--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Lozan’a giden yolda İngiliz politikası nasıldı?

Vehbi Kara
Vehbi Kara
22

Lozan Anlaşması, Türkiye’ye vurulmuş bir prangadır. Daha 10 yıl geçmeden bu anlaşma delik deşik edilmeye başlanmış ülkemize çizilen dar kalıplar kırılmaya başlamıştır. Boğazlar ve Hatay geri alınmış ve bu süreç hâlâ devam etmektedir.

Lozan Anlaşmasının genel mahiyeti hakkında bilgi vermek suretiyle Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada egemenlik haklarını elde etme konusunda nasıl bir çaba verdiğini ve vermesi gerektiğini yazılarımızda izah etmeye çalışıyoruz. Lakin konuyu karşı taraftan ele alacak olursak yani özellikle İngiliz siyaseti açısından değerlendirebilirsek daha doğru sonuçlara varmamız mümkündür.

Öncelikle Lozan Anlaşmasının İngilizlerin kontrolünde cereyan ettiğini ve İngiliz menfaatlerinin korunmuş olduğunu buna karşılık Türkiye’nin birçok konuda hayal kırıklığına uğradığını bilmek gerekiyor. Nitekim kurucu meclisimizin bu anlaşma metnini kabul etmeyeceği bilindiği için Türkiye’de ilk seçimler yapılmış Halk Fırkası yani bugünkü adıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayları neredeyse her yerde milletvekili olarak seçilmiş ve büyük itirazlara rağmen Anlaşma Meclis’te kabul edilmişti. 

Lozan Müzakereleri 24 Temmuz 1923’e kadar devam etti ve bu süreç Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile sonuçlandı. Taraf ülkelerin temsilcileri arasında imzalanan anlaşma, uluslararası anlaşmaların ülke meclislerince onaylanmasını gerektiren yasalar gereğince taraf ülkelerin meclislerinde görüşülmüş ve imzalanmıştır.

Türkiye tarafından 23 Ağustos 1923’te, Yunanistan tarafından 25 Ağustos 1923’te, İtalya tarafından 12 Mart 1924’te, Japonya tarafından 15 Mayıs 1924’te imzalanmıştır. Birleşik Krallık’ın anlaşmayı onaylaması ise 16 Temmuz 1924 tarihinde olmuştur. Yani neredeyse bir yıl sonra Türkiye’de halifelik kaldırıldıktan sonra anlaşma, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Lozan’ın Türkiye’yi belirli bir kalıbın içine sokmak ve bunun dışına çıkmasını önlemek maksadı ile yapıldığını anlamak için İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un konuşmalarına dikkatli bir şekilde bakmak gerekiyor. Bu sayede İngiliz siyasetini ve Türkiye üzerindeki emellerini daha iyi bir şekilde anlayabilmek mümkündür.

Curzon ısrarla yeni Türkiye’nin Asya merkezli bir devlet olması ve başkentin Anadolu’da bir yere taşınmasını istiyordu. Ona göre yeni başkent Bursa, Konya veya Ankara olabilirdi. Çünkü İstanbul Müslümanların siyasi gücünün sembolüydü. 

İstanbul’daki Padişah, halife olarak İngiliz İmparatorluğundaki Müslüman nüfus için en önemli tehdit olan “İslam Birliği” anlayışının temsilcisiydi. Bu durum İngilizlerin kontrolü altındaki Hindistan’da büyük bir tehlike meydana getiriyordu. Nitekim Müslüman kadınlar her fırsatta kollarındaki bilezikleri satıp Anadolu’daki milli mücadeleye destek olmaya çalışıyorlardı.

Eğer Padişah İstanbul’da bırakılırsa, Müslüman dünyası, Osmanlı Devleti’nin gerçekten mağlup olduğuna inanmayacak ve aynı anda hem tepkilerin hem de İngiliz İmparatorluğu adına gelecekteki sorunların merkezi haline gelebilecekti. Başkentin taşınması Müslümanların elindeki bu yüksek prestiji ortadan kaldıracaktı. 

Hilafeti, o tarihte Dünya’daki en büyük Müslüman nüfusa sahip olan İngiliz siyaseti için tehdit olarak gören Curzon, Türkiye’nin İslam dünyası üzerindeki nüfuzundan ve iddialarından vazgeçmesini istiyordu. Daha doğrusu kendi içine kapanık ve böylece İngiltere için bir daha asla sorun haline gelemeyecek bir Türkiye işlerine geliyordu ve uzun yıllar boyunca bu arzuları aynen gerçekleşecekti.

Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun eski Hindistan Genel valisi olan Curzon, Hindistan’daki 70 milyon Müslüman ile Afganistan, Mısır ve Arabistan’daki diğer Müslümanlardan endişelenmekte çok haklıydı. Bir oyalama ve aldatma siyasetine ihtiyaç bulunuyordu. Bu maksatla yani İngiliz çıkarlarının devamı ve çeşitli endişelere son vermek için işgallere son vermek ve Anadolu’yu Müslüman Türklere bırakmak gerekiyordu. İzmir işgali yanlış bir karardı. Fransızlar ve İtalyanlar da bölgeyi derhal boşaltmalıydılar. Nitekim bu konudaki baskılar sonuç vermiş ve işgaller bir müddet sonra sona erdirilmişti. 

Ancak yeni Türkiye; Arabistan, Irak, Suriye, Filistin ve Ermenistan ile ilişiğini de kesmeli ve onlardan ayrıştırılmalıydı. Zaten Mekke ve Medine’nin kaybedilmesi diğer Müslüman milletler üzerindeki prestijinin elinden alınması yeteri kadar sert bir darbe olmuştu. Fakat yeterli değildi.

Bunun için Müslümanların Hıristiyan dünyası üzerindeki zaferin bir sembolü olarak Ayasofya da geri alınmalıydı. Hiç olmazsa dini kullanımı olmayan uluslararası bir anıt haline getirilmeliydi. 

Curzon’un takip ettiği politikanın büyük bir kısmı hayat bulmuş ve gerçekleştirilmişti. Fakat bu ülkede yaşayan insanlar 2022 yılına geldiği halde bu acı gerçekleri hâlâ anlayamamışlardır, vesselam…

 

Yorumlar

(22)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Vehbi Kara

31 Ocak 2022 03:44

Lokanta da Lozan da hezimettir. İBB Baskani İmamoğlu da lokantada İngiliz elçisi ile gizli planlar çevirirken İstanbul kara resmim olmuştu. Safları sıkılaştırmak isteyen yorumcuya lokanta hatırlatması nedeni ile teşekkür ederim.

Safları sıklaştıralım beyleerrr!!!

30 Ocak 2022 11:57

Lokanta zafer miydi ,hezimet miydi? Ne kadar saçma bir tartışma... Bu bir saf meselesidir. İstiklal savaşımızda Kuvayı Milliye ve onun safındakiler, karşısında da işgalcilerle işbirliği ve onlara boyun eğerek halifelerini kurtarma planı yapan, bunun için yunan ordusu ile birlikte kuvacılara karşı savaşma teklifi götürüp, yunan generallerin dahi aklını durduran , kuvvacılara canları, malları, ırzları Müslümanlara helaldir diyen mustafa sabriler, dürrizadeler tayfası filan...Evet şimdi bu korkak vatan hainleri 30 Ağustos Zaferini, Cumhuriyeti , Lozanı hazmeder mi? Etmediler zaten...İngiliz kışkırtması ve işbirliği ile isyanlar çıkardılar. Cumhuriyetin Türk ordusu tarafından tepelendiler. Bugün bu tarz yazıları yazanlar hangi safta ? Çok açık değil mi ? Neyse nurcu ve doğal olarak fettullahçı birinden de kuvayı Milliye nin safında yer tutmasını bekleyecek kadar saf değiliz de bunların; Türk askerine kurşun sıkıp şehit eden , Cumhuriyete baş kaldıran şeyh sait eşkiyasına milli kahraman diyebilmeleri çok sakat ve bir o kadar da gülünç ve rezil bir durum değil mi ?

Yüksel

29 Ocak 2022 10:04

Ülkemizin kurtuluşunu İslama borçluyuz Yaşamasını, devamını ise islamdan uzaklaşmak ile olmalı diyenler İngiliz ve içerideki işbirlikçi kurucuları.

Shane diesel

28 Ocak 2022 21:45

VEHBİ BEY .LOZAN NE ZAFERDİR NEDE HEZIMET. SONUÇTA BİTMİŞ DAGILMIS ORDUSU KALMAMIŞ AVRUPALI BANKERLERE BORCLU HASTA BIR OSMANLIDAN KALAN KOTÜ BİR MİRAS VAR ORTADA.

Erkmen

28 Ocak 2022 21:03

Lozan bu ülkenin teminat senedidir. Bu anlaşmayı küçümsemek, firari bir padişahı yüceltmeye çalışmak hem kötüniyet hem de ihanettir

Vehbi Kara

28 Ocak 2022 18:34

Lozan ı kutsal metin olarak görüp her konuşmasında bunu referans gösterenler gerçekten çok cahil kişilerdir. 

Okur

28 Ocak 2022 15:44

Osmanlı imparatorluğunun 1500'lü yıllarından sonraki varlığı Amerika ve Avustralya kıtalarının bulunması sayesindedir. 

Rıfat

28 Ocak 2022 12:50

Allah kimseyi Lozan a zafer diyecek kadar ahmak yapmasın!..

Maskeli Balo

28 Ocak 2022 12:09

Tarihine bu kadar yabancı ikinci bir millet yoktur. Yorumlarda bu açıkça gözüküyor. Sultan Vahideddin Han İngiliz işbirlikçisi ve İngiliz gemisine binip kaçıyor öyle mi. 13 Kasım 1918 tarihinde başlayan İngiliz işgali, Lozan anlaşmasının imzalanması, meclis de onaylanması ve Cumhuriyetin kurulması öncesine kadar yani 4 Ekim 1923 tarihine kadar devam ediyor ve yaklaşık 5 yıl İngiltere'nin kontrolünde olan İstanbul'da ki hain, İngiliz işbirlikçisi Padişah kaçıyor. İngilizler kendi adamlarını neden İstanbul'dan çıkartsınlar, sahip çıkarak İstanbul'da tutmaları gerekmez miydi? Hadi çıkarttılar, neden direkt İngiltere'ye götürmediler de önce Malta'ya sonra İtalya San Remo'ya gitmesine ve sefalet içinde yaşamasına izin verdiler. Hal bu ki kendi adamlar dediğiniz padişahı İngiltere'ye götürmeleri ve koruyup kollamaları gerekmez miydi,mantığınıza göre olması gereken bu değil mi? Okuduğunuz tarihin kaynağı Sallama sistem olursa bu kadar olur.Lozan'a gelecek olursak,yaşanmış savaş sonrası yapılması düşünülen uluslararası anlaşmanın şartlarını " GALİP TARAF" belirler. Fakat sadece Yunanistan ile savaşmamıza rağmen yedi düveli yendik diye öğretilen tarih de galip taraf olmamıza rağmen belirtilen şartlara uyarak Lozan'a biz gittik. Yani şartları mağluplar belirledi. Lozan'ın zafer olmadığı, boğazlar meselesinin Montrö boğazlar andlaşması ile güncellenmesinden zaten belli oluyor. Kıbrıs, adalar, Mısır, Sudan, Yunanistan'ın ödemesi gereken tazminattan edilen feragat, Osmanlı döneminde parası peşin ödenen fakat yine feragat edilen iki gemi,Çanakkale Arıburnu'nun İngiliz toprağı olarak tanınması gibi maddeler galip devletin kabul edeceği maddeler mi, sorun bakalım mantığınıza! Hatta, savaşın bitmesi ve adı Lozan " BARIŞ " andlaşması olmasına rağmen devam eden süreç de İngilizler neden hala İstanbul'da? Anlaşma görüşmeleri bitti ve biz 24 Temmuz 1923 de imzaladık, İngilizler neden 16 Temmuz 1924'de meclislerinde geçirdiler, bunu da, sorun. Böyle bir anlaşma örneği var mı? İstanbul İngiliz işgali altındayken M. Kemal Paşa Gemi ile İstanbul'dan Samsun'a nasıl gitti? Bunu da cevaplasın mantığını!

Cumhuriyet kadını

28 Ocak 2022 11:52

Ne hilafeti ? Ne korkusu ? Osmanlinin egemenligindeki muslumanlar arap cöllerinde osmanlıyı arkadan vurdu ingilizler ise kendi emrindeki muslumanlarla bize karsı savastılar. Yani muslumanlarla müslumanlar savastı.kafandan senaryo yazma.osmanlidan enkaz borç kalmış bitmiş yıkık hasta osmanlının mirası olarak gittik lozana

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle