Ölümün Anlamını Öğretenler

04 Mart 2019 Pazartesi

Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü sık sık hatırlamak gerekiyor. Dünyanın bu en büyük gerçeği olan “ölüm” hepimizin başınadır. Hiçbir kimse bundan kaçamaz. Deve kuşu gibi başını toprağa gömüp “ölüm beni görmesin” diyenler ne kadar divane olduklarını bu yazı sayesinde çok iyi anlayabilirler.

Ölümden kaçmak yerine onun mahiyetini çözmeye çalışmak her aklı başında olan insanın vazifesidir. Kuran’da Peygamberimize hitaben “inneke meyyitün ve innehü meyyitün” ayeti; “Sen de öleceksin onlarda ölecekler” diyerek kaçınılmaz gerçeğe dikkat çekiyor. Hiçbir çare yok! Bir gün başımıza gelecek ölüm, bize önemli mesajlar vermektedir.

Bir doktor arkadaşımın eşi bu konuda ufkumuzu açacak çok güzel bir yazı kaleme almış. Yazıdan çok etkilendim. Elbette böyle güzel bir yazıyı okuyucularımla paylaşmak isterim. Zira bende aynı şekilde annemin vefatından sonra aylarca kendime gelememiştim. Hayatın gerçek yüzünü bu ölüm sayesinde bir parça idrak etme fırsatı buldum. İbretli bir yazıdır, sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim…

Annem vefatıyla, ağabeyim ise hayatıyla beni değiştirdi.

Üniversite son sınıftaydım. Hayallerim büyüktü ve gerçekleşmeye çok yakındı. Okulumdaki birden fazla bölümün  hocalarından asistanlık teklifi almıştım. Mutluydum. Bana aralarından birini seçmek kalıyordu. Akademide ilerleyecektim. Daha şimdiden bütün boş vakitlerimde kütüphaneye gidip, alanımdaki yüksek lisans ve doktora tezlerini okuyordum. Akademik lisana enikonu aşinalık kazanmıştım. Hocalarım ödev sunumlarımı pek beğeniyorlardı.

Annem ise çok hastaydı. Kanser bedenini ele geçirmişti. O sene yılbaşı tatilinde eve gittiğimde gördüğüm manzara şuydu: Annem artık iyiden iyiye yatağa düşmüştü. Babam  ve ağabeyim anneme bakmaya çalışıyorlardı.

Evde kalmaya karar verdim. Okul bekleyebilirdi. O günler, benim için de annem için de dünya hayatından ziyade berzah âlemine daha yakın gibiydi. Dışarıda baharın gelmiş olduğunu  annesiz kaldığım o ilk günlerde ancak fark edebildim. Bütün dikkatim annemin üzerindeydi. En ufak olumlu bir gelişme için gözünün içine bakıyordum. Acılarını dindirmek istiyor ama hiçbir şey yapamıyordum.

Doktorlar… Onlar da bir şey yapamıyordu. Çaresizce annemim ellerimin arasından kayıp gidişini izliyordum. Dualar… Sadece onlar yardımcı oluyordu. Var gücümle dua ediyordum. İnşallah bütün dualarım anneciğimin âhireti için kabul olmuştur.

Ölümle, o en büyük nasihatçi ile  tanıştığımda yirmi bir yaşındaydım. Ölüm, hayatı sorgulamama yol açtı. Nereye gidiyordum? Sonra, sonra ne olacaktı? Ölümün anlamı neydi? Bu dünyada nasıl yaşamak, nasıl ayrılmak istiyordum dünyadan? Yaşarken hayatıma neye göre ve nasıl bir anlam verebilirdim?

Cevaplar ağabeyimdeydi. Daha doğrusu onun beni tanıştırdığı Risale-i Nur eserlerinde. Hayatı da tanımlıyordu, ölümü de. Büyün şifreleri veriyordu. Hayat ve ölüm birbirlerine anlam katıyordu.

“Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister” diyordu Aziz Üstad.

Gülerek değilse de ağlayarak baktım.“İnsan ol” diyordu. “İnsan olmanın sırrını keşfet. Seni insan olarak yaratanın seni ne için yarattığına bak ve Ona itaat et!”

İtaat etmek istedim. İtaat etmenin yollarını bilmek istedim. İmanım vardı ama üzerinde çalışmam gerekiyordu. Namaz kılıyordum ama O’nun huzurunda namazda durduğum gibi durmam gerekiyordu. Bu bir yönüyle başörtüsü demekti.

Başörtüsü demek, kariyer planlarıma “elveda” demekti. Başörtüsü ile yola devam edilemediği günlerdi. Ben yola başörtüsü ile devam etmeyi seçtim.

Karar verdiğim günlerin ardından oturup kendime bir pardösü diktim. Onunla birlikte tesettüre girecektim. En son, düğme ve sair bir şeyler gerekiyordu. Çarşıya çıkacaktım. Henüz örtünmemiştim. “Neyi bekliyorum ki?” diye düşündüm ve başıma bir başörtüsü geçirdiğim gibi dışarıya fırladım. İlk kez dışarıya tesettürlü olarak çıktığım an…

O emniyet hissini hiç unutamam. Demek başörtüsü böyle bir şeydi. Evet, şeâirdi. Evet, temsiliyetti. Evet, teslimiyetti. Benim için Müslümanca yaşamayı seçmemin mukaddemesiydi.

O emniyet duygusu o gün bugün beni hiç terk etmedi. Kendimi bazen rüyalarımda başörtüsüz görürdüm. O rüyalar kâbustu; uyanınca sevinilen…

Şimdi üçü de âlem-i bekâda olan hem Üstadıma, hem anneciğime, hem ağabeyime gani gani rahmet olsun. Beni onlar değiştirdi. Ubûdiyet yolculuğum devam ediyor elbette ama ben artık ölümün de hayatın da  yüzüne gülerek bakabiliyorum. Minnettarım”.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • YunusYunus2 ay önce
    YENİŞAFAK GAZETESİ YÖNETİCİLERİNE,internette yazarlarınızın emaillelerini vermediğiniz ve YENİAKİT GAZETESİ gibi okuyucuya yorum hakkı verip okuyucuya saygılı olmadığınız için size ne yazık ki YENİAKİT GAZETESİNİN okuyucuya saygı duyup hak tanıdığı yorum imkanından sesleniyorum:AHMET ÜNLÜ bu gün çok güzel bir yazı yazmış, kendisini tebrik ediyorum.HZ EBU BEKİR (ra) ilk hilafete başladığı zaman verdiği hutbede “ Hak yiyenler yanımda yedikleri hakkı verinceye kadar zayıf, hakkı yenenler hakkını alıncaya kadar yanımda kuvvetli” buyurur.Bu kuralı uygulamak büyük bir iman ve takva işidir.Her dindar görünen , her sakallı, her türbanlı bu iman ve takvaya sahip olmadığı için hele zamanımızda dindarların yaptıkları karşısında sükutü hayal her zaman mümkün.Bu işin çaresi bu imandaki yazarların bir araya gelip birlik ve beraberlik içinde mücadele etmeleri.

Günün Özeti