Said Nursi’nin Eserlerinden Referans Vermek ve Şükür
Bir okuyucum yazmış olduğum bir yazı ile ilgili olarak “ Oldu mu şimdi? Said Nursi olmadan yazı yazmazdın ya… Dur bir daha okuyayım vardır bir yerinde mutlaka” diyerek bir yorum yapmış.
Bu dikkatli okuyucum aslında haklı. Makalede Bediüzzaman Said Nursi ismen geçmese de yazının ruhu Said Nursi’nin eserlerinden alındığını söylemem gerekiyor. Zira serbest piyasa ekonomisinin öneminin vurgulandığı bu yazı; Nursi’nin “Malikiyet ve Serbestiyet Devri” öngörüsünden istifade edilerek neşredilmiştir.
Yorumun diğer kısmı maalesef doğru değildir. Keşke daima Said Nursi’nin fikir ve düşüncelerinin geçtiği yazılar kaleme alsam. Fakat olmuyor, yapamıyorum. Güncel siyasi olaylar ve ekonomik gelişmeler ile ilgili olarak okuyucuların ilgisini çekmek ve yaşamış olduğum tecrübeleri aktarmak icap ediyor.
Hâlbuki eserlerinin çok büyük bir kısmı iman hakikatleri ile alakalı olan Said Nursi’den istifade edilecek o kadar çok husus var ki. Dünyanın bir oyun ve oyalanmadan ibaret olduğu gerçek hayatın ahiret olduğunu ifade eden Kur’an ayeti, asıl üzerinde odaklanmamız gereken yerdir.
Çünkü dünyada en fazla 100 yıl yaşasak bile sonsuz ahiret yurdunda ebedi olarak kalacağız. Eğer bir kere dünya hayatından bahsetmiş olsak bin kere gideceğimiz sonsuzluk ülkesinde bize gerekli işlerden bahsetmek lazımdır.
Evet, dünya ahretin tarlasıdır. Burada ne ekersek orada onu biçeceğiz yani onun karşılığını göreceğiz. Bu nedenle dünyadan bahseden yazılarda dahi ahiret yurdunda bize faydalı olacak şekilde bahsetmek gereklidir.
Sonsuzluk ülkesinde en önemli makam ve şeref Allah’ın rızasını kazanmak ile mümkündür. Yoksa cenneti kazanmak için namaz kılınıp ibadet edilmez. Namaz, oruç ve dua gibi ibadetler Yaratıcımızın bizlere verdiği nimetlere bir şükür olarak yapılır. Aksi takdirde yapılan ibadetler battal olur kabul edilmez. Bu nedenle namaz gibi ibadetlere başlarken “niyet ettim Allah rızası için filanca namaza” denilmektedir.
Peki, niçin Allah’a hamd edip şükretmek zorundayız? Bu konuda said Nursi’nin eserlerine referans yaparak düşünüp tefekkür etmek gerekiyor.
Her şeyden önce şu hususu bilmek gerekir ki; yokluk karanlıklarından bizi çıkarıp dünya âlemine getiren Rabbimizdir. İsteseydi bizi yaratmayabilirdi. Fakat madem yokluktan çıkıp kâinata gelmişiz o halde Allah’a bir şükür borcumuz vardır.
Yaratılmış varlıklara baktığımızda ciddi bir fark görürüz. Nitekim bazı varlıklar hayat sahibi bazıları ise cansızdır. Koskoca bir dağ sabit olarak cansız bir şekilde dururken bir çiçek canlı olduğu için hayatı daha güzel bir şekilde idrak edebilmektedir. Bu nedenle Allah’a bizi hayat sahibi kıldığı için bir şükür etmemiz gerekmez mi?
Canlılar dünyasına baktığımızda milyonarca tür bitki ve hayvanlar olduğunu görebiliyoruz. Hatta gözümüzün görmediği yani kızılötesi ve morötesi dalga boyunda nice canlılar yaşıyor. İşte bu alemde hareket eden, nefes alıp güzel çiçeklerin kokusunu hisseden, türlü türlü gıdalardan tat alıp uyuyarak istirahat eden bir canlı olarak yaratıldığımız için bu nimete karşılık bir şükür içinde olmamız lazım değil midir?
İnsan hareket edip hayatın gerçek lezzetini tadabilen canlılar arasında hayvanlardan çok farklı olarak yaratılmıştır. İnsanlar şuurlu varlıklardır. Ne yaptığını bildiği gibi geçmişten ve gelecekten etkilenebilirler. Hayvanlardan farklı olarak yiyip içmek gibi ortak özelliklerimizden başka binbir türlü özellikleri vardır.
İyilik karşısında sevinen üzücü olaylar karşısında ağlayabilen bir ruh yapımız var. Mesela siz hiç ağlayan veya gülen bir hayvan gördünüz mü? İşte binlerce duygu ile yüklenerek dünyaya gönderilen insanı diğer canlılardan üstün olarak yaratan Allah’a karşı daima secdede dahi olsak yine de gerekli şükrü gösterdik diyebilir miyiz?
İnsanlar alemine baktığımızda ise çok önemli bir özelliğimiz ortaya çıkmaktadır. Bu vatanda yaşayan çoğu insan gibi Müslüman bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldiğimiz için ayrıca bir şükür daha göstermemiz gerekiyor. Çünkü Allah’ı tanımayan her şeyin kendi kendine olduğunu vehmederek hayvan gibi yaşayan nice insan var.
İşte şükür içinde olmamız için en önemli sebep de budur. Zira Allah, bizi iman ile şereflendirmiştir. Her şeyin dizgini elinde olan kainatın ve alemlerin yaratıcısı bir olan Allah’a iman ediyoruz. Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselama ümmet olan bir insan, daima verilen bu büyük nimete karşı şükür içinde olmalıdır.
Bazen başımıza hastalık gibi musibetler geldiğinde bunun bir imtihan olduğunu düşünmeliyiz. Zira Hazreti Ebubekir gibi ruhların Ebu Cehil gibi fena insanlardan ayrılması için bir sınama içinde olduğumuzu unutmamak için bazı musibetler bizlere isabet ediyor. Eğer başımıza bir hastalık veya kötü olay geldiğinde ayetlerde geçtiği üzere; Allah için yaratıldığımızı ve yine O’na rücu edip döneceğimizi unutmamalıyız…
İşte bu yazının son bölümünde de Said Nursi geçmiyor görünmektedir. Halbuki bu yazdığım hususlar onun Şükür Risalesi isimli eserinden alınmıştır. Zaten Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinin çok büyük bir bölümü ayet ve hadis tefsirleridir.
Özellikle günümüzde ihtiyaç duyulan ve anlaşılması gereken ayetler vurgulanarak imanımızın kuvvetlenmesi için bu eserler yazılıp neşredilmiştir. Toplumsal olayları inceleyen ve İslami bir bakış açısıyla değerlendiren eserleri de yok değildir. Lakin bunlara ayrılan kısım iman konusu ile mukayese edildiğinde neredeyse yüzde 5-10 civarında kalmaktadır.
Yazmış oldum makalelerde dini ve ahlaki açıdan güzel görünen ne varsa bütün hepsi bu eserlerden istifade edilerek neşredilmiştir. Eğer yanlış bir şey gördü iseniz biliniz ki bu benim hatalarımdan ve cehaletimden kaynaklanmıştır, vesselam…


