--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ticaret Gemilerinde Ramazan

Vehbi Kara
Vehbi Kara
13

Çalışan insanlar için Ramazan ayı fiziki güçlükler barındırmış olsa da manevi olarak çok huzurlu anları yaşamaya yol açmaktadır. Ayrıca gerçek iştahın ne olduğunu anlamak için güzel bir vesiledir. Allah’ın verdiği nimetleri gerçekten fark etmek için Ramazan ayını beklemek gereklidir.

Fiziki zorluklar olsa da İslam dini kolaylık dinidir. (La ikraha fiddin, Bakara Suresi-256) Bunun en açık delilidir. Sefer süresince Ramazan orucunu ertelemek mümkündür.  

Denizde çalışan ve Ramazan orucunu tutanlar çok fazla olmasa da namaz kılma oranına göre daha yüksektir. Denizcilik yoğun fiziksel efor sarf edilen mesleklerden bir tanesidir. Bu nedenle oruç tutmayan insanlara kötü gözle bakılmaz. Özellikle eski gemilerde makine dairesinde çalışanlar için Ramazan orucunu tutmak zor olmaktadır.

Bununla birlikte Rabbime şükürler olsun ki; denizde çalışırken orucumu erteleme durumu hiç olmadı. Sadece bir defa “oruç tutamayacağım galiba” dediğim olmuştur. İsterseniz bu ilginç hatıramı anlatayım:

Bir gemide 6 aydan fazla çalışmış kontratımı doldurduktan sonra evime dönecektim. Sağlam bir gemide güzel seferler yapmış gemiyi kiralayan ABD’de yaşayan bir Türk girişimci İbrahim Bey’e oldukça iyi para kazandırmıştık. Son seferimizi Çin’de bir limanda yaptıktan sonra çeşitli bakım ve onarımlar yapılmak üzere yine Çin’de gemiyi tersaneye sokmuştum.

Ramazan bayramına bir gün kala şirketimiz yeni kaptanı göndererek bayramı evimde geçirmem için bana güzel bir jest yapmıştı. Devir teslimleri yaptıktan sonra Şanghay’a ulaşmak ve buradaki havaalanından Türkiye’ye gelmek üzere yola çıkmıştım. İlk durağımız Daishan adası idi. Burada bir gece otelde kalıp ertesi gün İstanbul’a doğru yola çıkacaktım.

O gün sanırım rüzgârdan olacak müthiş derecede başım ağrıyordu. Otel görevlilerinden bir ağrı kesici ilaç istedim. Az çok İngilizce bilen bir görevliye derdimi bir türlü anlatamıyordum. Beni “istersem hastaneye gönderebileceğini” söylüyordu. Yılın yarısından fazlasını evimden uzakta geçirdiğim için bu riske girmeyi istemedim. Zaten uçak bileti alınmıştı ne olacağı belirsiz bir ortama sürüklenmek korkutucu geliyordu. Ramazan’ın son gününü oruç tutmayarak geçirmeye karar verdim. Hayatımda ilk defa bir gün de olsa orucumu tehir edecektim.

Otel görevlilerine “Aspirin yok mu?” diye dil döktü isem de; suratıma anlamsız bir şekilde bakıyorlardı. Sonunda otel önündeki bir cadde de yürüyüşe çıkmaya karar verdim. Gece yarısı idi. Baş ağrısından yürümekte zorlanıyordum. Bir seyyar satıcı gördüm. Muz satıyordu. Belki iyi gelir diye yarım kilo satın aldım. Otele geri döndüm.

Bu kısa yürüyüş iyi gelmişti. Baş ağrısı biraz hafiflemişti. Otele geldiğimde kararımı değiştirdim ve Ramazan orucuna devam etmeye karar verdim. Sahur için aldığım muzdan yiyecektim ve bol bol su içtim. Sabah erken saatte Güney Koreli, Hindistan ve Filipin asıllı denizcilerle birlikte havaalanının yolunu tuttum ve nihayet uçağımıza bindim.

Doğu’ya doğru uçtuğumuz için günümüz 6 saat uzamıştı. İftarı havada yapmak zorunda kalmıştık. Bereket THY uçağı oruç tutanlar için özel yemek çıkarıyordu. Bayram sabahı İstanbul’a inmiş vatanıma kavuşmuştum.

Bu arada dünya üzerinde doğuya doğru bir tam dönüş yapmıştım. Haliyle gün değiştirme çizgisini geçmiş ve bir gün az yaşamıştım. Bu ilginç durumu şöyle anlatayım. Güneşin doğuş ve batışını bir gün daha az görmüş dolayısı ile bir gün daha az namaz kılmıştım. Zira namaz vakitleri güneşin durumuna göre belirleniyordu.

Bu deniz yolculuğunu yıllar sonra “Altı Ayda Altı Kıta” isimli bir hatıra kitabında yayınlamak fırsatını buldum. İnternetten kolayca satın alınabilecek bu kitapta; ticaret gemileri ile yapılan bir deniz seferi anlatılmaktadır. Oldukça ilginç hatıralarla dolu bu kitabı denizciliğe meraklı olan kişilere tavsiye ederim.        

Elbette Ramazan ayında başka deniz yolculuklarım da oldu. Biraz da bunlara değinelim…

Ticaret gemilerinde deniz ortasında oruç tutmak biraz farklıdır. Zira geminin rotasına göre günler uzar veya kısalır. İftar ve sahur vakitlerini hesaplamak ayrıca astronomik seyir bilgilerini gerektirir. Hoş, güneşin doğuş ve batışını görerek hesap kitap yapmadan da oruç tutulabilir, lâkin aşçının yemek saatini bilerek yemeği hazırlaması daha güzel olacaktır.

Batıya doğru gidildikçe günler uzar genellikle, bir gün bazen 25 saati bulur. Yani o gün akşam saat sekizde iftar etmiş iseniz ertesi gün dokuzda iftar etmek zorunda kalırsınız. Doğuya doğru giderken bu sefer zaman tersine çalışır. Bir gün bu sefer 23 saat olmaktadır. Yani ertesi gün bir saat önceden orucunuzu açabilirsiniz.

Eğer limanda değil deniz ortasında isek; imsakiye vakitlerini kendimiz hesaplamak zorunda kalırız. Bazı limanlarda, ki bu limanlar gayrimüslim ülke limanları ise yine aynı hesabı yapmak gerekir. Müslüman ülke limanlarında sorun olmaz, zira iftar ve sahur saatleri minarelerden hatta televizyonlardan canlı olarak verilir. Ezan sesleri ve bizdeki gibi minarelerin ışıkları iftar ve sahur saatlerinin belirlenmesinde kolaylık sağlar.

İftar ve sahur zamanlarını ikinci kaptan hesaplar. İftar ve sahur saatlerinin belirlenmesi için sivil alacakaranlık zamanı esas alınır. Bu saat; bütün notik almanaklarda gün gün belirlenmiştir. Hesaplama için sadece bulunduğumuz mevkiinin ayarlaması gerekir. Yani mahallî zamanı bulmak gerekir. Bu durum aynen illere göre imsakiye çıkarmaya benzer. Her ilde farklı zamanlarda oruç açılmakta, güneşin doğuş ve batışı farklı saatlere denk gelmektedir.

İkinci kaptan olarak görev yaparken almanak ile hesaplamalar yapıp imsak ve iftar vakitlerini belirlerdim. Yıllar sonra kaptan olunca Chief Officer yani İkinci Kaptan’a “oruç saatlerini hesaplayıp getir bakayım” talimatını verdim. Yarım saat geçti veya geçmedi Murat Kaptan elinde namaz vakitleri ile geldi. Yahu “nasıl bu kadar çabuk hazırladın?” diye sordum. Bana “internet denilen bir teknoloji var Süvari Bey” dedi.

İkinci Kaptan, bulunduğumuz liman koordinatlarını internete girerek iftar ve sahur vakitleri ile beraber bütün namaz vakitlerini hatta kıble yönünü de getirmişti. Salonlara asmış ve aşçıya gerekli talimatı da vermiştim. İşte teknoloji sayesinde kolayca hesaplama yapılabiliyordu.

Aynı şeyi bir Arap gemisinde de görmüştüm. Brezilya’dan Türkiye’ye geliyorduk. Lübnan asıllı Üçüncü kaptan her gün namaz vakitlerini ve kıble yönünü belirleyip salonlara asıyordu. Gemide 56 personel vardı bir Bangladeşli ve bir de ben; başka ülke vatandaşıydık. 54 Arap denizci vardı ve büyük bir çoğunluğu namazlarını kılıyordu. Ayrıca geminin bir de mescidi vardı. Bayram namazını burada kıldık.

Bir Türk Şirketinde kaptanı olduğum gemimizde mescidimiz vardı. Cuma namazlarını burada cemaat yaparak kılardık. Şirketimizin diğer iki gemisinde de mescid bulunurdu. Maalesef diğer Türk gemilerinde mescidimiz hiç olmadı. Zaten namaz kılan denizci sayısı da çok azdı. Allah gemi sahibi armatörlerimize Hilal Denizcilik’te olduğu gibi namaz konusunda duyarlı olmayı nasip etsin.  

Diğer Ramazan ayı çalışma şartlarına dönecek olursak şu hususları söyleyebiliriz: Gemi faaliyetleri günün 24 saati devam eder. Bu sebeple iftar ve sahur yemekleri nöbetleşe yenir. Ramazan'ın ilk günlerinde gemideki mürettebatın çoğu oruç tutmakla birlikte sonlarına doğru bu sayı azalır ve oruç tutanlar azınlığa düşer. Eskiden bu duruma çok üzülürdüm. Fakat daha sonra kaptan olup bütün sorumluluk üzerime bindiği için üzülmemeye başladım.

Emri bi’l-ma’ruf” yani farzları yayma konusunda her Müslümanın üzerine vazifeler düşmektedir. Lâkin dinimizde bazı kolaylıklar da bulunmaktadır. Meselâ seferî durumda bulunanlar bazı kolaylıklardan yararlanabilirler. Dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılmak gibi.

Oruç konusunda da bazı kolaylıklar vardır. Niyet etmeden tutulamayan oruçlar daha sonra kaza edilebilir. Bu nedenle gemi mesaisi ağır olduğu için oruç konusunda ısrarcı olmamak gereklidir. Zira bir nev'î canları kaptana emanet edilmiş denizcilerin küçük bir dikkatsizlik sonucu kazalara yol açmaması için tedbirli olmak lüzumu vardır. Bu sebeple oruç tutamayanları “Nasıl olsa seferîyiz, yurda dönüp izne çıkınca telâfi edersiniz” diyerek, teselli ederdim.

Akdeniz’de bir gemideyken çok çalışkan bir çarkçıbaşımız vardı. Beş vakit namazını kılardı. Ramazan geldiğinde oruç tutmaya başlamıştı. Fakat yanaşma kalkma manevraları çoktu. Gemimiz her iki günde bir limana uğruyor dur-durmak bilmiyordu. Bu yorucu trafik esnasında sık sık arıza yapan makine ile uğraşan çarkçıbaşımız perişan bir durumdaydı.

Sonunda kendisini “seferden sonra eksik kalan günleri kaza edersin” diyerek ikna ettim. Aksi takdirde bayılacak kadar kendini zorlayan bu denizci arkadaşımı hiç unutmadım. Allah bütün denizci kardeşlerimin Ramazan oruçlarını güzel bir şekilde geçirmeyi nasip etsin…

Benim gibi denizde hiçbir zaman orucunu bozmayan denizci kardeşlerime de rastladım. Bütün zorluklara rağmen hiç şikâyet etmeyen arkadaşlarım da vardı. Elimden geldiği kadar gemi mesaisini hafifleştirmeye çalışsam da zorunlu faaliyetler meselâ yanaşma-kalkış manevraları esnasında yapacak bir şey yoktu. Elin adamı “Yahu sen oruçsun biraz ağırdan al” demez. Denizde zaman paradır. Yük sahibi kendi işine bakar.

Bununla birlikte oruç Hıristiyanlık dininde de olduğu için çok saygı duyduklarını gördüm. Gerçi onların orucu bazı gıdaları yememek şeklinde, yani Müslümanların orucundan oldukça farklı. Ama inançlı insana dünyanın neresinde olursa olsun saygı gösteriliyor. Tecrübeyle sabittir.

Bir konteyner firmasında Gürcü Chief Officer vardı. Georgy isimli bu İkinci Kaptan dindar bir Hıristiyandı. Oruç tutarken bütün yemeklere katılırdı. Çarkçıbaşımız biraz da alaycı bir şekilde Georgy yemek yerken “Sen şimdi oruç mu tutuyorsun?” diye sormuştu. Georgy ise hiç istifini bozmadan “evet” demişti. Sonradan anladık ki Hıristiyanların orucu et ve bazı besinleri yememekten ibaretmiş.

Ramazan ayında gemi aşçıları günde beş defa sofra hazırlamak zorunda kalırlar. Zira oruç tutmayanları da hesaba katmak gereklidir. Bununla birlikte sofra tertibini değiştirmeye gerek yoktur. Örneğin akşam yemeği ile iftar yemeği aynı mönüden oluşmaktadır. Sahur yemeğinde ise kahvaltı ile birlikte öğle yemeği bulunur.

Sonuçta aşçılar günde sadece iki defa yemek yaparlar. Fakat beş defa sofra kurulmuş olur. Sorun yemeğin sıcak verilmesi konusudur. Genellikle aşçılar oruç tuttuğu için oruçlu olanlar sıcak yemek konusunda biraz daha şanslı olurlar.

Aşçıların birinci amiri olan ikinci kaptanlar yemek zamanı konusunda çok fazla ısrarcı olmazlar. Önemli olan yemeğin lezzeti ve zamanında çıkmasıdır. Genellikle aşçılar akşam yemeğini hazırlayıp istirahata çekilirler. Ertesi günkü öğle yemeğini ise sahur vaktine yakın hazırlamayı tercih ederler. Kamarotların işi ise gerçekten zordur. Günde beş defa sofra kurup kaldırmak onları daha fazla yorar.

Ne ilginçtir birlikte aynı gemide çalıştığım kamarotların tamamı oruçlarını tutuyordu. Bazıları Ramazan'ın son günlerine doğru bırakıyordu ama “kamara personeli” adı verilen aşçı ve kamarotların diğer denizcilere göre daha sebatkâr olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Her iftar sofrası gibi gemicilerin sofraları da zengin görünür. Gerçi diğer günlerdeki yemeklerden farklı şeyler yoktur lâkin açlığın katkısı ile “kuru bir ekmek” bile çok lezzetli olmaktadır. Zaten orucun bir hikmeti de kıymetini çoğu zaman bilemediğimiz nimetleri ve gerçek iştahı oruç vasıtası ile fark etmemizdir.

Savaş gemilerinde komutanların ve bazı ticaret gemilerinde kaptanlarının oruç tutması birçok denizci tarafından istenmez. Zira bazıları oruçlu iken öyle agresif ve çirkef olur ki “tutmasa daha iyi olur” denildiğini çok duymuşumdur. Bir gemi komutanımız oruçlu olduğu zamanlarda çok kişinin canını yakmıştı. Suçsuz yere ceza alan denizci arkadaşlarım sırf bu yüzden Ramazan ayının gelmesinden hoşlanmazdı.

