--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye Sabetaycılığı ve Ilgaz Zorlu'nun Çalışmaları

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Türkiye Sabetaycılığı, kimsenin el atamadığı önemli konuların başındadır. Çünkü ülkemizi yönetmeye çalışan gizli ellerin en büyük destekçisi bu Yahudiliği dahi kabul edilmeyen Sabetaycılardır. adeta ateşten gömlek gibi bu konuya el atan herkesi yakmaktadırlar.

İşte Ilgaz Zorlu isimli bir Sabetaycı aileden gelen bir araştırmacı bu konuya el atmış çok değerli eserler kaleme almıştır. Fakat zülfü yare dokunduğu için hemen hemen her türlü ideolojik grubun tepkisini çekmiştir. Kimsenin cesaret edip ele alamayacağı konuları uzun ve ciddi çabalar sonucunda ele alarak yayınlamıştır.

Fakat bu çalışmaları adeta yok sayılmış, unutturulmaya çalışılmıştır. para kazanıp geçimini sağlamak için muhasebecilik yapan bu zatı iyice tanımak gerekiyor.

1994-1997 Yılları arasında Tiryaki, Tarih ve Toplum, Toplumsal Tarih ve Birikim dergilerinde çeşitli makaleler yazmıştır. Türkiye Sabetaycılığı hakkında eşine rastlanmayacak derecede açıklayıcı bilgiler vermiştir.

Nihayet eski çalışmalarını derleyip toparladığı “Evet, Ben Selanikliyim” başlıklı kitabı 1998 yılında basılıp yayınlanmıştır. fakat bu kitabı bugün hiçbir yayınevinde bulamazsınız. Çünkü çok hassas konulara el atmakta Türkiye Sabetaycılığın içyüzünü anlatmaktadır.

Bizzat Sabetaycılar Ilgaz Zorlu'dan çok rahatsız olmuşlardır. Eserlerinin neşrini engelleyenlerin başında sabetaycılar yer almaktadır. Her şeyi gizli tutup sır vermedikleri için Ilgaz Zorlu'yu adeta hain ilan etmişlerdir.

Resmi tarihin kirli çamaşırları bu eserle bir bir ortaya dökülmektedir. Fakat ne yazık ki rahmetli Aytunç Altındal ile giriştiği söz dalaşı sonucu belirli kesimler tarafından kasıtlı olarak gözden düşürülmüştür. Bu yetmiyormuş gibi bir de “Türkiye’yi Avrupalılara şikâyet ediyor” suçlaması ile töhmet altında bırakılmıştır. 

Ne yazık ki kendisini eleştirenler haklıdırlar. Zira görüştüğü kişiler her fırsatta Türkiye ve İslam düşmanlığını meslek edinmiş kişilerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesine engel olunmasında bu çalışmaların rolü önemlidir.

Burada Zorlu’nun hatası uygun bir lisan ve üslup kullanmamasıdır. Gerçekleri açıklarken muhatabın duruşunu ve kendisinden almak istedediği bilgileri verme konusunda dikkatli olamamıştır. İster istemez Türkiye düşmanlarının  eline malzeme olmuştur. Kendisini bu konuda eleştirenler haklıdır.

Zorlu'nun bilmek istemediği en önemli konu; Türkiye’de özellikle İslam dinine bağlı insanlar ezilmektedir. Azınlıklardan çok daha fazla zulüm Müslümanlara yapılmakta olduğunu idrak edememektedir.

Başörtüsü yasağı ve bununla birlikte gelişen binbir türlü zulüm hiçbir Yahudi, Sabetaycı ve Hristiyan’a yapılmamıştır. 21 yıl önce yani 28 Şubat 1997 Darbesi esnasında yapılanları kimse unutmamıştır. Ruz-i mahşerde bunun hesabı sorulacaktır, elbette. Yargının müebbet hapis cezası verdiği 28 Şubat generallerinin tutuklanmaması; bir hukuk cinayeti olup dillere destan olacak bir olaydır.

bu konuya fazla girmeden dindar insanlara yapılan baskıları bir kenara bırakıp Türkiye Sabetaycılığı nedir? Bunun üzerinde duralım.

Türkiye dışında da Sabetaycılar vardır. Özellikle Yakubi grubuna bağlı Sabetaycılar çok fazla sayıda evlilik yapmış olup dünya geneline dağılmıştır. Bulundukları toplumlar içinde asimile olan yakubi grubudur.

İsrail, Sabetaycılığı Yahudilikten saymadığı ve kabul etmediği için bunlara vatandaşlık dahi vermemektedir. Bu nedenle daha çok Türkiye'de kendilerine yer bulabilmektedirler. Zaten  yabancı Sabetaycılar sayıca çok azalmıştır. Biz özellikle Türkiye üzerine odaklanarak konuyu anlamaya çalışalım.

Çeşitli kitap ve araştırma sonucunda anladığım husus şudur ki; Yahudiler kendilerini seçkin ve üstün bir sınıf olarak görmekte iken Sabetaycılar ise Yahudiler içinde kendilerini seçkin olarak ayrı bir yere koymaktadırlar. Bir çeşit reenkarnasyona yani Sabetaycılara göre bazı ruhların beden değiştirdiğine inanmaktadırlar.

Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat, tahrif edip Torah-Talmud’a çevrilmiştir. Sabetaycılar da Torah-Talmud kitaplarını Kabbala mistizmi ile tahrif etmiş hatta Yahudilerin dahi kabul edemeyeceği bir hale getirmişlerdir.

Bizzat Yahudiler, bu yeni Yahudi inancına karşı çıkmışlar; Osmanlı Padişahı 4. Mehmet’e şikâyet ederek bu inancın kurucusu Sabetay Sevi'nin tutuklanmasını sağlamışlardır. Çanakkale’de Aydos kalesinde tutuklu kalan Sabetay Sevi, burada boş durmamış hapiste olduğu halde devamlı surette çevresini genişletmeyi başarmıştır.

Nehemya Kohen isimli bir haham; durumu İstanbul’a yeniden şikayet ederek Sevi'ye engel olmaya çalışmıştır. İstanbul’a getirilen Sabetay Sevi, gerçekten de Mesih olduğunun test edilmesi durumu ile karşılaşmıştır. Ölüm söz konusu olduğu için derhal din değiştirir ve Müslüman olur.

Sevi’nin din değiştirmesi kendine inananlar arasında büyük bir hayal kırıklığı meydana getirir. Bazı Sabetaycılar intihar edecek kadar bunalıma girerler. 200 Ailelik bir grup ise Sevi’ye inanıp birlikte din değiştirip Müslüman olur. İşte günümüzdeki sabetaycıların ataları bunlardır.

“Benzet-benzeme” prensibine göre hareket eden bu insanlar gizli olarak Yahudi ayinlerine devam edip görünüşte Müslüman gibi davranmayı kendilerine özgü bir yaşayış şekline getirirler. Osmanlı Padişahı, Arnavutluk’ta bulunan Ülgün kasabasına sürgüne gönderir. Burada öldüğü halde Sabetaycılar onun ölmediğini kaybolduğunu söylerler. Çünkü bir gün mutlaka gelip kendilerini Kudüs’e götüreceklerine inanmışlardır.

Sabetay Sevi’nin kayınbiraderi Qerido (Yakup), Sevi’nin ruhunun kendine geçtiğini söyleyerek ayrı bir ekol oluşturur. Bu şekilde ilk sabetay bölünmesi gerçekleşir. Ayrılan bu kişilere “Yakubi"adı verilir.

1720 yılında ise başka bir ayrılık gerçekleşir. Osman Baba adı verilen bir kişi; ikinci bir bölünmeye yol açar. Ayrıca  Osman Baba’nın Mesihliğine inanan Karakaşlılar'dan başka Yakubileri de kabul etmeyen sadece Sabetay Sevi’ye bağlı kalanlarda vardır. İşte bunlara da Kapancı denir.

Osmanlı Devletinde kilit noktalara yükselen Sabetaycılar, İttihad Terakki devrinde en büyük felaketi yaşatırlar. Devletin üst düzey makamlarına yükseldikleri halde Rus ve Balkan savaşlarında eşi benzeri görülmemiş ihanetleri gerçekleştirirler.

Maliye Nazırı Cavid Bey; Karakaşlıların en önemli şahsiyetlerinden birisidir. İzmir Suikastı bahanesi ile idam edilenlerdendir. Zira Kapancılar grubu ile Karakaşiler arasında kanlı bıçaklı sorunlar yaşanmıştır. Fakat bu ciddi problemleri dışarıya aktarmamayı başarırlar. Başka adlar vererek kendilerini masum göstermeyi başarırlar.

1924'te Yunanistan ile yapılan mübadele sonrasında Sabetaycı gruplar; Rumlardan kalan yerlere yerleştirilir. İşte altın devir böyle başlar. Başka ailelelerle yani dış evliliklere izin vermeyip kapalı bir komün şeklinde yaşayan bu insanlar ülkemize akıl almayacak derecede büyük zararlar verirler.

Batılı güçlerle işbirliği yaparak Müslümanlara dünyayı zehir ederler. Kendilerine verilen makamları daima suistimal edip memleketin canına okumuşlardır. Her ekonomik krizde bu insanların tetikçilik yaptığı çok net biçimde ortaya çıkmıştır.

İşte Sabetaycılar bu nedenle önemli bir gruptur ve gizli fitneleri açığa çıkarılmalıdır. Evet, Sabetaycı grupların Türkiye’de sağladığı ekonomik avantajlar önemsenecek bir seviyededir. Her türlü hile ve dolaplarla halkın büyük bir çoğunluğunun ezilmesine yol açmışlardır. Ekonomik krizlerde Sabetay kökenli aileler işbirlikçileri ile birlikte hareket ederek büyük vurgun vurmuşlardır. Devletin tepesindeki insanlardan her türlü desteği almaları onları bu fena duruma düşürmüştür.

Bu kazandıkları haram para ve makamları kaybetmekten korkan Sabetaycılar, konuyu gündeme getirmekten kaçınırlar. İşte Ilgaz Zorlu’nun yurtdışında ve İsrail’de yaptığı çalışmalara bu yüzden karşı çıkıp görmezlikten geliyorlar.

Türkyenin en önemli üniversiteleri bunların elinde oyuncak haline getirilmiştir. burada bilim üreten insanlar derhal yok edilmeye çalışılır. Ve en ilginç ve araştırılması gereken konu ise; Sabetaycılar asla kendileri ile ilgili bilimsel çalışmaların yapılmasını istemezler.

Ilgaz Zorlu’ya göre İslamcılar Sabetaycılığa şu nedenle ilgi duyaralar. Asıl amaçları “Kemalist ideolojinin Sabetay kökenli" olduğu konusundaki inançtır. Bu konuda haklı olduğu söylense dahi gizlilik her insanın çözmeye can attığı konuların başında gelir. Kimse kınanmamalıdır.

Zorlu’nun kitabında belirttiği üzere Atatürk’le ilgili önemli bahisler bulunmaktadır. Sabetaycı ailelerin asimilasyona tabi tutulduklarını bir söyleşide şu şekilde ifade etmektedir:

“Selanikliliği kurtaran Atatürk’tür. O halaskardır, çünkü gizlilikten kurtarmıştır”.

Başka bir yerde de: “Atatürk’ün kendisinin de sadece cemaat üyelerine açık olan bir Sabetaycı eğitim kurumunda okuması (Şemsi Efendi Mektebi), Sabetaycı ailelerle dostluk ilişkilerinin varlığı da ayrı bir ilgi odağıdır” demektedir.

Şimdi Ilgaz Zorlu’nun neden dışlandığı daha iyi anlaşılabilir. Çünkü zülfü yare dokunmakla başına büyük bir iş açamıştır. Yapmış olduğu bilimsel çalışmaların niçin hiçbir üniversitede çalışma konusu olmadığı daha net biçimde ortaya çıkmaktadır.

Ilgaz Zorlu’nun kendisi de sabetaycı bir aileden olduğu halde bizzat Sabetaycılar tarafından dışlanması ve eserlerinin gözden kaçırılması bu inanca sahip insanların gizli dolaplar çevirdiğinin en açık delilidir.

Vatanımız için hayırlı işler yapmak yerine nerede bir fenalık varsa orada Sabetaycıları görürsünüz. bunların ahlaki anlayışları ise iğrençliğin ötesinde bir sapkınlıktır. Fakat bu konuyu ayrı bir şekilde ele almak gerekiyor. Zira bu makale sınırlarını aştığı için sonraya bırakmak gerekiyor, vesselam...

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle