Soyadında Yazmakla Türk Olunmaz
Türk demek kanı, canı ve imanı ile İslam’a hizmet eden millet demektir. İslamiyet ile Türklük birbirinden kopmaz bir gerçektir. Müslümanlıktan çıkan biri aynı zamanda Türklükten de çıkar. Kendini başka birisi olarak görür. İslam kardeşliğinden kopup aleme maskara olur.
Örneğin Macarlar; Türk, Hun soyundan gelir. Bugün Katolik Hıristiyan olmuşlardır. Türklükle, İslam ile hiçbir bağları kalmamıştır. Kendilerine Türk denildiği zaman rahatsızlık duyarlar. Demek ki; Türk kalabilmek için Müslüman olmak şarttır.
Türkler; Müslümanlıkla şereflenmezden önce göçebe olarak yaşayan bir topluluktu. Yaşam şekillerini ve kültürel yapısını Orhun Anıtlarından ve bazı Çin kaynaklarından öğrenebiliyoruz. İslamiyet’ten önceki Türk toplulukları ile övüneceğimiz pek bir şey yoktur. Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar; Gök-Tanrı’ya kurbanlar sunan atalarına kutsallık veren pagan inançları ile yaşayan topluluklardı. Orta Asya Şamanizmi’nin esasları eski Türklerde de yaygındı. Gök Tanrı, güneş, ay, yer, su, ata, ateşe tapan eski Türk toplulukları vardı. Bu bilgileri vermekten maksat İslam’dan önceki Türklerin ne derece ilkel bir durumda olduklarını anlatmak içindir. Putperestliğe ve Allah’a ortak koşmaya dayanan bir inanç sistemini benimsedikleri için atamız dahi olsa bunlarla övünemeyiz. Fakat Karahan Devletinin kurucusu Satuk Buğra Han’ın Müslüman olması ile birlikte İslamiyet’i seçen Türk obaları; kahramanlığın en güzel şeklini göstermiştir.
Bütün dünyayı ateşe veren Moğol canilerini; Türkler durdurmuştur. Türk Hakanı Celalettin Harzemşah defalarca yenilmez denilen Cengiz Han’ın ordularını bozguna uğratmıştır. Sultan Baybars ise Moğollara son noktayı Ayncalut’ta vurmuş, bu Asya’nın en büyük çapulcuları daha ileriye gidememiştir.
Daha sonra Anadolu Selçukluları ortaya çıkmış Birinci ve İkinci Kılıç Arslan ile Haçlı ordularını defalarca Anadolu’ya mezar etmiştir. Bütün Müslüman topluluklar İslam’ın keskin kılıcı Türkler sayesinde derin bir nefes almıştır. Daha sonra Osmanlı Devleti ile birlikte dünyanın en büyük ve mamur şehirleri kurulmuş emsalsiz sanat eserleri ile dolu, bütün dünyanın gıpta ile baktığı bir İslam ülkesi kurulmuştur. Adaletli bir yönetim sayesinde tam 600 yıl boyunca Türkler; Müslümanların gözbebeği haline gelmiştir. Bu sevgi ve saygı bütün engellemelere rağmen hâlâ devam etmektedir.
Zulme uğrayan, yok olma tehlikesi ile karşılaşan Müslim veya gayrimüslim yüzlerce topluluk akın akın bu kahramanlığın hüküm sürdüğü coğrafyaya akın etmiştir. Osmanlı Devletine, İspanya’daki engizisyon mahkemelerinden kaçan Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan topluluklar; özgürce dinlerinin gereklerini yaşamış, kültürlerini koruyabilmiştir. Son dönemde ise İslam’dan ve kahraman atalarımızdan ne derece uzak düştüğümüz açık bir şekilde anlayabilmek mümkündür. Bakın, soyadı Türk olan bir cumhurbaşkanımız neler söylemiş. 1970’lerin Kültür Bakanlığı müşaviri Osman Saraç’ın anılarından bir bölümü aktararak nasıl bir noktaya düştüğümüzü izah edelim.
Bir Türk heyeti resmî temas için kalabalık şekilde İran’a gitmiştir. Ziyaret edilen yerler arasında meşhur tasavvuf şairi Hafız-ı Şirâzî de bulunmaktadır. Heyette bulunan Kültür Bakanlığı Müşaviri Saraç, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e “Efendim müsaade buyurursanız bir Fatiha okuyabilir miyim?” diye sorar. Fakat Cumhurbaşkanı çok rahatsız olur ve der, “Canım nereden icap etti şimdi bu? Biz laikiz. Ne münasebeti vardı böyle”
Buna aldırmayan Saraç, Yahya Kemal’in “Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış. Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle” diye başlayan meşhur “Rindler’in Ölümü” şiirini yüksek sesle sonuna kadar okuyup bitirir. Şiir bitince Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ne dese beğenirsiniz? “Fatiha’yı ne kadar güzel okuyorsunuz?”
İşte Deniz Kuvvetleri komutanlığı da yapmış bir amiral ve cumhurbaşkanımızın hali budur. Demek ki soyadında “Türk” yazmakla gerçek bir Türk olunmuyor. Peki, ne oldu da bu çok güzel hasletlerimizi, kültürümüzü ve inançlarımızı kaybettik? Bunun sadece iki sebebini arz edeyim…
Bize tepeden tırnağa Munis Tekinalp yani Moize Cohen’in temelini attığı ideoloji ile İslam’dan uzaklaşmanın ilk adımı atıldı. Gizli Sabatay Yahudileri, Ermeni ve Rum dönmeleri Türk soyadını alarak çok çeşitli etnik kökenden gelen vatandaşımızı ayrıştırmaya başladılar. Türklüğü kendilerine has kıldılar.
Yetmedi; Agop Martayan isimli bir Ermeni’yi Türk Dil Kurumu’nun başına geçirdiler. Soyadı kanunu ile “Dilaçar” adını alan bu şahıs; “Güneş Dil Teorisi” ile meşhur oldu. Türkçe’nin canına okudu. Uydurukça kelimeler milli eğitimde kullanılarak İslam dininden uzaklaştırılmış yepyeni bir nesil türedi.
İşte bir şiiri Fatiha zanneden bir cumhurbaşkanından Kur’an’ı mükemmel bir şekilde okuyan bir cumhurbaşkanına kavuştuk elhamdülillah. Demek ki doğru yoldayız. Vesselam…