Oruçlu olmak insanları incitmeyi gerektirmez. Yunus Emre’nin: “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil. / Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil” dediği gibi, insanları kırıp dökerek sevap değil günah kazanmak nasıl bir iştir, ben hâlâ anlayabilmiş değilim.

Cenâb-ı Allah, “Kul hakkı ile yanıma gelmeyin” buyurmaktadır. Her günahı affetmekte, fakat insanlara karşı borcu olanları, karşılığını ödetmeden affetmemektedir.

Bir kul hesap gününde mizana çıktığında önce haksızlık ettiği kişilere kendi sâlih amellerini vererek ödeşir. Eğer ameli kalmaz ise bu sefer haksızlık ettiği kişilerin günahını boynuna yüklenir. O halde “Ben oruçluyum o yüzden yakıp yıktığım için kusuruma bakmayın” özrünün ne kadar doğrudur, düşünmek gerekir, vesselam…

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Sarp Kentmen

22 Nisan 2022 14:06

Sayın Kara, Ben, kul hakkının önemsiz olduğunu asla söylemedim. Bunu da nereden çıkardınız? Ben Allah’u Teâlâ’nın hakkının, açık ara, kula hakkından önde olduğunu söyledim; hâlâ bunda ısrar ediyorum. “Ayet ve hadislere bakarsanız Allah in iki günahı affetmedigini öğrenirsiniz. Bir tanesi şirk yani Allah a ortak koşmak tir. İkincisi ise kul hakkı dır. Bu konuda ayette çok açıktır” Bu söz size ait. Yukarıda kayıtlı… Ben size “Bu hangi ayette yazıyor?” diye sordum. Bana hâlâ bir cevap vermediniz. Verseydiniz şu “ayette diye” bu konu kapanırdı, değil mi? Esef ediyorum ama bu üzüntümün size bir faydası yok, bunu biliyorum. Ama ümmet üzerindeki etkisi nasıl olur, bu hususu bu yazışmaları okuyanların takdirlerine bırakıyorum…

Vehbi Kara

21 Nisan 2022 22:09

Değerli yorumcu. Kul hakkının ne derece önemli olduğunu zati alinize anlatamadım. Ayet istediniz hadis istediniz kaynağı ile yazdım. Fakat yeterli olmamış. Ne söylesem size karşı boştur. Yazdığım her ayet ve hadise karşı cikacaginizi bildiğim için daha fazla cevap veremeyeceğim. Kul hakki konusunda lütfen baska hocalarımıza soru sorunuz. Umulur ki ikna olursunuz...

Sarp Kentmen

20 Nisan 2022 09:16

Sayın Kara, Yazdığınız yazıdaki asıl ibare şu: “Cenâb-ı Allah, “Kul hakkı ile yanıma gelmeyin” buyurmaktadır.” Bu ifade son derece basit ( “kapalı bir anlamı yok” manasında), apaçık, kolayca anlaşılır, karmaşık olmayan, girift olmayan, uzun uzun yorumlara ihtiyaç duymayan, dolayısıyla hiçbir yoruma ihtiyaç duymayan bir ibaredir. Birisi bana kalkıp da “Hamd, mahlûka (kim olursa olsun ister peygamber, ister ana baba, ister çoluk çocuk), nimete vs.ye edilir mi?” diye sorsa ben “ Hayır, kesin olarak edilmez. Bunun için Fatiha suresi 1. ayette ‘Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.’ yazılıdır.” derim. Ek olarak da “Bunun yanında ‘ Şükür, hem Allah’a hem de mahlûka, nimete edilir. Lokman 12 ve 14. ayetler böyle buyurmaktadır.’ diye cevap veririm.” Ve bu konu BENİM İÇİN BURADA KAPANIR. Ancak sizin ibareniz “ ALLAH BUYURDU” diyor; buyurduğu emri de ekliyorsunuz: “KUL HAKKI İLE YANIMA GELMEYİN”. Bana lutfedip de yazdığınız cevapların hiçbirinde “KUL HAKKI İLE YANIMA GELMEYİN” ibaresi GEÇMİYOR. Allah-u Teâlâ’nın bütün sözleri kayıt altındadır ve O’nun (CC) koruması altındadır. Kuran meallerinde O’nun (CC) kelimelerinin eşanlamları – eğer varsa – yazılabilir; ancak Kuran’da böyle bir ifade, eğer sizin yazınızda kaydettiğiniz şekilde bir ibare varsa ONU AYNEN İKTİBAS EDEBİLİRSİNİZ… EĞER YOKSA ALLAH-U TEÂLÂ’YA ATFEN BÖYLE BİR DAVRANIŞTA BULUNMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BURADA YAZMAYA ELİM VARMIYOR… Gelelim hadislere: Aynı yolu izlersek Resulullah’ın (sav) sözleri aynen verilir; daha sonra yoruma geçilir eğer ihtiyaç varsa. Bana gönderdiğiniz hadislerin içinde de bu ibare yer almıyor. Dolayısıyla HADİS METİNLERİNİN İÇİNDE de bu “KUL HAKKI İLE YANIMA GELMEYİN” İBARESİ YER ALMIYOR… Birisi kalkıp (hakaret etmemek kaydıyla), İmam Buhari hakkında, el- Cevzi hakkında, Aliyyu’l- Kari hakkında, Afganî hakkında, Abduh hakkında, Elmalılı hakkında, Prof.Dr.Mustafa ÖZTÜRK hakkında, Mustafa İSLAMOĞLU hakkında, Prof.Dr.Yaşar Nuri ÖZTÜRK vs. hakkında bir sürü şey söyleyebilir, yazabilir. Bunlar literatürde kayıtlıdır. Ama iş RESULULLAH (SAV) HAKKINDA SÖZ SÖYLEMEYE GELİNCE, takdir edeceğinizi umarak şunu açıkça yazmama izin veriniz, işin mahiyeti ÇOK değişir. Hele bir de ALLAH-U TEÂLÂ’YA ATFEN SÖZ SÖYLEMEYE GELİNCE, işin mahiyeti ÇOK AMA GERÇEKTEN ÇOK DEĞİŞİR… BİRİLERİNİN ( Bu “birilerinin” kim olduğu hususunu da sizin takdirinize bırakıyorum.) yorumuna katılarak, o ibare sanki Allah-u Teâlâ tarafından emredilmişçesine, hiçbir araştırma ihtiyacı duymadan, tekrarlamanıza, söylemenize, bunda da ısrar etmenize benim çok ciddî manada itirazım var. Kayıtlara geçmesi için bu satırları kaleme alıyorum. Tüm FİİLLERİMİZİN ve SÖZLERİMİZİN Amel defterlerimizde olduğunu ve “O GÜN” karşımıza çıkacağını size hatırlatırsam, umarım bana, en yumuşak ifadesiyle “kırılmazsınız”… Son olarak Maide 54 ve Fetih 29’daki “müminlere şefkatli, kâfirlere şiddetli davranmak” emrine itaat etmeye çalıştığım için de Âlemlerin Rabbi olan Allah-u Teâlâ’ya hamd ediyorum. Size tekrar hayırlı ramazanlar diliyorum. Benim bu satırları size bir müslüman olarak yazmam, sizin de bana hüsnü zan gösterip “ Size de hayırlı ramazanlar.” ifadesini yazdırmaya yetmedi… Sizden epeyce yaşlı olan bu karacı meslektaşınıza,bu defa “aynı mesleğe sahip olmak” bakalım bunu sağlayabilecek mi?!... Allah-u Teâlâ’nın selamı tüm müminlerin üzerine olsun.

Vehbi Kara

19 Nisan 2022 18:48

Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48) Görüldüğü gibi burada af yoktur. Sevabına veriyorsun. Sevabın yoksa onun günahını yükleniyoruz. Kul hakkını Allah affetmiyor...

Sarp Kentmen

19 Nisan 2022 17:26

Sayın Kara, Açıklamalarınız için teşekkürler. Bu şartlar altında Nisa 48. Ayet ile aynı surenin 116.ayetlerinin tamamını buraya almam gerekiyor: Nisa 48: “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” Nisa 116: “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” Aynı surede iki defa tekrarlanan bu ayetler, “şirk’in dışındaki günahların Allah’ u –Teâlâ tarafından AFFEDİLME İHTİMALİNDEN” söz etmektedir. “KUL HAKKI İLE YANIMA GELMEYİN!” ifadesinin kaynağını halen sizden öğrenebilmiş değilim. Öğrenebilmeyi şiddetle arzu ediyorum. Allah’u –Teâlâ’nın hakkını gözetmeyenin, nasıl olur da kul hakkına gerçek anlamıyla önem verebileceğini anlamakta da güçlük çekiyorum. Velev ki verse bile Furkan 21-22-23 ne buyuruyor, bu nokta ÇOK BÜYÜK BİR ÖNEM arz ediyor. Sadece sizin zikrettiğiniz İBARENİN KAYNAĞINA ihtiyacım var; bunun geleceğini umut ediyorum. Bu vesile ile size hayırlı ramazanlar diliyorum.

Vehbi Kara

19 Nisan 2022 08:31

" Öyleyse yetimin hakkını sakın yeme. " Duha Suresi 9. Ayet; " Hayır, hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. " Fecr Suresi 17. Ayet; " Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir. " Nisa Suresi 10. Ayet; Peygamber efendimiz Hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur;" Kim ki yetimin hakkını yer ise ahirette o kişi iflas eder. "Bir diğer hadis- şerifte de kul hakkı yemenin vebali için şu şekilde bahsedilmiştir;" Kim birinin hakkını yediyse ahirette zor duruma düşmemek için o kişinin gönlünü alın, helalleşin. Borcu olan bir kişi cennete giremez. "

Sarp Kentmen

18 Nisan 2022 10:20

Sayın Kara, Biz Kitap'lı ümmetiz... Kaynak sorarız. Kaynak şöyle belirtilir: "Şu surenin, şu ayeti ve/ veya şu hadis kitabının şu no.lu hadisi." Şirk konusu Nisa suresi 48. ayette kayıtlıdır. Burası tamam...Şimdi sıra " Kul hakkı ile yanıma gelmeyin!" emrinin Kur'an'da hangi surenin hangi ayetinde ve hangi hadis kitabında geçtiğini yazmanızda. Dikkat ederseniz bu ifade direkt olarak Allah-u Teâlâ KAYNAKLI. Bunu bir zahmet yazarsanız çok sevineceğim. Bekliyorum. Teşekkürler.

Vehbi Kara

18 Nisan 2022 05:36

Ayet ve hadislere bakarsanız Allah in iki günahı affetmedigini öğrenirsiniz. Bir tanesi şirk yani Allah a ortak koşmak tir. İkincisi ise kul hakkı dır. Bu konuda ayette çok açıktır. Ruzi mahşerde kul hakkı olanlar sevapları verecekler. Eğer sevabı kalmamış ise o kişinin günahını yuklenirler.

şuayıp

18 Nisan 2022 00:31

Allah zor şartlarda tutuğunuz oruçlarınızı kabul etsin.Bab-ı Reyyan kapısından Cennete girin İnşaallah.

Nerde?

17 Nisan 2022 23:39

Ömer dayı, yaldız technichse ünivörsidi nerde yazıyo, göremedim ben

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle