor. Bunu yapacak kişilerin başında da rey vererek yönetici olarak seçtiğimiz Cumhurbaşkanı ve 600 milletvekiline büyük görev düşmektedir. Elbette bunların danışmanları da “salla başını al maaşını” demeden çalışmalı ve gayret göstermelidir. Geleceğin en güçlü devleti olacak olan Türkiye’yi bu çağdışı anayasadan kurtaracak adımları atmak zorundadırlar.

Mevcut 1982 anayasasının en önemli sorunlarından sadece iki üç tanesini ele alıp diğerlerini siyasetçilere, adı üstünde devleti daha iyi yönetmek için yapması gereken bu insanların çalışmalarına havale ediyorum.

Evvela; şu kitap hacmindeki anayasa yerine; dünyada genel kabul görmüş olan “İnsan hakları sözleşmeleri” ve bin yıllık muhteşem bir geçmişe sahip İslam kültürü ile yoğrulmuş Türk geleneklerine uygun kısa bir metin yazılmalıdır. Zira İbni Sina’nın dediği gibi; “sözün güzelliği kısalığındadır”. Kanunların dayandığı temel metinler; yönetmeliklerdeki gibi detaylı olmaz. Anayasa dahi kısa ve öz olmalıdır.

Diğer konularda ise çok da fazla söz söylemeye gerek yoktur. Kısa bir metin ülkemize yakışan sivil bir anayasa için yeterlidir. Fakat burada “neler olmamalıdır?” sorusuna kısaca cevap vermek istiyorum.

Örneğin anayasanın 4. Maddesi gibi çocuklarımızın geleceğine ipotek koyan madde olmamalıdır. Ne demek “ ilk üç madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” Hiç böyle bir madde anayasada bulunur mu? Mesela; Devletin başkenti niçin değiştirilemesin? İhtiyaç duyulduğunda bunu yapmak neden anayasaya aykırı olsun?

Almanya, başkentini Berlin olarak değiştirince battı mı? Dünyanın birçok ülkesi başkentini değiştirince işgale mi uğradı? Bunun gibi çok anlamsız ve faşist mantığı ile hazırlanmış metinler terk edilmelidir. Zira medeni devletler nazarında gülünç bir duruma düşüyoruz.

Diğer bir konu ise Atatürk’e verilen referansların sayısının mevcut anayasada tam 17 kez yer almasıdır. Dünya üzerinde mevcut 150’den fazla ülkenin anayasasında böylesine şahısların kutsandığı bir metin yoktur.

Bir zamanlar Anayasa konusunda seminere gitmiş ve sunum yapan akademisyenden şunları öğrenmiştim. Hiç unutmadığım sözleri üç aşağı beş yukarı şöyle idi:

“Anayasa metinleri içinde sadece 8 ülkede yani Türkiye, Çin ve İran gibi otoriter ülkelerde şahıslara referans verilmektedir. Fakat Türkiye bu konuda çok aşırı gitmiş defalarca Atatürk ilke ve devrimlerine referans vermiştir. Bunun yerine evrensel değerlerin yer aldığı ve genel kabul görmüş insan hakları beyannamesi gibi sözleşmelere referans yapılmalıdır”

Evet, devletimizi yönetmek için seçip işbaşına getirdiğimiz yöneticiler ve özellikle de milletvekilleri gereksiz yere politize olmayı bir kenara bırakıp almış oldukları maaşın hakkını vermelidir. Aksi takdirde en azından benim gibi düşünenler “hakkımızı helal etmeyeceğiz”. Varsın bundan sonra kendileri düşünsünler, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle