• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Vehbi Kara
Vehbi Kara
TÜM YAZILARI

Sabetaycı Çocuklar Niçin Din Değiştiriyorlar?

29 Nisan 2019
A


Vehbi Kara İletişim: [email protected]

1626 Yılında İzmir’de doğan Sabetay Sevi, Yahudilik inancını; deyim yerindeyse altını üstüne getirmiş bir kişidir. Sevi’nin kendi inançlarına göre sapkın fikirleri olduğunu iddia eden Yahudiler, bu kişiyi Osmanlı Devleti yöneticilerine şikâyet ederek dinlerini yozlaştırdıklarını iddia etmişlerdir. Halen de Yahudiler, Sabetaycıları kendi dininden kabul etmemekte ve İsrail’de yaşamalarına müsaade etmemektedirler.

İşte 350 yıldan beri ülkemizde yaşayan Müslüman ismi taşıyan, Cuma namazlarını kılan hatta Hacca dahi giderek gizli Yahudi inançlarını sürdüren bu topluluk hakkında kamuoyunu bilgilendirmek hem bir gazetecilik görevi hem de sosyolojik bir çalışmadır. Ne yazık ki bu sırlı, gizemli insanlar hakkında; benden başka ciddi makaleler yazan çok az sayıda kişi vardır. Umulur ki Türkiye’nin çok önemli ve yönetici kademesini ilgilendiren sabetaycılar hakkında benzeri çalışmalar kaleme alınır…

Sabetaycılığın bir de tıbbi psikolojik bir boyutu vardır. Çünkü Sabetaycı ailelere mensup çocukların çift kimlikli olmalarından dolayı yaşadıkları travma çok büyüktür. Ülkemizde cereyan eden bazı adli vakalar sırf bu grubu ilgilendirdiği için üstü örtülmekte ve gizli kalmaktadır. Örneğin Adnan Hoca adıyla bilinen suç örgütü bu ailelerle çok yakından ilişkili olup kamuoyunun bilgisi dışında çeşitli organize suçlar işlenmektedir.

 Sabetay Yahudilerinin yaşamış oldukları en büyük sarsıntı; belirli bir yaşa geldiklerinde “gizli Yahudi” olduğunu öğrendiklerinde başlamaktadır. Bazı gençler; böyle bir şeyi kabullenmekte zorluk çekmekte hatta intihara kalkışanlara dahi rastlanmaktadır. Bir çok genç ise gizli Yahudi olmayı reddedip Müslüman kimliğini gerçekten sahiplenip ihtida etmektedir. (Müslüman olmaktadır)

Müslüman görünümünde yaşayıp daha sonra hiç anlamadığı bir dilde Yahudi inancına göre ibadet etmek, gerçekten de çok zor bir durumdur. Nitekim bu duruma isyan edip anne babasına “Siz hangi dine mensup olursanız olun, ben Müslümanım ve öyle kalacağım” diyerek rest çekenlere çok sık rastlanmaktadır.

Fakat asıl sorun Sabetay inancında yaşanan ve hiçbir toplumun kabul etmediği sapkın olarak görülen ahlaksız ilişkilerdir. Toplumumuzda “mum söndü” adıyla bilinen bu iğrenç olay çoğu gencin derin psikolojik bunalıma girmesine neden olmakta ve ailelerinden nefret etmesine yol açmaktadır.

Bu her 21 Mart gecesinde bir bayram olarak görülen ve “kuzu günü” adı verilerek yapılan organizasyonlarda akla gelebilecek her türlü sapkın ilişki yaşanmaktadır. Kuzu günü eğlencelerinin anlatıldığı birçok kitap yayınlanmış olup dileyenler yüzyıllardan beri süregelen bu eğlenceler hakkında detaylı bilgi edinebilirler. Bunlardan bir tanesi Yeşu Karilyo’nun “İzmir’in Çılgın Dedikoduları” isimli kitapta yayınlanmıştır. 1994 yılında Cep yayınları tarafından neşredilen bu kitapta yaşanan cinsel ahlaksızlıklar detayları ile anlatılmaktadır.

Bu makalede Sabetaycı aile çocuklarının çok büyük sarsıntılara girmesine yol açan bu olayın magazin kısmından ve mide bulandıran şekillerinden değil de; nasıl ortaya çıktığına, tarihsel ve sosyolojik yönüne değinmek istiyorum.

Sabetay Sevi; her ne suretle olursa olsun kendisine bağlı kalmasını istediği ilk 200 aileye çok önem veriyordu. Bu nedenle Müslümanlarla ve diğer din mensupları ile kız alıp vermemek ve aile bağı kurmamak gerektiğini düşünüyordu. Sabetaycıların bazı kolları hala bu konuda çok sıkı olup Sevi’nin emirlerini yerine getirmeye çalışmaktadır.

Kapancı, Karakaşi ve özellikle de Yakubiler arasındaki aile ilişkileri bazı farklılıklar arz etse de bu konuda son zamanlarda büyük tavizler verilmektedir. Yabancı aileler ile olan evlilikler nedeni ile Sabetay inancı özellikle Yakubilerde  oldukça zayıflamıştır.

Kapancı aileler; Karakaşi ailelere “Honyollu” yakıştırması yaparak onları küçümsemektedirler. İzmir Suikastı örneğinde olduğu gibi bu iki Sabetaycı grup arasında kanlı bıçaklı bir düşmanlık olduğu göze çarpmaktadır. Hatta bu iki Sabetaycı grup dahi birbirlerinden kız alıp vermezler.

Buna karşı gelenlere karşı kullandıkları çok güçlü maddi kozları vardır. Ayrıcalıklı eğitim imkanlarından mahrum kalmaktan tutun da büyük maddi servetlerin kaybına kadar çok fazla zarara uğrama endişesi; Sabetaycı çocukları din değiştirmeye zorlayan en önemli nedenlerden sayılmaktadır.

İşte içe kapanık ve bir çeşit komünal hayat yaşayan Sabetaycı aileler arasında; Yahudiliğin sapkın bir şekilde yorumlanması da işin içine girince “mum söndü” gibi akıl almaz ilişkiler ortaya çıkmış olmaktadır. İşin daha da ilginç olan yönü ise kuzu gününde hamile kalınan çocuklara kutsal çocuk muamelesi yapılarak; bu ahlaksız ilişkiler Sabetaycı aileler tarafından meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Sabetay Sevi’nin öğretisi; genel olarak Kabbala’nın yasakçılığı reddeden bir yorumudur. Tora-Talmud ekolünün tam karşısında yer alan bu Sabetaycı anlayış; beraberinde aşırı serbestlik yönünde bir noktaya gelmişti. Nitekim kaşer ve trefanın (domuz eti yasağı gibi bazı yemek sınırlamaları) kaldırılmasına kadar varmıştır.

İşte başka ailelerden kız alıp vermeme gibi nedenlerden dolayı bu serbestlik, her alanda hatta cinsel ilişkilerde dahi yaşanmaya başlamıştı. Soyun devamlılığı ve üstün ırk safsatası yüzünden bu inanç sahiplerinde böyle akıl almaz sapıklıklar vardır. Bazı önemli din büyüklerine evli kadınlarla beraber olduğu ve ensest ilişki kurduğu iftiraları atılmıştır. Ne yazık ki bu inanç hala devam etmektedir. Ershom Scholem’in kaynakları bu konuyla ilgili detayları vermektedir. Batılı iyice tasvir etmek safi zihinleri bulandıracağı için bu detaylara girmemeğe gayret ediyoruz.

Sabetay Sevi’nin hayatını anlatan hatta yere göğe sığdıramayıp öven bu kitaplarda; yapılan sapkın ilişkiler anlatılmakta, kuzu günü eğlencelerine yer verilmektedir. Sabetaycılar’ın bir kısmı bu sapık ilişkileri doğrulamakta ve hatta bizzat katıldıklarını itiraf etmektedirler.

Kuzu gününde yapılan bu eğlencelerin 20. Yüzyıldan itibaren yapılmadığı da iddia edilse de doğru değildir. Tüccar Ata Efendi ve Halil Ali Efendiler güya bu sapık eğlenceyi kaldırmıştır. Fakat yazılan kitaplarda hala bu eğlence ve merasimlerin yapıldığına şahit olunduğu ifade edilmektedir.

İşte burnumuzun dibinde yaşanan ve binlerce aileyi kapsayan bu duygusal fırtınalar ne bir romana veya ne de bir belgesele konu olmaktadır. Senaryo bulmakta zorluk çeken yazar ve sinemacılar nedense çok tehlikeli gördükleri bu alana ilgi duymamaktadır. Hâlbuki böylesine doğru dürüst hiç işlenmemiş bakir bir konuda, ellerinde çok güzel fırsat bulunmaktadır.

Elbette Sabetay Yahudilerinin hâkim olduğu eğitim, medya ve finans kurumları, buna karşı tedbir alıp böylesine harika bir senaryoyu hayata geçirmek isteyenlere engel olacaktır. Lakin gerçekten de önemli bir toplumsal yaraya parmak basmak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Bu topluluk ilişkileri; tarihsel ve sosyolojik manada incelenmesi gereken harika bir doktora tezi konusudur.

Gazeteciler için de çok ses getirecek bir yazı hatta dizi konusudur . Lakin işin üzerine giden araştırmacıların başlarına gelen felaketler, gazetecileri de yıldırmaktadır. Cesaret edip ülkemizde devam eden 350 yıllık Sabetay konusuna el atacak hakiki gazeteciler yoktur.

Soner Yalçın, Efendi isimli kitap serisini yazdıktan sonra birden kulvar değiştirmiş kendisi ile çelişkiye düşecek ölçüde bu yazılarından ve araştırmalarından vaz geçmiştir. Elbette kamuoyuna neden böyle bir değişikliğe gittiğine dair açıklama yapma borcu vardır. Aksi takdirde gazeteciliği ve yazarlığı bırakması gerekir zira kamuoyunu bilgilendirmek basın mensubunun en önemli görevidir.

Devlet ve üniversiteler ise menfaatleri gereği kör sağır ve dilsiz gibi davranmaktadır. Gerçi Rektör ve dekanların mühim bir kısmı bu aile mensupları olduğu için akademisyenler üzerinde baskı kurmaları doğaldır. Fakat bilim ahlakına karşı bu kadar da yüzsüzlük yapılmamalıdır.

Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı ailesine isyan etmiş çok sayıda Sabetay Yahudisi vardır. Bir kısmına değindiğim gibi dindar görünümlü bazı ailelerin bizzat kendi çocukları yapılan ahlaksız ve sapık ilişkileri kabullenmemekte ve ailelerini terk etmekte dinlerini değiştirmektedir.

Gündüzleri televizyonda kendince İslam’ı anlatırken, geceleri evde gizlice Yahudi duaları yapan, Müslümanlar gibi giyinmiş ve Müslümanlar gibi davranan, isimlerini değiştirerek sıkı sıkıya bağlı oldukları Yahudi inancını ve geleneklerini hiç terk etmeyen bu ailelere tahammül edemeyen çocuklar bazen ciddi psikolojik taravmalar yaşamaktadırlar.

Sabetay Yahudilerinin en güçlü oldukları yerlerden bir tanesi askeri okullardır. Şemsi Efendi mektebinden yani Meşhur Sabetaycı Şimon Zvi’nin okulundan mezun olanlar, askeri okullara girerek aynı FETÖ örgütü gibi görmüş oldukları kolaylıklardan ötürü kolayca yükselebilmekte general ve amirallikleri kimseye bırakmamaktadırlar. Askerlik mesleği yüzyıllardan beri bu topluluğun kontrolü altındadır.

Ruslara karşı kahramanca direnen ve defalarca yenilgiye uğratan Gazi Osman Paşa’nın niçin Plevne’de yardım alamadığını bu topluluğa mensup Paşaların hainliklerinden anlamak mümkündür. Diğerlerine girmeyeceğim zira şu anda toplumumuz daha fazlasına kaldıracak seviyede ve olgunlukta değildir.

Sabetaycı Generaller farklı gruplardan oldukları için her ne kadar birbirlerini idam ettirecek kadar acımasız olsalar da iş Türkiye’nin kilit noktalarını ele geçirmek olunca; her türlü fedakarlığı gösterip makamı ele geçirinceye kadar eski düşmanlıklarını unutabilmektedirler. Askeri darbeler hep bu acımasız Sabetay Yahudilerinin kumpasları ile yapılmaktadır.

Selahattin Galip’in “Dönmeler ve Dönmelik” isimli eserinde bu ailelere “dönme” adı verildiği ve yapıları hakkında kısmi bilgiler verilmektedir. Kendisi de bu aileden olan Ilgaz Zorlu’nun “Evet Ben Selanikliyim” adlı kitabı ve yapmış olduğu çalışmalar yararlanılması gereken kaynakların başında gelmektedir. Fakat bu kitapları öyle kolayca bulamazsınız. Eski kitapçıları ve sahafları karıştırmanız gerekir. Çünkü raflardan kaldırılmış olup tekrar yayınına bir türlü müsaade edilmemekte ve dağıtımı yapılamamaktadır.

Sabetaycılar için gerçek dinlerini gizlemek en önemli ibadettir. Sevi’nin protokollerinin 16. maddesi şöyledir:

Müslüman Türklerin adetlerine onların gözlerini örtmek için riayet edilsin, Ramazan orucu ve kurban için sıkıntı gösterilmesin, zahiri olan her ibadet uygulansın der. Bu amaçla Sabetaycılar Mevlevi, Bektaşi, Melami tarikatlarına gerçek kimliklerini saklayarak girmişler, mutasavvıf Müslüman görünümüyle kendilerini başarıyla gizlemişlerdir. Bugün de birçok Yahudi dönmesi; göstermelik olarak namaz kılıp oruç tutmakta hatta hacı olabilmektedir. Bunların yanında namaz-oruç gibi İslami ibadetleri göstermelik olarak dahi olsa uygulamayanlar daha çoktur.

Sabetaycılar konusundaki gerçeklerin gündeme getirilmesi; Sabetaycı basını paniğe sürüklemektedir. Bu nedenle makalenin uzunluğuna bakıp itiraz etmemek gerekir. Bölük pörçük yayınlamak konunun tekrar gümbürtüye gitmesine sebep olabilir. İstemeyen devamını okumaz olur biter…

Bu yazılar çok önemlidir zira Sabetaycı şeyhlerinden biri, toplantıları esnasında ayağa kalkarak “Nasıl olur da birisi Sabetaycıları ele verir, Sabetaycıların karanlık gizli yönlerini halka açıklar” diye bağırdığı görülmüştür. Diğer Sabetaycı aileler de deşifre olma korkusu ile büyük bir dehşet yaşamış ve haber yapanlara, ölüm tehditlerinde bulunmuşlardır.

Elbette bu yaşanan olaylar Sabetay ailesinden büyük travmalar yaşayan gençleri araştırma yaparak gerçek Müslüman olmaya yöneltmektedir. 350 Yıl süresince bu aileden olup da din değiştiren sayısız insan vardır. Fakat zenginlik ve bazı kamu kurumlarındaki menfaatlerden dolayı her ne kadar manevi çöküntü yaşamak pahasına da olsa devam ettirenlerin sayısı da hiç azımsanacak değildir.

Umarım bu yazılarım insanlarımızı uyandırır ve FETÖ örgütü gibi sinsi ve derin yapılarla ülkemiz aleyhine çalışan bu ailelerin farkına varılır. Unutmamak gerekir ki Osmanlı Devletinin yıkılmasına sebep olanların başında Sabetaycı asker ve Paşalar yer almaktadır. Ülkemizi İngiliz ve Fransızlara peşkeş çeken bu insanlar; Cumhuriyet döneminde de boş durmamışlar her 8-10 yılda bir yapılan askeri darbelerin uygulayıcısı olmuşlardır, vesselam…

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23